12 – Yusuf

Yusuf suresi Mekke döneminde inmiş olup 111 ayettir. Surenin birkaç ayeti hariç tamamında Hz. Yusuf Peygamberden bahsedildiği için sureye bu ad verilmiştir.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

  1. Elif lâm Râ. Bunlar, her şeyi apaçık bildiren kitabın (Kur’an’ın) ayetleridir. Elif-Lam-Ra harfleriyle ilgili Bakara suresinin 1. ayetinin dipnotuna bakabilirsiniz.
  2. Biz onu Arapça bir kitap olarak indirdik ki; aklınızı işleterek belki onu kavrayıp özümsersiniz.

Bu ayet, Arapçanın da diğer diller gibi normal bir dil olduğunu ancak Kur’an’ın ilk muhataplarının Arapça konuşmasından dolayı vahyin bu dille geldiğini anlatıyor. Anlaşılmayan bir şey zaten topluma istikamet veremez. Allah, Tevrat’taki hükümleri Kur’an’da tekrar inzal buyururken ve Hz. Musa’nın hadislerini aktarırken onların dilini Arapçaya çevirerek aktarıyor. İncil’deki direktiflerini ve Hz. İsa’nın hadislerini naklederken yine Arapçayı kullanıyor. Çünkü vahyin birinci muhataplarının dili Arapçadır. Arapça konuşan bir topluma başka bir dille kitap gönderemezsiniz.

  1. (Ey Resul!) Biz sana bu Kur’an’ı vahyetmekle, (aynı zamanda) geçmiş kavimlere ait haberlerin en güzelini anlatıyoruz. Hâlbuki daha önce bunlardan haberin yoktu.
  2. Hani Yusuf babasına: “Babacığım; ben (rüyamda) on bir gezegenin, güneşin ve ayın önümde hürmetle eğildiklerini gördüm” demişti.
  3. (Babası Yakup) şöyle dedi: “Yavrucuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma; sonra (şeytana uyup) sana tuzak kurarlar. Çünkü şeytan insan için apaçık bir düşmandır.”
  4. “İşte Rabbin seni böylece seçecek, sana (rüyada görülen) olayların yorumunu öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak’a nimetlerini tamamladığı gibi senin ve Yakup ailesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır. Şüphesiz Rabbin hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
  5. Gerçekten, Yusuf ve kardeşlerinin kıssasında (hakikati) sorup arayanlar için nice dersler vardır.
  6. (Kardeşleri) şöyle demişti: “Biz güçlü bir grup olduğumuz halde Yusuf ve kardeşi (Bünyamin) babamızın gözünde bizden daha sevgilidir. Doğrusu, babamız (bu konuda) apaçık bir yanılgı içindedir.”

Hz. İbrahim’in 3 oğlu vardır. İlk oğlu Hz. İshak, ikincisi Hz. İsmail, üçüncüsü Hz. Yakub’dur. Hz. İshak ve Ya’kub, Hz. İbrahim’in 1. eşinden, Hz. İsmail ise 2. eşinden doğmuştur. Hz. Yakub’un Hz. İbrahim’in torunu olduğu iddia edilse de Kur’an’da; İbrahim, İsmail, İshak ve Yakub peygamberlerin birlikte anıldığı (Bakara, 2/136; A.İmran, 3/84) ve “Biz O’na İshak ve Yakub’u da armağan ettik” (Enbiya, 21/72; Meryem, 19/49; Ankebut, 29/27) şeklinde geçtiği baz alınırsa Hz. Yakub’un, Hz. İbrahim’in oğlu olduğu iddiası doğruluk kazanacaktır. Hz. Yakub’un çocuklarından Bünyamin Hz. Yusuf’un anne-baba bir, yani öz kardeşi; ötekiler (baba bir, anne ayrı) üvey kardeşleriydiler. Diğer anadan olan çocukları babalarının her zaman kendilerine üvey evlat muamelesi yaptığı zannıyla Yusuf ve Bünyamin hakkında kötü düşünüyorlardı.

  1. (İçlerinden biri dedi ki:) “Yusuf’u öldürün ya da bir yere götürüp atın ki, babanızın ilgisi yalnız size yönelsin. Ondan sonra da tevbe ederek iyi kimseler olursunuz (babanızla münasebetleriniz düzeltir, işleri yoluna koyarsınız.)”
  2. Onlardan bir sözcü de dedi ki: “Yusuf’u öldürmeyin, onu bir kuyunun dibine bırakın ki geçen kafilelerden biri onu bulup alsın. Eğer (ona) bir şey yapmak istiyorsanız, böyle yapın.”
  3. (Bu karara vardıktan sonra babalarına) şöyle dediler: “Ey babamız! Yusuf hakkında bize neden güvenmiyorsun? Hâlbuki biz onun iyiliğini istiyoruz.”
  4. Yarın onu bizimle beraber gönder de yesin içsin gezip eğlensin. Şüphesiz biz onu koruruz.
  5. (Babaları/Yakub) dedi ki: “Doğrusu onu götürmeniz beni üzer, siz ondan habersiz iken onu kurt yer diye korkuyorum.”
  6. (Onlar da:) “Andolsun ki, biz, (güçlü) bir grup iken yine de onu kurt kaparsa, o zaman bize de yazıklar olsun” dediler.
  7. Nihayet kardeşleri onu götürüp kuyunun dibine bırakmaya karar verdikleri zaman biz Yusuf’a: “Andolsun ki, gün gelecek sen, onların bu yaptıklarını (senin kim olduğunu) kavrayamayacakları bir anda kendilerine hatırlatacaksın!” diye ilham ettik. Bkz. Yusuf 89-90

“Evhayna” fiili, ilham anlamında kullanılmıştır. Tıpkı Hz. Musa’nın annesine ilham edilmesi (Kasas, 28/7) ve Hz. İsa’nın Havarilerine ilham edilmesi (Maide, 5/111) gibi. Oralarda da “evha” fiili ilham anlamında kullanılmıştır. Çünkü Hz. Yusuf henüz peygamber olmamıştı. Allah’ın Hz.Yusuf’a kuyuya atıldığı zamanki bu va’di gerçekleşmiş ve Hz. Yusuf kuyudan çıkarıldıktan belli bir zaman sonra peygamber olmuştur.

  1. (Onlar, Yusuf’u kuyuya bıraktıktan sonra) yatsı vakti (yalandan) ağlayarak babalarına geldiler.
  2. “Ey babamız! Gerçek şu ki; yarış yapmak için bulunduğumuz yerden (biraz) uzaklaşmış ve Yusuf’u azıklarımızın yanında bırakmıştık. (Ne yazık ki) onu kurt yemiş! (Biliyoruz ki,) her ne kadar doğru söylesek de sen bize inanmayacaksın” dediler.
  3. (Yusuf’un) gömleğini üzerine bulaştırdıkları sahte bir kanla getirmişlerdi. (Babaları) dedi ki: “Nefsiniz sizi aldatıp böylesine (çirkin bir işe) itmiştir. Artık (bana) güzel bir sabır gerekiyor. Anlattıklarınıza karşılık ancak, Allah’ın yardımı beklenir.”

Yusuf’un kardeşleri gömleğe kan sürmüştü ama onu yırtmayı unutmuşlardı. Feryadı basan Hz. Yakub Yusuf’un gömleğini aldı ve onu gözlerine sürüp ağladı. Yapılan ihaneti ve hileyi sezmiş olacak ki çocuklarına şöyle söyledi: “Bu kurt ne kadar da ince ruhluymuş! Oğlumu yemiş ama ziyan olmasın diye sırtındaki gömleği yırtmamış.”

  1. Daha sonra bir kafile geldi, sucularını su almak için (kuyuya) gönderdiler. Adam kovasını kuyuya sarkıtınca (Yusuf kovaya sımsıkı yapıştı, kovanın Yusuf’la dışarı çıktığını gören adam): “Hey müjde! İşte size bir oğlan çocuğu” dedi. Kafiledekiler onu bir ticaret malı olarak (başkalarına) satmak üzere sakladılar. Oysa Allah onların ne yaptıklarını biliyordu.
  2. (Kafile Mısır’a varınca) Onu yanlarında alıkoymak istemedikleri için ucuz bir fiyata, birkaç dirheme sattılar.
  3. Onu satın alan Mısırlı adam karısına: “Ona güzel bak, umulur ki bize bir yararı dokunur ya da onu evlat ediniriz” dedi. İşte bu şekilde biz, Yusuf’u o yere (Mısır’a) yerleştirdik. Ona olayların doğru yorumunu öğrettik. Zira Allah, emrini yerine getirmeye kadirdir. Fakat insanların çoğu (bunu) bilmez.

Hz. Yusuf’u satın alan adamın, o günkü Mısır’ın Maliye Bakanı Kıtfir olduğu söylenmektedir. Yusuf’un serüveni Tevrat’ta, Tekvin bölümünde de anlatılmaktadır. Kenan ülkesinde yaşayan Yusuf’un İbranice’deki adı Yosaf’dır.

  1. (Yusuf) olgunluk çağına erişince ona bir muhakeme yeteneği ve bilgi yöntemi bahşettik. Ve işte iyiliği, güzel davranmayı huy edinenleri böyle mükâfatlandırırız.
  2. Ve (Yusuf’un) barındığı evin kadını onun gönlünü çelmek istiyordu ve (bu niyetle bir gün) kapıları sımsıkı kapatıp ona: “Haydi, gelsene!” dedi. Yusuf: “(Hâşâ) Allah’a sığınırım (sana yaklaşmaktan). Doğrusu O benim Rabbimdir, bana güzel bir konum kazandırmıştır. Gerçek şu ki, zalimler (nankörler ve zina edenler) asla kurtulamazlar” dedi.

Namahrem olan yani birbirlerine nikâhı düşen bir erkekle bir kadının yanlarında yakınları olmaksızın tenha bir mekânda bulunmaları doğru değildir. Bu konuda Hz.Yusuf ile ilgili anlatılan kıssadan alınacak büyük hisseler bulunmaktadır. İnsan, kendisini günaha götürecek yolları kapamalı ya da o yolları kullanmamaya gayret göstermelidir. Onun için İsra 17/32. ayetinde “Zinaya yaklaşmayın” söylemiyle fuhşa, zinaya götürecek olan bütün yolların kapalı tutulması isteniyor. Küçük günahlar büyük günahların artçı öncüleridir. Zinaya götürecek en küçük bir çıkış zinanın geleceğinin habercisidir. Onun için bu konuda bütün artçı davranışlardan uzak durmak gerekir. 

  1. Andolsun ki, kadın ona (göz koyup) istek duymuştu. Eğer Rabbinin (zinadan alıkoyan) delilini görmemiş olsaydı, Yusuf da ona istek duyacaktı. Biz, ondan kötülüğü ve fuhşu uzaklaştırmak için işte böyle yaptık. Çünkü o, bizim samimi kullarımızdandı.
  2. (Kaçmak isteyen Yusuf önde olduğu halde) ikisi de kapıya doğru koştular. Kadın, onun gömleğini arkasından boylu boyunca yırttı. Derken kapının yanında efendisine (kadının kocasına) rast geldi. (Kadın hemen) dedi ki: “Ailene kötülük etmek isteyenin cezası; zindana atılmaktan veya acıklı bir azaptan başka ne olabilir?”

26-27. (Yusuf:) “Asıl kendisi benim gönlümü çelmek istedi!” diyerek (kendini savundu). O an kadının yakınlarından duruma tanık olan birisi: “Eğer onun gömleği ön taraftan yırtılmış ise kadın doğru söylemiştir, o yalancılardandır. Yok, eğer onun gömleği arkadan çekilip yırtılmışsa, bu durumda kadın yalan söylemiştir ve kendisi doğruyu söyleyenlerdendir” dedi.

  1. Kadının kocası, gömleğin arka tarafından yırtılmış olduğunu görünce karısına: “Hiç şüphesiz bu, siz kadınlara özgü bir komplodur, çünkü sizin komplolarınız gerçekten büyüktür” dedi.
  2. (Adam: “Ey) Yusuf! Sen bu olayın üstünde durma (kimseye de bir şey söyleme)! Ve sen de (ey kadın) işlediğin günahtan ötürü bağışlanma dile, çünkü sen günah işleyenlerden birisi oldun” dedi.
  3. Şehirde birtakım kadınlar: “Filan adamın karısı, (hizmetçisi olan) genç (delikanlı) kölesinin gönlünü çelmeye kalkmış. Öyle ki Yusuf’un sevdası onun kalbine işlemiş. Doğrusu biz onu açık bir sapıklık içinde görüyoruz” dediler.
  4. (Kadın) onların bu tür dedikodularını işitince (bir davetçi) gönderip onları çağırdı. Onlar için oturup yaslanacakları bir yer hazırladı. Her birine birer de bıçak verdi ve Yusuf’a: “Çık karşılarına” dedi. Kadınlar Yusuf’u görünce güzelliği karşısında büyülendiler (şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve “Allah’ım, sen ne büyüksün! Bu bir insan değil, ancak saygın bir melektir” dediler.
  5. Bunun üzerine kadın onlara dedi ki: “İşte bu, beni hakkında kınadığınız kimsedir. Andolsun ki, ben, ondan karşılık almak istedim. Fakat o, iffetinden dolayı bundan kaçındı. Ve eğer (bundan böyle de) arzumu yerine getirmezse (birlikte olma teklifimi) kabul etmezse, mutlaka o zindana atılacak ve sürüm sürüm sürünecektir.”
  6. Yusuf: “Ey Rabbim! Zindan bana, bunların beni davet ettiği şeyden daha sevimlidir. Eğer onların komplolarını benden uzaklaştırmazsan, onlara meyleder ve cahillerden olurum” dedi.
  7. Ve Rabbi onun duasını kabul etti ve onu onların komplolarına karşı korudu. Çünkü O gerçekten her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi detayıyla bilendir.
  8. Sonra onlar (Yusuf’un suçsuzluğuna dair) bu kadar delili gördükleri halde, yine de onu (dedikoduların kesileceği) bir zamana kadar zindana atmayı uygun buldular.

Hz. Yusuf, suçlu bulunduğu için değil; karısına karşı pasif kalan, kişilik zaafı bulunan, dirayetsiz ve basiretsiz efendisinindik duramayışından ve aile itibarının yok olmamasından hapse atılmıştır. Hz. Yusuf’un suçluluğuna ilişkin en ufak bir kanıt bulunmadığı ve isnat edilen suçun Hz. Yusuf’la alakasının olmadığı ispatlanmasına rağmen suçlu muamelesi görerek zindana atılması saray kültürünün zorba yönetiminin acı bir göstergesidir. Bu durum aristokrat çevrelerin tutarsız ve adaletsiz atmosferini ortaya koymaktadır.

  1. Onunla beraber iki delikanlı daha zindana girdi. Bunlardan biri: “Ben (rüyamda) kendimi şarap sıkıyor gördüm.” Öbürü de: “Ben de başımın üzerinde kuşların yemekte olduğu bir ekmek taşıdığımı gördüm, bunun yorumunu bize bildir, çünkü biz senin gerçekten iyilik edenlerden olduğunu görüyoruz” dediler.
  2. (Yusuf) dedi ki: “Size rızıklanacağınız bir yemek gelecek olsa, ben (o yemek) daha gelmeden önce onun ne olduğunu size haber veririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Doğrusu ben, Allah’a inanmayan ve ahireti de inkâr eden bir toplumun milletini terk ettim.”
  3. “Onun yerine atalarım İbrahim’in, İshak’ın ve Yakub’un dinlerine bağlandım. Allah’a herhangi bir şeyi ortak koşmak bize yakışmaz. Bu inanç Allah’ın, bize ve tüm insanlara yönelik bir lütfudur. Fakat insanların çoğu Allah’a şükretmezler.”

Hz. Yusuf’un; “atalarım İbrahim’in, İshak’ın ve Yakub’un dinlerine bağlandım” demesi, Allah’a şirkin olmadığı gerçek tevhid dini olan İslam’a intisap etmesi demektir. Onun için “Allah’a herhangi bir şeyi ortak koşmak bize yakışmaz” diyor. Yani Tevhid dinini kabul ettikten sonra tevhidi yaralayacak davranışlar sergilemek doğru olmaz. Tevhid dininin tanımı Hz. Peygamberin getirdiği mesajda, örnekleri ise başta Hz. Nebi olmak üzere Kur’an’ın sunduğu peygamberlerin hayatlarında vardır.

  1. “Ey benim zindan arkadaşlarım! (Hiçbir şeye gücü yetmeyen) birbirinden farklı (uydurma) tanrılar mı daha iyidir, yoksa mutlak hâkimiyet sahibi olan tek Allah mı?”
  2. “O’ndan başka taptıklarınız, sizin ve atalarınızın takmış olduğu bir takım kuru isimlerden ibarettir. Allah, onların tanrı oldukları hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm ancak Allah’ındır. O, size kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.”
  3. “Ey benim zindan arkadaşlarım! (Rüyalarınızın yorumuna gelince): Biriniz (daha önce olduğu gibi) efendisine şarap sunacak, diğeriniz ise (suçlu bulunup) asılacak da kuşlar başının etini yiyecek. İşte hakkında yorum istediğiniz şey olup bitmiştir (ilâhî kaza ve hüküm yerini bulacaktır).
  4. (Yusuf,) kurtulacağını anladığı arkadaşına: “Efendinin yanında benden söz et (suçsuz olduğumu söyle ve özelliklerimi anlat)” dedi. Fakat şeytan, efendisine (Yusuf’u) anlatmayı adama unutturdu; (bu yüzden Yusuf) birkaç yıl daha zindanda kaldı.
  5. Bir gün kral dedi ki: “Ben rüyamda yedi zayıf ineğin yedi semiz ineği yediğini, ayrıca yedi yeşil başak ve bir o kadar da kuru başak gördüm. Efendiler! Eğer rüya yorumlamayı biliyorsanız, bu rüyamın ne anlama geldiğini bana açıklayın.”

Ayette sözü edilen Kral’ın Mısır’da M.Ö. 1700’den 1580’e kadar hüküm süren altı Hiksos kralından biri olduğu söylenir. Kıssada sözü geçen kralın İbranî kavminden olan Hz. Yusuf’a duyduğu güven ve yakınlığı sayesinde Mısır’a yerleştiği tahmin edilmektedir. İbraniler, Arabistan Yarımadası’ndan Mezopotamya’ya, sonra Suriye ve Mısır’dan Kuveyt’e kadar olan topraklarda yaşamış eski bir halk topluluğudur. İbrani asıllı halk genellikle İsrailoğulları, Midianitler, Yoktanitler ve Edomitler olarak anılır. Günümüzde sadece İsrail Halkı İbranice konuşur. Ayrıca Hiksos dilinin, eski Arap lehçelerinden biri olan İbraniceye çok yakın bir dil olduğu da bilinmektedir.

  1. (Ünlü tabirciler) dediler ki: “(Bunlar) karmakarışık rüyalardır. Biz böyle rüyaların yorumunu bilemeyiz.”
  2. (Zindandaki) o iki kişiden kurtulmuş olanı, nice zamandan sonra (Yusuf’u) hatırladı ve “Ben size rüyanın yorumunu haber veririm, hemen beni (zindana) gönderin” dedi.
  3. (Zindana varınca) dedi ki: “Ey özü sözü dosdoğru Yusuf! (Rüyada görülen) yedi zayıf ineğin yedi semiz ineği yemesi ve yedi yeşil başak ile bir o kadar sayıdaki kuru başak hakkında bize yorum yap. Ümit ederim ki (vereceğin bilgi ile) insanlara dönerim de onlar da (senin değerini) bilirler.”
  4. (Yusuf şöyle) cevapladı: “Öteden beri yapageldiğiniz gibi, yedi yıl ekip biçeceksiniz fakat yiyeceğiniz az bir miktar hariç, biçtiğinizi başağında öylece bırakacaksınız (depolayacaksınız).”
  5. “Sonra onun ardından yedi yıl sıkıntı ve kuraklık meydana gelecek. (Tohumluk için) sakladığınız az şeyin dışında (bu kıtlık yılları) daha önce biriktirdiklerinizin hepsini silip süpürecek.”
  6. “Sonra bunun ardından insanların yağmura kavuşacağı bir yıl gelecek. (O zaman) insanlar (meyveleri) sıkacak, (hayvanları) sağacaklar.”
  7. (Adam bu yorumu getirince) Kral: “Onu bana getirin” dedi. Elçi, Yusuf’a gelince (Yusuf) dedi ki: “Efendine dön de, ellerini kesen o kadınların derdi ne idi? diye sor. Şüphesiz Rabbim onların tuzaklarını/hilelerini hakkıyla bilendir.”

Kralın kendisini huzuruna çağırmasına rağmen Hz. Yusuf ‘un bu çağrıyı reddetmesi vakarlı ve onurlu duruşunun bir göstergesidir. Suçsuzluğu kanıtlanmasına rağmen zindana atılan Hz. Yusuf’un kralın huzuruna çıkarak boyun eğmesi onun için hem bir züldü hem de karakterine tersti. Nitekim Hz. Yusuf, hakkın örtbas edilemeyeceğinden, adaletin er ya da geç tecelli edeceğinden ve gerçeğin mutlaka ortaya çıkacağından emindi.

  1. (Bunun üzerine Kral o kadınları çağırtıp kendilerine:) “Yusuf’un gönlünü çelmek isterken ne sağlayacağınızı umuyordunuz?” diye sordu. (Kadınlar:) “Allah korusun, biz ondan en küçük bir kötülük görmedik!” dediler. Tam o sırada kralın karısı: “Artık gerçek ortaya çıktı!” diye atıldı: “Onun gönlünü çelmek isteyen bendim; o ise hep özü sözü doğru olan kimselerdendi!” dedi.
  2. (Yusuf olup biteni öğrendiğinde:) Amacım; efendim bilsin ki ben, arkasından ona ihanet etmedim. Gerçekten Allah hainlerin hilesini başarıya ulaştırmaz” dedi.
  3. “(Yine de) ben kendimi bütünüyle temize çıkarmaya çalışmıyorum. Çünkü Rabbimin merhameti olmadıkça, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” dedi.

“Nefis aşırı derecede kötülüğü emreder”. Yani akıl ve sağduyunun ahlaken iyi ve olumlu bulmadığı yöne doğru insanı sürükler. Ondaki güdüler genelde insana kötüyü iyi, iyiyi kötü; güzeli çirkin, çirkini güzel olarak empoze eder. Faydalı eylemleri zorlaştırarak, zararlı eylemleri ise kolaylaştırarak insanı yaratılış gayesiyle çelişen yollara sevk eder. Düşmanlıklar, savaşlar, kavgalar, aşırılıklar, kinler, ihtiraslar hep bu kaynaktan beslenir. Akıl ile vahiy uzlaşıp tek bir güç olmadıkça nefsin tasallutundan kurtulmak ve fıtrat bozulmasını önlemek mümkün değildir.

  1. Kral: “Getirin onu (Yusuf’u) bana, onu yakın çevreme (sırdaş olarak) alayım” dedi. Onunla konuşunca da (Yusuf’a): “Bugün(den sonra) sen artık bizim yüksek mevki sahibi ve güvenilir bir adamımızsın” dedi.
  2. Yusuf: “Beni ülkenin hazinelerine bakmakla görevlendir. Güvenilir ve bilgili bir koruyucu olacağımdan emin olabilirsiniz” dedi.
  3. İşte böylece biz yeryüzünde Yusuf’a güç ve imkân verdik. Öyle ki orada (Mısır’da) dilediği yerde konakladı. Biz kime dilersek rahmetimizi nasip ederiz ve iyilik yapanların mükâfatını kayba uğratmayız.
  4. Elbette ki, inandıktan sonra Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlar için ahiret ödülü daha hayırlıdır.
  5. (Derken, kıtlık yılı gelince) Yusuf’un kardeşleri (Mısır’a) çıkageldiler ve (Yusuf’un) yanına girdiler. Onlar Yusuf’u tanımadıkları halde o, onları hemen tanıdı.
  6. Ve onların yüklerini yüklettikten sonra, kendilerine: “(Bir dahaki gelişinizde) o baba bir (üvey) erkek kardeşinizi (Bünyamin’i) de getirin bana. Görmüyor musunuz, tartıyı tam tuttum ve (size karşı) son derece iyi bir konukseverlik gösterdim.”
  7. “Eğer onu bana getirmezseniz, artık benim yanımda size verilecek tek ölçek (zahire) bile yoktur ve bir daha da bana yaklaşmayın” dedi.
  8. (Kardeşleri:) “Onu babasından istemeye çalışacağız, kuşkusuz bunu yapacağız” dediler.
  9. (Yusuf) yardımcılarına da dedi ki: “Sermayelerini (erzak bedellerini) yüklerinin içine koyun. İhtimal ki ailelerine döndüklerinde bunun farkına varırlar da belki geri dönerler.”
  10. Onlar, babalarına döndüklerinde: “Ey babamız! Bize artık zahire verilmeyecek. Kardeşimizi (Bünyamin’i) bizimle gönder ki zahire alalım. Onu biz mutlaka koruyacağız” dediler.
  11. (Yakub:) “Daha önce kardeşiniz (Yusuf)u)size nasıl emanet ettiysem bunu da aynı şekilde size emanet mi edeyim? Allah koruyup gözetici olarak (sizden) elbette daha üstündür. Çünkü O merhamet edenlerin en merhametlisidir” dedi.

Bu ayet, Hz. Yusuf’un kendini öteki kardeşlerine tanıtmadan çok önce Bünyamin’e tanıttığını ve ağabeysi olduğunu göstermiş oluyor. “Onların (geçmişte) yaptıklarına üzülme” ifadesi, büyük kardeşlerin vaktiyle Hz. Yusuf’a yaptıkları kötülükleri ima ediyor. Hz. Yusuf’la ilgili yaşanan acıların mutlaka küçük kardeşi Bünyamin’in yanında anlatıldığı ve böylece onun kalbinde diğer ağabeylerine karşı düşmanca tepkilerin oluştuğu varsayımıyla Hz. Yusuf düşmanlıkları bertaraf etmek için kardeşini teselli ediyor.

  1. Yüklerini açıp zahire bedellerinin kendilerine geri verildiğini gördüler. “Ey babamız! Daha ne isteriz? İşte ödediğimiz bedeller de bize geri verilmiş. Onunla yine ailemize yiyecek getirir, kardeşimizi korur ve bir deve yükü zahire de fazladan alırız. Çünkü bu getirdiğimiz az bir zahiredir” dediler.
  2. Babaları: “Hep birlikte ölüm çemberine düşmeniz ihtimali dışında, onu (Bünyamin’i) kesinlikle geri getireceğinize dair bana Allah adına sağlam bir güvence, bağlayıcı bir söz vermedikçe onu sizinle birlikte göndermem” dedi. Oğullarının istediği güvenceyi vermeleri üzerine (Yakub): “Bu söylediklerimize Allah vekildir” dedi (ve kardeşleri Bünyamin’i onlarla beraber Mısır’a gönderdi).
  3. Sonra şöyle dedi: “Ey oğullarım! (Şehre) hepiniz tek bir kapıdan girmeyin; (dikkat çekmeyecek şekilde) her biriniz farklı kapılardan girin. Ben Allah’tan gelecek hiçbir şeyi sizden savamam. Zira hüküm yalnızca Allah’a aittir. Ben yalnız O’na güvendim. Ve tevekkül edenler de yalnızca O’na güvensinler!”
  4. Nihayet (Yusuf’un kardeşleri) babalarının direktifi uyarınca (Mısır’a ayrı ayrı kapılardan) girdiler. Gerçi bu önlem, Allah’ın onlara ilişkin hiçbir kararını başlarından savacak değildi. Sadece Yakup, içinden gelen bir görev duygusunun gereğini yerine getirmişti. Onun bu meseleye ilişkin, tarafımızdan kendisine öğretilmiş bilgisi vardı. Fakat insanların çoğu (İlahi takdiri) bilmezler.
  5. Yusuf’un huzuruna girdiklerinde; o, kardeşi (Bünyamin’)i bağrına bastı ve (gizlice) “Haberin olsun ben senin kardeşinim, artık onların yaptıklarına üzülme!” dedi (ve başına gelenleri anlattı).
  6. (Yusuf,) onların yüklerini donatıp hazırlarken, su kabını (öz) kardeşinin (Bünyamin’in) yüküne koydurdu. (kafile hareket ettikten) sonra bir tellal (çağrıcı) şöyle seslendi: “Ey kafile! Siz hırsızsınız!”
  7. (Yusuf’un kardeşleri) onlara dönerek: “Ne kaybettiniz (ne arıyorsunuz)?” dediler.
  8. Onlar: “Hükümdarın su kabını arıyoruz. Onu getirene bir deve yükü ödül var. Tellal (çağrıcı) buna ben kefilim” dedi.
  9. (Yusuf’un kardeşleri) dediler ki: “Allah’a yemin olsun, siz de biliyorsunuz ki biz bu ülkede bozgunculuk yapmaya (hırsızlık etmeye) gelmedik, hırsız da değiliz.”
  10. Görevliler: “Peki eğer yalan söylüyorsanız, size göre hırsızlığın cezasının ne olduğunu (biliyor musunuz)?” dediler.
  11. Onlar da: “Cezası, su kabı kimin yükünde bulunursa, o kimsenin kendisinin alıkonması onun cezasıdır. Biz haddi aşanları böyle cezalandırırız” dediler.
  12. (Bunun üzerine) Yusuf, (öz) kardeşinin yükünden önce onların yüklerini (aramaya) başladı ve sonunda onu kardeşinin yükünden bulup çıkardı. İşte biz Yusuf’a böyle bir plân öğrettik. Yoksa Allah’ın dilemesi dışında kralın hukuk sistemine göre kardeşini alıkoyamazdı. (Biz) dilediğimiz kimseyi yükseltiriz. Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.

Hz. Yusuf, Allah’ın kendisine kurdurduğu bir planla kardeşi Bünyamin’i yanında alıkoymak istemiştir. Ancak o günkü Mısır yasalarına göre öteki kardeşlerin izni olmadıkça hükümdar da olsa Hz. Yusuf’un küçük bir çocuğu tutsak olarak alıkoyması mümkün değildir. Ayrıca babalarına verdikleri sözden dolayı kardeşlerinin Bünyamin’i bırakmaları da imkânsızdır. Hz. Yusuf’, kardeşlerine kim olduğunu açıklamak konusunda henüz hazır olmadığı için iradesini rahat kullanamamıştır.  Aşağıdaki ayetlerde de görüleceği gibi Hz. Yusuf’un iyi niyetiyle ve Allah’ın öğretisiyle bir aile trajedisine son verilmiştir. 

  1. (Yusuf’un kardeşleri) dediler ki: “Eğer o çalmışsa olabilir, daha önce onun bir kardeşi de çalmıştı.” Bunun üzerine Yusuf, onlara belli etmeksizin kendi kendine dedi ki: “Asıl kötü durumda olan sizsiniz. İleri sürdüğünüz iddiaların içyüzünü Allah çok daha iyi bilmektedir.”
  2. (Yusuf’un kardeşleri:) “Ey Vezir! Gerçek şu ki, bunun büyük bir yaşlı babası var; onun yerine bizden birisini alıkoy. Görüyoruz ki, sen iyiliksever bir adamsın.”
  3. (Yusuf:) “Biz malımızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını almaktan Allah’a sığınırız. Çünkü biz öyle yaparsak haksızlık etmiş oluruz.”

Yukarıdan beri anlatılan kıssada Hz. Yusuf’un çözüm yolu anlatılıyor. Buna Kur’an fıkhında “Alternatif çözüm/çıkış yolu” denir. Harama düşmemek için kurtuluş çaresi olarak değerlendirilen “Alternatif çözüm/çıkış yolu”, farklı zamanlarda değişik sosyal davranışlar gösteren Müslümanları haram işlemekten kurtarmak için, dinin asli ruhundan sapmamak kaydıyla çözümler üretmek demektir. Hz. Yusuf örneğini Hz. Eyüp kıssasında da görmekteyiz. Hz. Eyüp, gittiği yerden gelmek için geciken karısına çok kızıp, iyileştiği zaman yüz değnek vuracağına dair yemin etmişti. Hâlbuki karısı suçsuzdu. Allah, yemininden dolayı günahkâr olmasın diye Hz. Eyüp’e Sâd, 38/44 “Eline bir deste (sap/değnek) al, böylece onunla vur ve yeminini bozma!” buyurarak kolaylık göstermişti. Böylece, Hem Hz. Yusuf’a ve hem de Hz. Eyüp’e gösterilen bu yol, “çözüm/çıkış yolu” olarak içtihada dayanak olmuştur.

  1. Ondan tamamıyla ümitlerini kesince, kendi aralarında konuşmak üzere bir kenara çekildiler. Büyükleri dedi ki: “Babanızın Allah adına sizden kesin söz aldığını ve daha önce de Yusuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Artık babam bana izin verinceye veya Allah benim hakkımda hükmedinceye kadar buradan asla ayrılmayacağım. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.”
  2. (Size gelince) siz babanıza dönüp gidin ve ona deyin ki: “Ey babamız! Oğlun hırsızlık yaptı. Biz ancak bildiğimiz şeye şahitlik ediyoruz (kaybolan su kabının onun yükünden çıktığını gördük). (Sana söz verdiğimiz zaman) gaybı (oğlunun hırsızlık yaparak alıkonacağını) bilemezdik.”
  3. “(Bize inanmıyorsan) içinde bulunduğumuz kasaba halkına ve birlikte yolculuk yaptığımız kervancılara sor. Biz gerçekten doğru söylüyoruz.”
  4. Yakup onlara: “Hayır, nefsiniz size bir işi süsleyip hayal gücünüzü artırmıştır. Artık (bana düşen) güzel bir sabırdır. Umulur ki Allah, onların hepsini birden bana getirecektir. Şüphesiz ki O, (her şeyi) hakkıyla bilendir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir.”
  5. Ve (Yakup) onlardan yüzünü başka tarafa çevirerek: “Vah Yusuf’um vah!” diye sızlandı. Gözleri hüzünden ağarmıştı, buna rağmen acısını içine gömüyor, belli etmiyordu.
  6. (Oğulları) dediler ki: “Vallahi, sen hâlâ Yusuf’u anıp duruyorsun. Sonunda (üzüntüden) eriyip gideceksin veya helâk olacaksın.”
  7. (Yakup) oğullarına dedi ki: “Ben acımı ve ıstırabımı yalnız Allah’a arz ediyorum ve ben Allah’tan (bir bilgi olarak) sizin bilmediğinizi de biliyorum.”
  8. Ey oğullarım! (Şimdi) gidin, Yusuf ile kardeşi hakkında bir haber almaya çalışın ve Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Bilin ki, hakkı inkâr edenlerden başkası Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.”

“Ümitsizlik” imanla çelişen en kötü hastalıklardan ve en büyük günahlardan bir tanesidir. Zümer, 39/53 ayetinde “Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin!” buyruluyor. Hayat her zaman istenildiği gibi gitmez. Sıkıntılarla, acılarla, ıstıraplarla, kederlerle donatılmış bir serüvendir hayat. İnsan ne zaman bir sıkıntıya, bir çıkmaza, bir zorluğa, bir üzüntüye maruz kalsa arkasından Allah mutlaka bir çıkış yolu gösterir. Nitekim İnşirah, 94/5-6 ayetlerinde; “Muhakkak ki her güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.” buyrulmaktadır. Arka arkaya iki defa tekrarlanan “her zorlukla beraber bir kolaylık vardır” söyleminden de anlıyoruz ki, hayatta zorluklar, sıkıntılar olacak ama bunlar üstesinden gelinemeyecek ve giderilemeyecek şeyler değildir.

Ayette geçen “ravh” terimi tefsircilerin çoğuna göre “rahmet” sözcüğü ile eş anlamlıdır. Burada da “rahmet” anlamında kullanılmıştır.

  1. Bunun üzerine (Mısır’a dönüp) Yusuf’un yanına girdiklerinde: “Ey vezir! Biz ve ailemiz sıkıntıya düştük, (bu sefer) pek az bir sermaye ile geldik. Zahiremizi tam ölç, ayrıca bize sadaka ver. Şüphesiz Allah, sadaka verenleri mükâfatlandırır” dediler.
  2. (Yusuf) dedi ki: “Siz (henüz) cahil kimseler iken Yusuf ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?”
  3. “Ne? Yoksa sen Yusuf musun?” diye haykırdılar. “Evet, ben Yusuf’um” dedi. “Ve bu da benim kardeşimdir. Allah bize lütfetti. Gerçek şu ki, kişi Allah’a karşı duyarlı ve bilinçli olmaya çalışır ve güçlüklere göğüs gererse, (bilsin ki,) Allah iyilerin emeklerini boşa çıkarmaz!”
  4. (Kardeşleri) dediler ki: “Allah’a yemin ederiz, Allah gerçekten seni bizden üstün kılmıştır. Biz gerçekten de büyük hata işledik.”
  5. (Yusuf da:) “Bugün size sorgulama ve kınama yoktur. Allah sizi affetsin! O, merhametlilerin en merhametlisidir” dedi.
  6. “Şu gömleğimi götürün, onu babamın yüzüne koyun da gözü açılsın. Sonra bütün ailenizle birlikte bana gelin.”

“Gömleğimi babamın yüzüne koyun” ifadesi “gömleğimi babamın önüne koyun” şeklinde aktarılmalıdır. Çünkü “vech-yüz” terimi klasik Arapçada çoğu zaman mecaz olarak kişinin zatı anlamında kullanılır. 

  1. Kafile (Mısır’dan) ayrılınca babaları: “Şüpheniz olmasın ki, ben Yusuf’un kokusunu alıyorum. Sakın bana ‘bunak’ demeyin” dedi.
  2. (Yanındakiler Yakub’a:) “Vallahi, sen hâlâ o eski şaşkınlığının pençesindesin” dediler.
  3. Müjdeci gelip gömleği (Yakub’un) yüzüne koyunca derhal gözleri açılıverdi. (Bunun üzerine Yakub:) “Ben size, Allah tarafından, sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim dememiş miydim?” dedi.
  4. (Oğulları) dediler ki: “Ey babamız! Allah’tan suçlarımızın bağışlanmasını dile. Biz, gerçekten suçluyduk.”
  5. “Rabbimden sizi bağışlamasını dileyeceğim; Şüphe yok ki O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” dedi.

Yakup Peygamber, bağışlanma dileğinde bulunacağını söylese de aslında kalbinin sızlaması ve oğullarına karşı kırgınlığı devam etmektedir. Bu kırgınlık onu oğullarına soğuk ve ilgisiz davranmaya zorlasa da baba şefkati ağır basarak bağışlanmaları için Allah’tan af dileyeceği sözünü veriyor. Ancak bu sözünü hemen yerine getireceğini söylemiyor. Oğullarının gerçekten suçluluk psikolojisiyle hareket edip etmeyeceklerini ve pişmanlığın davranışlarında yansıyıp yansımayacağını görmek istiyor. Nitekim “dileyeceğim” derken uzak gelecek zaman ifade eden “sevfe” edatı kullanıyor. Bu da gösteriyor ki, bağışlanma dileğinde bulunacak ancak bu dileği oğullarının olgunlaşıp olgunlaşmadığını gördükten ve yaramazlıklarını bırakıp bırakmadıklarından emin olduktan sonraya bırakıyor.

  1. Böylece onlar (gelip) Yusuf’un yanına vardıkları zaman, (Yusuf) babasını ve annesini bağrına bastı ve: “Allah’ın izniyle Mısır’a güvenlik içinde girin (yerleşin)” dedi.
  2. Babasını ve annesini makamına çıkarıp oturttu. Hepsi onun için (kendilerini ona kavuşturan Allah’a şükür için) secdeye kapandılar. (Yusuf) dedi ki: “Ey babam, işte bu, evvelce gördüğüm rüyanın gerçekleşmesidir. Doğrusu, Rabbim onu doğru çıkardı. Bana iyilik etti. Çünkü beni zindandan çıkardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra da O, sizi çölden getirdi. Gerçek şu ki, benim Rabbim, olmasını istediği şeyi aklın ermediği yollarla gerçekleştirir. Çünkü O (her şeyi) hakkıyla bilen, mutlak hüküm sahibidir.
  3. “Rabbim! Gerçekten bana mülk verdin ve bana sözlerin (rüyaların, olayların) yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada ve ahirette benim yegâne dostum, yardımcım sensin. Benim canımı Müslüman olarak al ve beni dürüst ve erdemli insanların arasına kat!”
  4. (Ey Resul!) Sana böylece vahyettiklerimiz senin önceden bilmediğin haberlerdendir. Yapacak oldukları işe karar verdikleri ve tuzaklarını kurdukları zaman sen Yusuf’un kardeşlerinin yanında değildin.
  5. Sen ne kadar üstüne düşsen de insanların çoğu inanmayacaklardır.
  6. Hâlbuki sen buna (tebliğ vazifesini yapmaya) karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. Bu (Kur’an) âlemler için ancak bir öğüt, bir hatırlatmadır.
  7. Göklerde ve yerde (iman etmek için) nice ibret içerikli belgeler vardır ki, yanlarından geçtikleri halde onları umursamazlar.
  8. Ve onların çoğu, başka varlıklara da tanrısal nitelikler yükleyerek Allah’a inanırlar (imanlarına şirk karıştırırlar). Bkz.2/165

Allah’ın varlığını sezme, algılama yatkınlığı insanda yaratılıştan var olan fıtrî bir hususiyettir. Sonradan, şer dürtülerin itmesiyle oluşan arızî duygular Allah’la insanın arasını açar ve araya bir takım canlı cansız varlıklar sokar. Ve bunları da Allah’a ulaşmak adına yapar. Allah’a katıksız iman, tevhid inancının temelini oluşturmaktadır. Allah’ın bir ve her şeye egemen olduğuna inanmak yetmiyor. O’nun birliğine ve büyüklüğüne gölge düşürecek başka varlıkları araya sokmak ve onlara tanrısal nitelikler yakıştırmak da şirkin farklı bir versiyonudur. Bir kısım Mekkeli müşrikler de Allah’ın birliğine inanıyorlardı ama melekler Allah’ın kızlarıdır diyerek O’na şirk koşuyorlardı. Allah’a ulaşmak için putları aracı kılarak Tevhid inancıyla çelişen tavırlar sergiliyorlardı. Bir insan Allah’la kendi arasına birisini ya da herhangi bir şeyi koyuyorsa ve buna da Allah’a nispet edilebilecek nitelikler yüklüyorsa o, imanına şirk bulaştırıyor demektir. Kur’an imanına şirki bulaştırarak kendilerine zulmedenleri şiddetle uyarıyor.  

  1. Acaba onlar, hepsini birlikte çarpacak, yaygın bir ilahi azaba uğramayacaklarından ya da hiç farkında olmadıkları bir sırada ansızın kıyametin başlarına kopmayacağından emin midirler? Bkz. 7/97-99
  2. (Ey Resul!) De ki: “İşte benim yolum budur. Ben Allah’a (O’nun dinine) çağırıyorum, ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz. Allah’ı (ortaklardan ve her türlü noksanlıktan) tenzih ederim! Ve ben (Allah’a) ortak koşanlardan değilim.”
  3. Senden önce de memleketler halkından kendilerine vahyettiğimiz bir takım adamları (resul) olarak gönderdik. Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin akıbetinin ne olduğuna bakmıyorlar mı? Ahiret yurdu, Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlar için elbette çok daha hayırlıdır. Artık aklınızı kullanmayacak mısınız? Bkz. 16/43 ve dipnotu, 21/7
  4. Nihayet, o resuller neredeyse büsbütün ümitlerini kaybettikleri ve yalancılıkla damgalandıklarını gördükleri bir sırada onlara yardımımız geldi de, böylece dilediğimiz kimseler kurtuluşa erdirildi. Suçlu, günahkârlar topluluğundan zorlu azabımız kesin olarak geri çevrilmeyecektir.
  5. Andolsun ki, onların kıssalarında akıl sahipleri için çıkarılacak bir (hayli) ders vardır. (Bu Kur’an insan tarafından) uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat kendinden önceki (İlahi kitapların asıllarını) doğrulayan, her şeyi açıklayan (bir kitaptır) ve inanacak bir toplum için de bir yol gösterici ve bir rahmettir.