16 – Nahl

Nahl Suresi, Mekke döneminde inmiş olup 128 ayettir. Sure adını 68. ayette geçen ve “Bal arısı” anlamına gelen “Nahl” kelimesinden almıştır.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

  1. Allah’ın (kıyamet ve azapla ilgili) emri mutlaka gelecektir (gerçekleşecektir). Artık onun gelmesini çabuklaştırmak istemeyin! Allah, müşriklerin koştuğu ortaklardan uzaktır, yücedir.
  2. (Allah) kullarından dilediğine: “Benden başka ilah yoktur. Öyleyse bana karşı gelmekten sakının!” diye (insanları) uyarmaları için emrini içeren ruh ile melekleri gönderir.

Kur’an’da genelde “ruh”, “can”, “ilham” ve “vahiy” anlamlarında kullanılan “ruh” kavramı burada tevhid inancının bir gereği olarak ölü olan kalbe vahiy ile hayat vermek anlamında kullanılmıştır. Bir anlamda da insanı ayakta tutan (Hak) yöneliş ile yıkımına yol veren (Batıl) yöneliş arasındaki yol ayrımını ortaya koymuştur. Nitekim Şua 42/52’de “İşte böylece sana da, kendi buyruğumuzdan bir ruh (hayat veren Kur’an’ı) vahyettik” buyrularak vahyin aynı zamanda insana hayat veren bir ruh olduğuna vurgu yapılmıştır. 

  1. (Allah) gökleri ve yeri hak (bir nizam) ile yarattı. O, (müşriklerin) kendisine yakıştırdıkları ortaklardan uzaktır, yücedir.
  2. O, insanı meni(deki sperma)dan yarattı. (Böyle iken) bir de bakarsın o (insan, Rabbine karşı) apaçık bir düşman kesilmiştir.
  3. Hayvanları da (O) yarattı. Onlardan pek çok yararları yanında, sizi ısıtan giysiler, besleyen yiyecekler elde edersiniz.
  4. (Onları) akşamleyin getirirken, sabahleyin (otlamaya) salıverirken de sizin için bir güzellik (ve zevk) vardır.
  5. (Onlardan bazıları) ağırlıklarınızı sizin ancak zorlukla varabileceğiniz beldelere taşırlar. Hiç kuşkusuz Rabbiniz pek şefkatlidir, çok merhametlidir. Bkz. 23/21-22, 43/12-14
  6. (Allah) atları, katırları, eşekleri hem kendilerine binmeniz için hem de süs hayvanı olarak yarattı. O sizin bilmediğiniz daha nice şeyleri de yaratmaktadır. Bkz. 16/80-81

“Bilmediğiniz daha nice şeyleri de yaratmaktadır” şeklindeki Kur’anî ifade ise, bilmediğimiz ama zamanla görebileceğimiz daha nice şeylerin yaratıldığına ya da yaratılacağına işaret etmektedir. Uygarlık tarihinin birbirini izleyen her safhası hayali bile edilemeyen yeni buluşlar ortaya koymaktadır. Bu buluşlarla bizden öncekilerin farkedemediği onlarca, yüzlerce hatta binlerce yeni varlığın keşfi gerçekleşmektedir. Meydana gelen bu buluşlar, keşifler hiç şüphesiz Allah’ın insana lütfettiği zekâ ve istidat sayesinde olmaktadır.

  1. Doğru yolu bildirmek Allah’a aittir. Ama o yoldan sapan da vardır. Allah dileseydi (doğru yolu bulmayı iradenize bırakmasaydı), hepinizi doğru yola iletirdi.
  2. Sizin için gökten su indiren O’dur. Hem içecekleriniz ondan oluşur, hem de hayvanlarınızı otlattığınız çayır çimen (ondan meydana gelir).
  3. Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ibret vardır.
  4. O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Bütün yıldızlar da O’nun emri ile sizin hizmetinize verilmiştir. Şüphesiz bunlarda aklını işleten bir toplum için deliller vardır.
  5. Ve sizin için yeryüzünde yarattığı rengârenk (güzel) şeyler vardır. İşte bunlarda da ibret almasını bilen kimseler için elbette çıkarılacak bir ders vardır.

Yeryüzünde milyonlarca bitki türü vardır. Bunların her birinin modeli, rengi, biçimi, deseni ve kokusu ayrı ayrıdır ama beslendikleri toprak aynıdır. Bir metrekarelik topraktan farklı kokulara ve desenlere sahip yüzlerce renkte bitki yetiştirilebilmektedir. Toprakta da çeşitli renkte ve özellikte madenler vardır. Bunlar da, aynı toprakta bulundukları halde birbirlerinden farklı özelliklere sahiptirler. İşte bu varlıklar Allah’ın yeryüzünde yarattığı ve kullanmasını insana bıraktığı nimetlerdir.

  1. O, yemeniz için taze et (su ürünü), takınmanız için değerli taşlar çıkarasınız diye denizi emrinize verendir. Gemilerin orada suyu yararak gittiğini görürsün. (Bütün bunlar Allah’ın) lütfundan nasip arayasınız ve O’na şükredesiniz diyedir. Bkz. 25/53, 27/61, 35/12, 55/19-22

Ayette “balık” yerine “taze et” ifadesinin kullanılması, deniz ürünlerinden sadece balığın değil, diğerlerinin de yenilebileceği anlamına gelir. Fatır, 35/12. ayetinde de balık yerine “taze et” ifadesi kullanılmıştır. Bundan da anlıyoruz ki balıkların dışındaki deniz ürünlerinden yemek caizdir.

15-16. (Allah,) yeryüzünde sarsılmayasınız diye sağlam dağlar, yolunuzu şaşırmayasınız diye nehirler ve yollar ve nice işaretler meydana getirdi. Onlar yıldızlarla da yönlerini bulurlar. Bkz. 21/31, 79/32

  1. Hiç yaratan, yaratamayan gibi olur mu? Artık siz (hala aklınızı kullanarak) düşünmeyecek misiniz?
  2. Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız, asla böyle bir işin altından kalkamazsınız! Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  3. Allah gizlediklerinizi de bilir, açığa vurduklarınızı da.
  4. Müşriklerin Allah’tan başka taptıkları düzmece ilahlar hiçbir şey yaratamazlar. Çünkü onların kendileri yaratılmıştır. Bkz. 16/73
  5. (O müşriklerin taptıkları) diri olmayan cansız varlıklardır. (Kendilerine tapanların) ne zaman yeniden diriltileceklerini de bilmezler.
  6. Sizin ilâhınız tek bir ilâhtır. Fakat ahirete inanmayanların kalpleri bu gerçeği inkâr eder. Onlar, büyüklük taslayan (Allah’ın birliğini ve ahirete imanı gururlarına yediremeyen)lerdir.
  7. Şüphe yok ki Allah, onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları hiç sevmez.
  8. Onlara: “Rabbiniz ne indirdi?” diye sorulduğunda “Eskilerin masallarını” derler. Bkz. 25/5, 83/13
  9. Böylece kıyamet günü hem kendi günahlarını tümü ile hem de bilgisizce sapıklığa sürükledikleri kimselerin günahlarının bir bölümünü yüklenirler. Dikkat et, yüklendikleri şey ne kötüdür!

“Sapıklığa sürükledikleri kimselerin günahlarını yüklenirler”  şeklindeki Kur’anî deyiş, işlenen günahın etki alanına göre katlanarak kişiye döneceğini ortaya koymaktadır. İnsan bir günah işler ve işlediği o günah için tevbe eder, bağışlanma diler, bir daha yapmamak üzere söz verir ve hayatını düzeltir. Ancak işlenen günah topluma sirayet edecek, sosyal anlamda cemiyetin ahlakını bozacak, değerlerini yaralayacak düzeyde bir virüs özelliğinde ise işte o zaman bilgisizce başkalarını da aynı günahın içine çekmiş olur. Böylece sapıklıklarına ve günah işlemelerine sebep olduğu kimselerin günahlarına da ortak olmuş olur. Bu “başkalarının işlediği günahları kendi üzerine alır ve onları günahlardan temizlemiş olur” anlamına gelmez. “Diğerlerinin irtikâp ettiği günahlara sebep olduğu için daha da günahkâr olmuş olur” anlamına gelir. 

  1. Onlardan öncekiler de (peygamberlerine) hile ve tuzak kurmuşlardı. Bunun üzerine Allah, binalarına temellerinden çarpmış da üstlerindeki tavan tepelerine çökmüştü. Azap onlara hiç fark edemedikleri yerden gelmişti.
  2. Sonra, kıyamet günü onları rezil edecek ve diyecek: “Kendileri için kavga çıkarıp ayrılığa düştüğünüz ortaklarım nerede?” (Kendilerine) ilim verilen (mü’min)ler de şöyle diyecekler: “Şüphesiz bugün rezillik, aşağılık ve kötülük inkârcıların üzerinedir.” Bkz.2/167, 28/62, 34/22, 37/22-24
  3. (Allah’a karşı gelerek) kendilerine zulmederken meleklerin canlarını aldıkları inkârcılar: “Biz hiçbir kötülük yapmamıştık” diyerek (ölüm meleklerine) kolayca teslim olurlar. Hayır, öyle değil. Allah sizin neler yaptıklarınızı çok iyi bilmektedir. Bkz. 6/22-23, 58/18

Surenin akışı içinde; hem kıyamet adımından bir önceki adım yani kişinin kendi kıyameti ele alınarak kötülük yapanların ölüm anındaki halleri sahneleniyor, hem de büyük kıyamette yaşayacakları rezilliklere dikkat çekiliyor. Ölüm melekleri, şirk ve isyan içinde eceli gelenlerin canlarını alırken, karşılarına çıkacak tablo ile kendilerine nasıl zulmettiklerinin farkına varacaklar ama iş işten geçmiş olacak. Onun için Allah, elinde yaşama imkânı olan insanın kendisini düzeltmesi için, hayat hakkı elinden alındıktan sonra başına gelebilecekleri farklı şekillerde tasvir ediyor ki insan aklını işletsin ve cehennem ehli değil cennetin efendisi olsun.

  1. “Haydi, içinde ebedî kalacağınız cehennemin kapılarından girin. Büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür!”
  2. Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlara: “Rabbiniz ne indirdi?” diye sorulduğunda: “İyilik indirdi” derler. Bu dünyada, iyi davrananlar iyilik görürler. Ahiret ise onlar için daha hayırlıdır. Allah’ın emirlerine uyanların yurdu gerçekten de ne güzeldir.
  3. Onların girecekleri yer, altından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Orada diledikleri her şey kendilerine verilir. İşte Allah emirlerine uygun yaşayanları böyle ödüllendirir. Bkz. 41/30-32, 43/71
  4. Bunlar, meleklerin iyi insanlar olarak canlarını aldıkları kimselerdir. (Melekler onlara:) “Selam üzerinize olsun, yapmış olduğunuz iyiliklerin karşılığı olarak cennete giriniz” derler. Bkz. 41/30-33
  5. (O inkârcılar) yalnızca meleklerin kendilerine gelmesini ya da Rabbinin nihai yargısının (azap emrinin) gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan önce gelip geçen toplumlar da böyle yapmıştı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmettiler. Bkz. 3/117, 9/70, 10/44 ve dipnotu 29/40, 29/40
  6. Öyle ki, işledikleri kötülükler kendi başlarına yıkılmış, alay edip durdukları şey onları çepeçevre kuşatmıştı.
  7. Allah’a ortak koşanlar, dediler ki: “Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız O’ndan başka hiçbir şeye tapmazdık, O’nun emri olmadan hiçbir şeyi de yasaklamazdık.” Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı (kendi suçlarını Allah’a yüklemişlerdi). Peygamberlere düşen, açık bir tebliğden başkası değildir.
  8. Andolsun ki biz her topluma: “Allah’a kulluk edin, tağuta (şeytana ve şeytanlaşmış insanlara) kulluk etmekten sakının” diyen bir peygamber gönderdik. (Onların) kimini Allah (niyet ve gayretlerine göre) doğru yola iletti, kimi de (inatları yüzünden) sapıklığı hak etti. Yeryüzünde geziniz de (Allah’ın) peygamberlerini yalanlayanların sonunun ne olduğunu görünüz! Bkz. 2/256, 4/60
  9. Sen onların doğru yola erişmelerine aşırı istek göstersen de şüphesiz Allah (kötü niyet ve eylemlerinden dolayı) sapıklıkta bırakacağı kimseyi doğru yola iletmez. Onların yardımcıları da yoktur.
  10. Onlar: “Ölen kimseyi Allah tekrar diriltmez” diyerek olanca güçleriyle Allah’a yemin ettiler. Hâlbuki bu ölüleri diriltmek, Allah’ın kendi üzerine aldığı bir vaadidir. Ancak insanların çoğu bunu bilmezler.

Ayette; disiplinli, düzenli ve güvenli bir dünya için ahirete imanın ne kadar önemli olduğuna vurgu yapılmaktadır. Ölen kimsenin tekrar dirilmeyeceği konusunda ısrar edenler, olanca güçleriyle Allah’a yemin ederek ısrarlarında haklı olduklarını göstermeye çalışıyorlar. Oysa ahiretin varlığına imanın olmadığı bir yerde insanların iradelerini zapturapt altına almak mümkün olmaz. Yapılan onca haksızlığın, hırsızlığın, zulmün, aldatmanın, gıybetin, iffetsizliğin, yalanın, talanın, adam öldürmenin hesabının sorulacağı Allah’ın nihai yargısı olmayacaksa insanlar ne ile kontrol altına alınacaklar? Evet, insanın fıtratına üflenen “ruh”, ondaki olması gereken bütün güzel hasletleri ihtiva ediyor ancak aynı insan şer dürtüleri de bünyesinde barındıran bir varlıktır. Dolaysıyla fıtrat bozulması yaşandığı ve şer dürtülerin baskın çıktığı bir zamanda insanı kontrol altına alacak ve aslına döndürecek bir kuvvet olmalı ki bu da “din” dir. Dinin temel özelliği; insan eğitimine Allah’a ve Ahirete imanla başlamasıdır. Allah’a inanmak ne kadar önemliyse ahiretin varlığına yani insanların dünyada yaşadıklarına göre başka bir âlemde yeniden dirilerek hayatlarına devam edeceğine inanmak da o kadar önemlidir.

  1. Görüş ayrılığına düştükleri konular (Allah tarafından) açıklığa kavuşturulsun ve inkârcılar, yalan söylediklerini öğrensinler diye (Allah onları diriltilecektir).
  2. Biz bir şeyin olmasını istediğimiz zaman sözümüz ona sadece, “Ol” dememizdir. O da hemen oluş sürecine girer. Bkz. 3/47, 59, 6/73, 19/35, 36/82, 40/68
  3. Haksızlığa uğradıktan sonra Allah yolunda zulüm diyarını terk edenlere gelince; kesinlikle onları dünyada güzel bir yere yerleştireceğiz. Ama onların ahiretteki mükâfatı çok daha büyük olacaktır. (İman etmeyenler) keşke bunu bilselerdi.
  4. Onlar (eziyetlere) sabreden ve yalnız Rablerine güvenen kimselerdir.
  5. (Ey Resul!) Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını (peygamber olarak) göndermedik. Eğer bunu bilmiyorsanız, ilim sahiplerine sorun. Bkz. 12/109, 21/7
  6. (O Peygamberleri) apaçık mucizelerle ve kitaplarla (gönderdik). Ve biz sana da bu uyarıcı kitabı indirdik ki, insanlara, başından beri indirilen mesajın aslını olanca açıklığıyla ulaştırasın.  Olur ki iyice düşünürler!
  7. Kötü işler yapmak için tuzak kuranlar, Allah’ın kendilerini yere geçirmesinden veya (ansızın) bilemeyecekleri bir yerden kendilerine azap gelmesinden emin mi oldular? Bkz. 67/16-17 
  8. Yahut dönüp dolaşırlarken (azabın) kendilerini yakalamasına karşı (bir yerlerden garanti mi aldılar)? Onlar, Allah’ı âciz bırakacak değillerdir.
  9. Ya da ilahi azabın, korkulu bir bekleyiş içindeyken başlarına gelmeyeceğinden emin midirler? (Eğer akıllarını başlarına alarak tevbe ederlerse bilsinler ki) kuşkusuz sizin Rabbiniz çok şefkatlidir, çok merhametlidir.
  10. (İnkârcılar) Allah’ın yarattığı nesneleri görmüyorlar mı? Onların gölgeleri (bile Allah’ın kudretine) bütünüyle boyun eğerek Allah’a secde eder olduğu halde sağda ve solda yer değiştirir(ler). Bkz. 13/15 ve dipnotu.
  11. Ayrıca göklerde ve yerde olan her şey ve melekler kendilerini büyüklük duygusuna kaptırmadan Allah için saygı ve tazimle secde ederler.
  12. Onlar üzerlerinde (egemen) bulunan Rablerinin (azabından) sakınırlar ve kendilerine emredileni yaparlar.
  13. Allah buyurdu ki: “İki (ya da daha fazla) ilah edinmeyin; O, ancak tek bir ilahtır. Öyleyse benden, yalnızca bana karşı gelmekten sakının!”

“İki ilah” kavramından sonra “iki” teriminin tekrar kullanılması, tek olan Allah’tan başkasına kulluk etmek konusundaki mutlak yasaklamayı güçlendirmek içindir. Yasaktan sonra bir de “ancak” kavramı kullanılarak şirkten sakınmak konusunda ne kadar dikkat edilmesi gerektiğine vurgu yapılmıştır.

  1. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi ancak O’nundur. Kulluk ve itaat de daima O’na olmalıdır. Hal böyleyken, yine de, Allah’tan başkasından mı sakınıyor (da onun emirleri doğrultusunda hayatınızı düzene koymuyor)sunuz?
  2. Yararlandığınız her nimet Allah’tandır. Sonra başınıza bir sıkıntı gelince yalnız O’na yalvarırsınız.
  3. Arkasından sıkıntınızı giderince, içinizden bazıları hemen Rablerine ortak koşarlar (Allah’tan başka varlıklara tanrısal nitelikler yükleyerek onlardan yardım beklerler).
  4. (Böyle yapmaları) kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük etmelerindendir. O halde bir süre daha (dünyalıklardan) faydalanın bakalım; yakında başınıza gelecekleri göreceksiniz!
  5. Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden (mahiyetini) bilmedikleri şeylere (putlara) pay ayırıyorlar. Allah’a andolsun ki, uydurmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.

Cahiliye döneminde koyu bir bilgisizlik içinde bulunan Araplar, hayvanlarından ve ekinlerinden bir kısmını Allah ile tanrısal nitelikler yakıştırdıkları putları arasında bölüştürürlerdi. Allah için ayırdıklarını fakirlere ve konuklara harcarlar, tanrıları için ayırdıklarını da onların huzurunda yapılacak olan ayinlerde kullanırlardı. Hâlbuki Sahte ilahları için harcadıkları rızıklar, kendilerini tevhide çağıran, onların başka varlıkları kendisine ortak koştukları Allah’ın verdiği nimetlerdir. Günümüzde yatırlara sunulan kurbanlar, ağaçlara, türbelere bağlanan çaputlar, yakılan mumlar da aynı özelliği taşımaktadır. Yani o günün müşrikleriyle bugünün müşrikleri arasında sadece versiyon farkı vardır.

  1. (Onlar,) kızları Allah’a nispet ediyorlar. Hâşâ! O, bundan (çocuğu olmaktan) münezzehtir. Hoşlandıkları (erkek çocukları)nı ise kendilerine yakıştırıyorlar. Bkz. 2/116, 5/17, 9/30, 17/40, 19/88, 43/15, 53/21, 72
  2. (O kadar ki,) ne zaman biri bir kız çocuğu ile müjdelense hemen yüzü kararır, içi öfkeyle dolar.
  3. Kendisine verilen kötü müjde yüzünden halktan gizlenmeye çalışır. Aşağılanmaya katlanarak onu alıkoysun mu, yoksa toprağa mı gömsün diye düşünür. Baksana, ne kötü hüküm veriyorlar!
  4. Ahirete inanmayanlar için (böyle nice) kötü örnekler vardır. En yüce sıfatlar Allah’ındır. O, mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  5. Eğer Allah, insanları (bu dünyada) yaptıkları kötülüklerden dolayı hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler. Bkz. 7/34, 10/49, 63/11
  6. Onlar, hoşlanmadıklarını Allah’a mal ederler. Dilleri de güzel şeylerin kendilerinde olduğunu yalan yere söyler durur. Oysa hiç kuşku yok ki onların yeri cehennemdir, oraya en önde gireceklerdir.
  7. Allah’a andolsun ki, senden önce de çeşitli ümmetlere peygamberler gönderdik. Şeytan onlara yaptıkları kötülükleri güzel gösterdi. O, bugün de onların (inkârcıların) dostudur. Onlar için acıklı bir azap vardır.
  8. Biz sana bu kitabı, insanlara anlaşmazlığa düştükleri meseleleri açıklayasın, inananlara yol gösterici ve rahmet kaynağı olsun diye indirdik.
  9. Allah gökten su indirerek, onunla yeri ölümünden sonra diriltti. Şüphesiz bunda (aklını başına alarak) dinleyen toplum için bir ibret vardır.
  10. Sizin için süt veren hayvanlarda da bir ibret vardır. Onların karınlarındaki (fışkı) posa ile kan arasından size halis ve tatlı içimli bir besin kaynağı olan sütü içiririz.
  11. Ve hurma ağaçlarının ve asmaların ürününden hem sarhoşluk veren (zararlı) içkiler, hem de güzel, temiz rızıklar elde edersiniz. İşte bunda da, aklını kullanan kimseler için bir ders vardır.

Ayetteki “sarhoşluk veren içki” ile “güzel ve temiz rızık” ifadelerinin örtüşmediği görülse de,  burada dikkat çekilen ve vurgulanmak istenen husus içkinin kendisi değil, hurma ve üzümden hem temiz ve hem de zararlı içeceklerin elde edilebilmesidir.

  1. Senin Rabbin, bal arasına da şöyle vahyetti: “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kuracakları kovanlardan kendine evler edin.”

Vahiy, “Allah’ın, irade ettiği bilgileri insanlar arasından seçtiği peygamberlerine kelâm, söz ve mana olarak bildirmesi” dir. Kur’an ayetlerine baktığımızda, “vahiy” terimi peygamberlerin dışında da kullanılmıştır ki biz buna genelde ilham diyoruz. Gökyüzüne (Fussılet, 41/12), yeryüzüne (Zilzal, 99/5), Meleklere (Enfal, 8/12) Burada görüldüğü gibi arıya (Nahl, 16/68), Hz. Musa’nın annesine (Kasas, 28/7) ve Hz. İsa’nın Havarilerine (Maide, 5/111) vahyedilmiştir. Ayrıca Kur’an’da sözü edilen bir başka vahiy şekli ise, şeytanların insanlara vahyetmesidir (Enam, 6/121).

  1. “Sonra meyvelerin (ve çiçeklerin) hepsinden ye de Rabbinin (bal yapımı için) sana kolaylaştırdığı (yaylım) yollarına gir.” Onların karınlarından çeşitli renklerde bir içecek (bal) çıkar. Onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz bunda düşünecek bir (toplum) için bir ders vardır.

Bal arılarının diğer böceklerden farklı tarafı, onlar içgüdüleriyle değil de tamamen sevk-i ilahi ile hareket ederler. Yani bal arısının bal yapacağı çiçeği bilmesi ve bulması ve bunun için çok uzaklara kadar gitmesi bir içgüdünün değil, ilahi sevkin neticesidir.

  1. Ve sizi Allah yarattı, günü gelince de öldürecek. Ve içinizden kimilerinin ömrü uzatılır da adam vaktiyle bildiklerinin hiçbirini bilmez olur. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (her şeye) hakkıyla gücü yetendir.
  2. Allah, rızık konusunda kiminizi kiminizden üstün kıldı. Rızık bakımından üstün kılınanlar (kendilerine bol rızık verilenler) ellerinin altında bulunanlara kendi rızıklarından (kendileriyle eşit seviyeye gelecek derecede) vermezler. Hâlbuki bunda hepsi eşittir (ellerinin altında bulunanların rızkı sadece onlara emanet edilmiştir). Yoksa Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar?
  3. Allah size kendi cinsinizden eşler yarattı ve size eşlerinizden de çocuklar ve torunlar verdi ve sizi güzel şeylerden rızıklandırdı. Hal böyleyken, insanlar yine de asılsız, boş şeylere inanıp, Allah’ın nimetine karşı nankörlük mü ediyorlar?
  4. (Onlar) Allah’la beraber, onlar için göklerden ve yerden herhangi bir rızık sağlayamayan ve buna gücü de yetmeyen şeylere mi tapıyorlar? Bkz. 16/20-22
  5. Artık Allah’a hiçbir şeyi benzetmeyin (bir takım varlıkları yüceltip O’na denk hale getirmeyin)! Allah (her şeyi) bilir ama siz bilmezsiniz.
  6. Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olur mu? Doğrusu bütün övgüler Allah’a mahsustur. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.
  7. Allah bir de şu iki adamı örnek verir: Adamlardan biri dilsizdir, hiçbir şey yapamaz efendisine yüktür, gönderildiği hiçbir yerden başarı ile dönmez. Şimdi bu adamla, hakikati bilen, adaleti dile getirip gerçekleştiren, dosdoğru yol üzere ilerleyen bir kimse eşit olur mu?
  8. Göklere ve yere ilişkin bilinmezlerin ilmi yalnızca Allah’a aittir. Kıyametin kopması ise ancak bir göz kırpması kadar yahut bundan da kısa bir zamanda gerçekleşecektir. Şüphe yok ki, Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.

İlgili ayetlerde, varlık âleminde akıllara durgunluk veren her şeyin ilahi bir plan ve programa göre yaratıldığı, insanın bu âlemde Allah’ın dışındaki varlıklara değerleri kadar kıymet vermesi ve bu varlıkların yegâne sahibinin Allah olduğu bilinciyle hareket etmesi gerektiği anlatılıyor. Makro âlemden mikro âleme kadar her şeyi hassas bir denge ile yoktan var eden; var ettiklerini kusursuz bir şekilde yaşatan, eğiten ve terbiye eden Allah’ın, hayatın pratik sorunlarının çözümünde insanın önünü açacak yegâne kudretin tek sahibi olduğu ortaya konuyor. Kıyametin kopma sürecinin göz kırpması örneğiyle insanlara anlayacağı dilden örnek verilerek çok kısa bir zamanda gerçekleşeceği, Allah’ın kıyametle ilgili iradesi tahakkuk ettikten sonra kimsenin ahiret için hazırlık yapma ve tevbe etme fırsatı bulamayacağı vurgulanıyor. 

  1. Allah, sizi analarınızın karnından, siz hiçbir şey bilmez durumda iken çıkardı. Şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi.
  2. Onlar gök boşluğunda, süzülen kuşları görmüyorlar mı? Onları dengede tutan Allah’tan başkası değildir. Bu olayda inanacak bir toplum için nice ibretler vardır. Bkz. 67/19
  3. Allah, size evlerinizi huzur ve dinlenme yeri yaptı. Yine sizin için hayvanların derilerinden gerek göç günlerinizde, gerekse beldelerinizde oturduğunuz günlerde kolayca taşıyabileceğiniz evler (çadırlar); yünlerinden, tüylerinden ve kıllarından yaşama sürenizin bitimine kadar yararlanabileceğiniz çeşitli giyim ve kullanım eşyası yapmanızı sağladı. Bkz. 16/8
  4. Allah, yaratıklarından sizin için gölgeler yaptı, dağlarda sığınacağınız barınaklar var etti, sizin için, sıcaktan koruyacak elbiseler, savaşta muhafaza edecek zırhlar var etti. Allah size nimetini böyle tamamlıyor ki O’na teslim olup kurtulursunuz.
  5. (Ey Resul!) Bütün bunlara rağmen yüz çevirirlerse şüphe yok ki sana düşen açıkça (Allah’tan aldıklarını) tebliğ etmektir.
  6. Onlar hem Allah’ın nimetini bilirler (hem de O’ndan başkasına tanrısal nitelikler yüklemek suretiyle) Allah’a nankörlük ederler. Onların çoğu inkârcı kimselerdir.
  7. O gün (kıyamette) her ümmetten bir şahit (peygamber) getiririz. Sonra inkâr edenlere ne izin verilir ne de özür dilemelerine imkân sağlanır.

“Her ümmetten bir şahidin gelmesi” peygamberlerin gelmesi demektir.  Nitekim Bakara 2/143 ve Nisa 4/41 ayetleri de bunu doğrulamaktadır. İlgili ayetlere baktığımız zaman görüyoruz ki, ahirette her peygamber kendi kavmi için tanık olacak. İnkârcılar, mazeret öne sürdükçe, onlara doğru yolu gösterip göstermediği kendine sorulacak. Haklı olmadıkları ortaya çıktıktan sonra özür dilemeleri için kendilerine fırsat verilmeyecek.

  1. O zalimler (kötülüğe ve haksızlığa şartlanmış olanlar), azabı gördükleri zaman artık onlardan azap hafifletilmeyecek ve kendilerine mühlet de verilmeyecektir.

86-87. Allah’a ortak koşanlar, koştukları ortakları gördüklerinde: “Ey Rabbimiz, sana inandığımız halde kendilerine yalvardığımız/kulluk ettiğimiz kimseler bunlardı” diyecekler. Koşulan ortaklar ise: “Sizler kesinlikle yalancısınız” diye cevap verecekler. (Böylelikle) onlar o gün Allah’a teslim olacak ve uydurdukları şeyler de onları yüzüstü bırakıp kaybolacaktır.

Bu ayetlerden anlıyoruz ki; Allah’ın bazı niteliklerini insanlara isnat ederek onları Allah’a ulaşmak için aracı tutanlar da müşrik kategorisinde değerlendirilecek ve kutsadıkları kişiler tarafından yüzüstü bırakılacaklardır.

  1. İnkâr eden ve (insanları) Allah’ın yolundan (İslam’dan) alıkoyanların, bozgunculuklarına karşılık azaplarının üstüne azap ekleriz.

“Azaplarına azap ekleriz” ifadesi, ilk bakışta En’am 6/160 “Kötülükle gelene yaptığı kadarından fazla ceza verilmez” ifadesiyle çelişir gibi görülse de, Nisa 4/85’te “Kim, bir kötülüğe aracılık ederse, kendisi için ondan bir pay/vebal vardır”, Furkan 25/69 “Kıyamet günü onun azabı kat kat artırılır” ayetleriyle desteklenmektedir. Bu ayette, kötülüğü doğuran ve yanlışa yol açan bütün eylemlerin katlanarak kişinin hesabına kaydedileceği Kur’anî bir anlatımla vurgulanmıştır. Bu konuda ayrıca 25/69 dipnotuna bakabilirsiniz.   

  1. O gün (kıyamette) her ümmete kendilerinden bir şahit (peygamber) göndeririz ve seni de (Ey Muhammed!) bu (mesajın muhatabı olan) insanlar üzerine şahit olarak getiririz. Sana bu kitabı her şeyi açıklamak için bir doğru yol rehberi, bir rahmet kaynağı ve Allah’a yürekten teslim olanlara bir müjde olarak indirdik. Bkz. 4/41 ve dipnotu.
  2. Muhakkak ki Allah adaleti, iyilik yapmayı, akrabaya/yakınlara bakmayı emreder; ahlaksızlığı/hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. İyice anlayıp tutasınız diye size öğüt verir.

“Akraba” terimi, çoğunlukla bireyleri, kan bağları, evlilik ya da evlat edinme yoluyla birbirine bağlayan bir ilişki olarak görülse de; ayetin genel anlam örgüsü içinde, kişinin manevi ve ahlaki anlamdaki bütün yakınlarını, ait olduğu cemiyetin bütün bireylerini, yaşadığı mahallenin bütün fertlerini işaret etmektedir.

  1. Antlaşma yaptığınız zaman, Allah’a karşı verdiğiniz sözü yerine getirin! Pekiştirdiğiniz yeminlerinizi bozmayın! Çünkü söylediklerinize Allah’ı şahit tutmuşsunuz. Hiç şüphesiz Allah, yaptıklarınızı biliyor.
  2. Taraflardan biri diğerinden daha kalabalık, daha güçlüdür diye yeminlerinizi birbirinize karşı hile aracı olarak kullanmayın! Böylece eğirdiği yünü sağlam iplik haline getirdikten sonra çözüp bozan kadın gibi olmayın! Allah sizi bu yolla sınavdan geçiriyor. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size elbette açıklayacaktır.
  3. Allah dileseydi, hepinizi tek bir ümmet yapardı. Fakat O, dileyeni sapıklıkta bırakır, dileyeni de doğru yola iletir. Sizler yaptığınız işlerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.
  4. Yeminlerinizi birbirinize karşı hile aracı olarak kullanmayın! Yoksa yere sağlam basan ayaklarınız kayar ve böylece Allah yolundan dönüp uzaklaşmanızın kötü (sonucunu) tatmak zorunda kalırsınız. Ayrıca ahirette de büyük bir azaba çarpılırsınız.
  5. Allah’a verdiğiniz sözü değersiz bir menfaat karşılığında satmayın/değişmeyin! Eğer bilirseniz, Allah katında olan elbette sizin için daha hayırlıdır.
  6. Sizin yanınızda bulunanlar tükenir ama Allah katındakiler asla tükenmez. Sabredenlere mükâfatlarını, yaptıklarının daha güzeli ile mutlaka ödeyeceğiz.
  7. Erkek ve kadından kim inanmış olarak faydalı bir iş yaparsa, ona dünyada mutlu bir hayat yaşatırız. Böylelerini (ahirette de) yaptıkları iyiliklerin en güzel karşılığı ile ödüllendiririz.
  8. Kur’an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah’a sığın!

Ayette, şeytandan korunmanın tek yolunun iradeyi ortaya koyduktan sonra Allah’a sığınmak olduğu ifade ediliyor. Kur’an okumaya “kovulmuş olan şeytanın şerrinden Allah’a sığınarak” başlamalıyız. İnsan, doğası gereği, her zaman manevî ve ahlakî ölçülerin gerçek değerini sorgulama ya da onlara şüpheyle yaklaşma eğilimindedir. Bunun içindir ki, inanan kişi Kur’an okuyacağı ve onun üzerinde düşüneceği zaman, Allah’a sığınmalı ve O’nun manevi desteğini alarak şeytanın şerrinden ve şer dürtülerin baskısından korunmalıdır. Aksi takdirde şeytanın ve kötü dürtülerin kuşatmasıyla İlahi Kelamla ilgili inancını yaralayacak gereksiz ve anlamsız şeyler düşünebilir. Bu ayetten ayrıca Kur’an okuyacağımız ya da Mushaf’a tutacağımız zaman abdestli olmak gibi bir şartın olmadığını da anlamış oluyoruz. Zira Maide, 5/6 ayetinde “Namaza duracağınız zaman…” diye başlayan bir hitap var ve arkasından da abdest alma zorunluluğu getiriliyor. Aynı şart Kur’an okumak ya da Mushaf’a tutmak için olsaydı burada da “Kur’an okumaya başlayacağınız zaman…” hitabıyla abdest zorunluluğu getirilir ve arkasından şeytandan sığınma önerilirdi.

  1. (Ama) gerçek şu ki: İnanan ve yalnız Rablerine güvenen kimseler üzerinde (şeytanın) hiç bir etkisi/hâkimiyeti yoktur.
  2. Onun zorlayıcı gücü, kendisini dost edinenlere ve onu Allah’a ortak koşanlaradır.
  3. Biz bir ayetin yerine başka bir ayet getirdiğimiz zaman, inkârcılar sana: “Sen bunu yalandan uyduruyorsun” derler. Oysa Allah kullarına ne mesaj indireceğini herkesten iyi bilmektedir. Aslında onların çoğu işin gerçeğini (ayetlerin yerine neden başka bir ayetin geldiğini) bilmezler. Bkz. 2/106 ve dipnotu
  4. (Ey Muhammed!) de ki: “Ruhu’l-Kudüs (Cebrail), O Kur’an’ı inananların imanlarını sağlamlaştırmak, müslümanlara doğru yolu göstermek ve onlara bir müjde olmak üzere Rabbinden hak olarak indirdi (getirdi).”
  5. Andolsun ki biz, onların: “Kur’an’ı ona bir insan öğretiyor” dediklerini biliyoruz. İma ettikleri kimsenin dili yabancıdır (Rumcadır). Bu Kur’an ise gayet açık bir Arapçadır. Bkz. 24/4 ve dipnotu.

İnkârcılardan bazıları Kur’an’da dile getirilen mesajlara Hz. Peygamberin kendi “uydurmaları” gözüyle bakarken, bazıları da bunların ona Cebra veya Yaiş isminde Rum ve Hıristiyan olan bir köle tarafından öğretildiğini düşünüyordu. Bu tahminler bütünüyle spekülatif nitelikte olup herhangi bir değer ifade etmemektedir. Çünkü Kur’an’ın fesahat ve belağatı karşısında hayretlerini gizleyemeyen Arap edip ve şairleri de çok iyi biliyorlar ki, ümmî olan yani daha önce herhangi bir ilahi kitap üzerinde çalışma yapmamış bulunan bir peygamberin ya da Arapça bilmeyen ve Rumca konuşan yabancı bir adamın böyle mükemmel ifadeler kullanması, cümleler kurması asla mümkün değildir.

  1. Allah’ın ayetlerine inanmayanları (ve inanmamakta da ısrar edenleri), Allah elbette ki doğru yola iletmez. Üstelik onlar için elem dolu bir azap vardır.
  2. Yalanı, ancak Allah’ın ayetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar, yalancıların ta kendileridir.
  3. Kalbi imanla dolu olduğu halde (dinden dönmeye) zorlananların dışında, her kim inandıktan sonra Allah’ı bırakıp göğsünü (kalbini) küfre açarsa, işte Allah’ın gazabı onların üzerinedir. Ve onlar için büyük bir azap vardır.
  4. Çünkü onlar dünya hayatını ahirete tercih etmişlerdir ve Allah, inkârcıları (inatları yüzünden) doğru yola iletmez.
  5. İşte onlar, Allah’ın (kötü niyet ve eylemlerinden dolayı) kalplerini, işitme ve görme duyularını mühürlediği kimselerdir. İşte, umursamazlık içinde hakkı göremeyen gafiller bunlardır.
  6. Hiç kuşkusuz, ahirette hüsrana uğrayacaklar da bunlar olacaktır.
  7. Sonra (bilmiş ol ki) muhakkak senin Rabbin, eziyet edildikten sonra hicret eden, sonra (Allah yolunda) cihada devam eden ve (böylelikle) güçlüklere göğüs gerenlerin yardımcısıdır. Hiç kuşkusuz Rabbin, bundan sonra da (iman edecekler için) çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.

Ayetin son cümlesindeki “min ba’diha/bundan sonra” ifadesi, kıyamete kadar gelecek olan mü’minler için kullanılmıştır. Yani inananlar, inandıklarını hayata geçirerek Kur’anî bir hayat yaşadığı müddetçe Allah, her zaman onlar için hem bağışlayıcı ve hem de rahmet edicidir. 

  1. O gün (kıyamette/mahşerde) herkes kendi başının çaresine bakacak, herkese yaptığının karşılığı tam olarak ödenecek ve kimseye haksızlık yapılmayacaktır.
  2. Allah, (ibret için) şöyle bir şehri misal verir: (Bir şehir vardı) O (şehir halkı) güven ve huzur içindeydi. Oraya her taraftan bolca rızık akıyordu. Sonra onlar Allah’ın nimetlerine nankörlük ettiler de Allah kendilerine, yaptıkları şeyler yüzünden açlık ve korku elbisesini/karmaşasını tattırdı.

“Allah kendilerine, yaptıkları şeyler yüzünden açlık ve korku elbisesini/karmaşasını tattırdı” ifadesi açlığı ve korkuyu somutlaştırarak giysi şeklinde tasvir ediyor. Yani korku ve açlık onları bütünüyle kuşattı, ne yiyecek bir şey bulabildiler ne de korkudan emin olabildiler. Bu temsil, Allah’ın insana bahşettiği sınırsız nimetlere karşı bilinçli ya da kasıtlı nankörlüğün, bir başka deyişle Allah’ın direktiflerine bilerek karşı çıkmanın, O’na meydan okumanın insanların başına sadece ahirette değil, bu dünyada da büyük felaketler getireceğini gösteriyor. Tefsir otoritelerinin çoğu bu şehrin Mekke olduğunu söylemektedir. Çünkü Mekke halkı Hz. Peygamberi yalanladılar, Allah’ın verdiği nimetlere nankörlük ettiler. Hz. Peygamberin ve inananların Medine’ye hicretinden sonra uzun zaman kıtlık yaşadılar.  

  1. Andolsun ki, onlara kendilerinden peygamber geldi de onu yalanladılar. Onlar zulmederlerken azap (Bedir savaşı ile) onları yakalayıverdi.
  2. Artık Allah’ın size rızık olarak bahşettiği helal ve temiz olan nimetlerden yiyin. Eğer yalnızca O’na kulluk ediyorsanız, o zaman nimetinden ötürü Allah’a şükredin. Bkz.2/168, 172, 3/92, 5/88
  3. O, size ancak ölüyü, kanı, domuz etini, bir de Allah’tan başkası için kesilmiş olanı haram kıldı. Ancak kim de çaresiz kalırsa; (başkalarının hakkına) saldırmamak ve haddi aşmamak şartıyla (isteksiz olarak bunlardan  yiyebilir). Çünkü Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. Bkz. 2/173, 6/145
  4. Dillerinizin uydurduğu yalana dayanarak: “Bu helâldir, bu da haramdır” demeyin, çünkü Allah’a karşı yalan uydurmuş oluyorsunuz. Kuşkusuz Allah’a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler.

Bu ayette, Tevrat’ın orijinalindeki hükümleri bir tarafa itip kendi çıkarlarına göre, helal ve haram hakkında hüküm koyan Yahudiler uyarılıyor. Aynı uyarı bugün olduğu gibi bütün zaman ve toplumlar için geçerlidir. Bir şeyin helal  ya da haram olması tamamen Allah’ın yetkisindedir. 

  1. (Uydurulan yalanlarla elde edilen dünyalık menfaatler) az ve geçici bir avuntudan ibarettir. (Ahirette ise) onlara acıklı bir azap vardır.
  2. Yahudilere de, sana bildirdiğimiz şeyleri haram kılmıştık. Bununla biz onlara zulmetmedik. Lâkin onlar kendilerine zulmettiler. Bkz. 4/160, 6/146
  3. Sonra (bilmiş ol ki) muhakkak senin Rabbin, cahillik sebebiyle kötülük yapan, sonra da bunun ardından tevbe edip durumunu düzelten kimseler için de (bağışlayıcıdır). Şüphesiz Rabbin bundan sonra da (tevbe edenler için) elbette çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

120-121. Hiç kuşkusuz İbrahim, yalan ve sahtelik taşıyan her şeyden yüz çevirerek Allah’ı birleyen, O’na yürekten bağlanan ve Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayan bir önderdi. O, hiçbir zaman müşriklerden olmadı. O, kendisini (peygamber) seçip dosdoğru bir yola yönelten (Allah’ın) nimetlerine şükreden bir kuldu.

  1. Biz ona dünyada iyilik verdik. Şüphesiz o, ahirette de kendini dürüst ve erdemli kimselerin arasında bulacaktır.
  2. Sonra da sana: “Hakka yönelen İbrahim’in dinine uy! O, Allah’a ortak koşanlardan değildi” diye vahyettik.
  3. Cumartesi (tatili), ancak (İbadetle emrolundukları Cuma’ya itiraz edip) bu konuda anlaşmazlığa düşen (Yahudiler) için farz kılındı. Elbette Rabbin, onların ihtilâf edip durdukları şeyler hakkında kıyamet günü, aralarında hükmünü verecektir. Bkz. 2/65, 4/47, 154 ve dipnot, 7/163

Yahudilerin çoğu, Hz. İbrahim’in soyundan gelmiş olmalarına dayanarak kendilerinin “Allah tarafından seçilmiş kavim” olduklarını ileri sürmek suretiyle Hz. İbrahim’in gerçek dininden sapmışlardı. Kur’an’da sık sık işaret edildiği gibi bu sapmışlık; sadece İsrailoğullarına has olmak üzere birtakım özel yükümlülükler, yasaklar ve kısıtlamalar getirmişti. İşte bu yükümlülüklerden biri de Cumartesi günü her türlü işten, alış verişten uzak durmaktı. 

  1. (Ey Resul! İnsanları) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel yöntemlerle mücadele et! Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.

Güzel olan, güzel anlatılmalıdır. Din güzeldir, o halde güzel üslupla anlatılmalıdır. Hz. Muhammed ve arkadaşları da öyle yapmışlardır. O, irşadında da ikazında da asla hiddet ve şiddet göstermemiştir. Zihinlerde oluşan şüphe ve tereddütleri her zaman büyük bir sabır ve anlayışla gidermeye çalışmıştır. Mekke’nin ele geçirilmesinden sonra bile nezaketi ve nezaheti elden bırakmamış, mütevazı tavrıyla, vakarlı duruşuyla binlerce insanın Müslüman olmasına vesile olmuştur.

  1. (Ey inananlar!) Eğer (bir kimseyi) cezalandıracaksanız, size yapılanın misliyle cezalandırın. Eğer sabreder (ceza vermekten vazgeçer)seniz, elbette bu, sabredenler için daha hayırlıdır.
  2. (Ey Resul! İnkârcıların yaptıklarına) sabret! Senin sabrın ancak Allah’ın yardımı iledir. İnkârcılardan yana (inanmıyorlar diye) üzülme! Tuzak kurmalarından dolayı da sıkıntıya düşme (kaygılanma)!
  3. Muhakkak ki, Allah, kendisine karşı sorumluluk bilinciyle yaşayan ve iyilik yapanlarla beraberdir.