23 – Mü’minun

Mü’minun suresi Mekke döneminde inmiş olup 118 ayettir. Sure adını birinci ayette geçen ve “Mü’minler demek olan “Mü’minun” kelimesinden almıştır.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

  1. Hakiki mü’minler, gerçekten kurtuluşa ereceklerdir.
  2. Onlar, Hak’dan yana (Allah’ın örnek kulları olarak) derin bir saygı ve alçakgönüllülük içinde yaşarlar.
  3. Onlar, boş ve anlamsız şeylerden uzak dururlar. Bkz. 25/72
  4. Onlar, zekât vermek için çalışırlar.

“Onlar, zekât vermek için çalışırlar” söylemi; “Mü’minler, mal mülklerini, sosyal bünyelerini arındıran; dayanışmaya, kaynaşmaya, berekete vesile olan zekât verir duruma gelmek ve bu yolla hayırlara vesile olmak, vicdanları temizlemek, uhuvvet duygularını geliştirmek için çaba harcarlar” demektir.

5-6-7. Onlar, iffetlerini korurlar. Yalnız eşleri ya da akitleri aracılığıyla sahip bulundukları bunun dışındadır. (Bunlarla olan ilişkilerinden dolayı) ayıplanmaları sözkonusu olmaz. Ama kim de bunun ötesine geçmek isterse, işte onlar haddi aşanlardır. Bkz. 70/30

  1. Onlar, emanetlerine ve sözleşmelerine sadakat gösterirler.
  2. Onlar, namazlarını/haktan yana duruşlarını korurlar.

10-11. İşte onlar, temelli kalacakları Firdevs cennetlerine varis olanlardır.

  1. Andolsun ki, biz, insan türünü süzme çamurdan yarattık.
  2. Sonra(ki yaratılışlarda) onu sperm hâlinde sağlam bir yere (ana rahmine) yerleştirdik.
  3. Sonra bu spermi döllenmiş yumurta yaptık, rahim duvarına yerleşen bu yumurtayı embriyo haline soktuk. Embriyoda kemik oluşturduk. Sonra da kemiklere et giydirip başka bir yaratılışla (ruh vererek) insan haline getirdik. Yaratanların en iyisi olan Allah’ın şanı ne yücedir! Bkz. 3/6, 22/5
  4. Sonra siz bunun ardından muhakkak öleceksiniz.
  5. Sonra siz, kıyamet gününde muhakkak (tekrar) diriltileceksiniz.
  6. Gerçekten biz sizin üzerinizde yedi yol (yörünge) yarattık ve şüphesiz, biz yarattığımız âlemden hiçbir şekilde habersiz değiliz. Bkz. 2/29, 17/44, 41/12, 65/12, 71/15-16

“Yedi yol” ifadesi, güneş sisteminde yer alan görülebilir gezegenlerin yörüngelerine işaret edebileceği gibi “yedi kat gök” anlamına da gelebilir. Ayrıca “gökteki yedi yıldız sistemi” olarak da değerlendirilebilir.

  1. Biz, gökten belli bir ölçüde su indirdik de (faydalanmanız için) onu yeryüzünde tuttuk. Bizim onu tamamen gidermeye de elbette gücümüz yeter.
  2. Onunla sizin için hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik. Bu bağ ve bahçelerde sizin için pek çok meyveler vardır ve siz onlardan yersiniz. Bkz. 16/11, 36/34-35
  3. Yine o su ile Tur-i Sina dağında biten bir ağaç (zeytin ağacı) yarattık ki (meyvesi) hem yağ, hem de yiyenlere katık olur.
  4. Hayvanlarda sizin için elbette bir ibret vardır. Onların içlerindeki sütten size içiririz. Onlarda sizin için daha birçok faydalar da vardır ve etlerinden de yersiniz. Bkz. 16/66
  5. Hem onlarla hem de gemilerle taşınırsınız.
  6. Andolsun biz, Nuh’u kendi kavmine (resul olarak) gönderdik de, onlara dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yoktur. Allah’a karşı gelmekten hâlâ sakınmayacak mısınız?”
  7. Bunun üzerine, kavminden inkârcıların önde gelenleri dediler ki: “Bu, sizin gibi bir beşerden başkası değildir. Size karşı üstünlük elde etmek istiyor. Eğer Allah dileseydi, bize bir melek gönderirdi. Onun söylediklerini eski atalarımızdan hiç duymamıştık.” Bkz. 6/9, 17/95
  8. “Bu adam bir deliden başka bir şey değildir. Bir süre için onu gözetim altında tutunuz.”
  9. (Nuh:) “Ey Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!” diye dua etti.
  10. Biz ona vahiy yoluyla bildirdik ki: “Bizim gözetimimiz altında ve bildirdiğimiz şekilde gemiyi yap. Emrimiz gelip tandır kaynadığı (yeryüzünde suların coşup fışkırdığı) zaman her cinsten birer çift ile haklarında azap hükmü takdir edilmiş olanlar dışında kalan aile halkını yanına al! Zalimler(in kurtulması) için sakın bana başvurma! Çünkü onlar boğulmayı hak etmişlerdir.” Bkz. 11/40, 54/11

Bu ayet, sadece dua ile sorunların çözülemeyeceğinin en büyük delilidir. Allah, Hz. Nuh’a yapılmış bir gemi göndermiyor, gemi yapmasını emrediyor. Yani kişi ister nebi olsun isterse sıradan bir insan, amacına ulaşması için gerekli olan her türlü önlemi alarak; elinden gelen tüm gayreti gösterdikten sonra Allah’a tevekkül edecek. Hz. Peygamberin ve ona tabi olanların Mekke’den Medine’ye hicreti de bu manada önemli bir örnektir.

  1. Sen ve beraberindeki kimseler, gemiye bindiğiniz zaman: “Bütün övgüler, bizi zalim kavmin elinden kurtaran Allah’a aittir” de.
  2. Yine de ki: “Ya Rabbi! Beni güvenli ve kutlu bir yere indir. Çünkü sen konuk ağırlayanların en hayırlısısın.”
  3. Şüphesiz bu olayda ibretler vardır. Biz gerçekten (kullarımızı) imtihan etmekteyiz.
  4. Sonra onların (Nuh kavminin) ardından başka bir nesli (Ad kavmini) dünyaya getirdik.
  5. Onlara da: “Allah’a kulluk ediniz, O’ndan başka bir ilahınız yoktur, O’na karşı gelmekten sakınmayacak mısınız?” diyen kendilerinden bir Resul (olan Hud’u) gönderdik.
  6. O Resulün kavminden, Allah’ı inkâr eden, ahireti yalanlayan ve bizim dünya hayatında kendilerine bolca nimet verdiğimiz ileri gelenler şöyle dediler: “O da ancak sizin gibi bir insandır. Yediklerinizden yiyor, içtiklerinizden içiyor.”
  7. “Hal böyleyken kalkar da kendiniz gibi ölümlü birine tabi olursanız, o takdirde kaybeden mutlaka siz olursunuz.”
  8. “Size, ölüp, toprak ve kemik olduktan sonra yeniden dirileceğinizi mi vaat ediyor?”
  9. “O tehdit edildiğiniz (öldükten sonra dirilmek) çok uzak, gerçekten çok uzak (olması imkânsız bir şey)!”
  10. “Bu dünya hayatımızdan başkası yoktur. (Kimimiz) ölürüz, (kimimiz) yaşarız. Biz tekrar diriltilecek değiliz.”
  11. “O, Allah’a karşı yalan uyduran bir kimseden başkası değildir. Biz ona inanmayız.”
  12. (Resul) dedi ki: “Ya Rabbi! Bunların yalanlamaları karşısında bana yardım et.”
  13. (Allah:) “Yakın zamanda mutlaka pişman olacaklardır!” buyurdu.
  14. Derken onları korkunç bir ses, kıskıvrak yakalayıverdi. Böylece onları çerçöp yığını hâline getirdik. Zalimler topluluğu, Allah’ın rahmetinden uzak olsun!

Yukarıdaki ayetler; Ad kavmine gönderilen Hz. Hûd için gelmiş olsa da pek çok peygamberin hayatında görülen ortak öğeleri dile getirdiği için genel bir anlam taşımaktadır. Allah, ibret olması bakımından, burada olduğu gibi Kur’an’ın daha pek çok yerinde peygamberlerin, peygamber olarak kavimleriyle yaşadıkları tecrübelerde tekrarlanan benzer yaşanmışlıkları tablolaştırarak insanlara sunmaktadır.

  1. Sonra onların arkalarından (Salih, Lût ve Şuayb’ın kavimleri gibi) başka kavimler dünyaya getirdik.
  2. Hiçbir ümmet/millet kendi süresini ne öne alabilir ve ne de geciktirebilir.
  3. Sonra arka arkaya resullerimizi gönderdik. Hangi ümmete resul geldiyse onu yalanladılar. Biz de onları (yaptıkları yüzünden) birbiri ardından helâk ettik ve onları birer (ibretlik) efsane yaptık. İnanmayanlar toplumu, Allah’ın rahmetinden uzak olsun!

45-46. Sonra Musa ve (kardeşi) Harun’u ayetlerimizle ve apaçık bir delille Firavun ile kodamanlarına gönderdik. Fakat onlar iman etmeyi kibirlerine yediremediler. Zaten onlar büyüklük taslayan bir zümre idi.

  1. Dediler ki: “Kendi kavimleri (olan İsrailoğulları) bize kölelik ederlerken şimdi kalkıp bizim gibi beşer olan bu iki adama mı inanacağız?”
  2. Böylece ikisini de yalanladılar, bu yüzden de yıkıma uğrayanlardan oldular.
  3. Andolsun ki biz, doğru yolu bulsunlar diye Musa’ya kitabı (Tevrat’ı) verdik.
  4. Meryem’in oğlunu (İsa’yı) da annesiyle bir sembol kıldık ve her ikisini de oturmaya elverişli, akarsulu yüksek bir yere yerleştirdik. Bkz. 19/24
  5. Ey Resuller! Temiz olan şeylerden yiyin, güzel ve erdemli işler yapın! Gerçekten ben yaptıklarınızı hakkıyla bilenim.

Diğer peygamberleri de ihtiva eden “Ey resuller” hitabı, peygamberlerin de diğer insanlar gibi ölümlü varlıklar olduklarını vurgulamak ve böylece inkârcıların; “Allah, bizim gibi ölümlü birini resul olarak seçmiş olamaz” yolundaki karşı duruşlarını çürütmek içindir. Bir sonraki ayet de bu hitabın diğer peygamberleri de içine alan bir muhtevaya sahip olduğunu göstermektedir.

  1. Şüphesiz bu (İslâm), tek bir din olarak sizin dininizdir. Ben de rabbinizim. Öyle ise emirlerime uygun yaşayıp azabımdan sakının!
  2. Fakat insanlar bu inanç birliğini yıkarak çeşitli gruplara ayrıldılar. Her grup kendi inanç sistemi ile övündü. Bkz. 21/93
  3. (Ey Resul!) Sen onları bir zamana kadar, gaflet ve şaşkınlıklarıyla baş başa bırak!

55-56. Kendilerine verdiğimiz mal ve evlatlarla onlara iyilik için can attığımızı mı sanıyorlar? Hayır, onlar ne yaptıklarının farkında değiller! Bkz. 9/55

Yani, kendilerine mal mülk ve çocuklar vermekle, Allah’ın onlara özel muamele ettiğini mi sanıyorlar? Bu nimetlerden bir gün gelip hesaba çekilmeyeceklerini ve istedikleri gibi savurganca yaşayabileceklerini mi düşünüyorlar? Verilen çocukların hangi mefkûreye göre terbiye edildiğinin, hangi inanç sistemine göre hayat tarzlarının oluşturulduğunun ve hangi ahlaki meziyetlerle terbiye edildiğinin sorulmayacağını mı sanıyorlar?

57-58-59. Rablerine olan saygılarından dolayı kötülükten sakınanlar ve Rablerinin ayetlerine inananlar. Rablerine ortak koşmazlar.

60-61. Rablerine döneceklerini bildikleri için, verdiklerini kalpleri ürpererek/gönülden verenler, işte onlardır iyilikte yarışanlar ve bu yarışı önde götürenler.

  1. Biz hiçbir kimseye gücünün yettiğinden fazla yük yüklemeyiz. Katımızda, doğruyu söyleyen (ve herkesin yaptıklarının kaydedildiği) bir kitap vardır. (Onun için) onlar haksızlığa uğratılmazlar.

Yapılan bütün faaliyetlerin bireysel ve toplumsal olarak elektronik ortamda internet üzerinden kaydedildiği nasıl beşeri bir takım sistemler varsa; kıyası kabil olmayan bir şekilde bu sistemlerden çok daha gelişmiş olarak bireysel ve toplumsal anlamda etkinliklerin depolandığı ilahi bir sistem bulunmaktadır. Bunun bireysel olanına “amel defteri”, toplu olanına da ayette ifade edildiği gibi “Kitap” diyoruz. 

  1. (Din ve inanç birliğini bozanlara gelince,) onların kalpleri bu (ilahi kayıt işlemine karşı) bütünüyle ciddi bir aymazlık içindedir! Onların bozgunculuktan başka (daha kötü) eylemlere kalkışma (eğilimleri) de vardır ve onlar bu tür eylemlere devam edip gideceklerdir.
  2. Nihayet (onların) refah ve bolluk içinde olanlarını azapla kıskıvrak yakaladığımız zaman, bakmışsın ki feryat edip duruyorlar.
  3. Boşuna feryat edip durmayın bugün! Zira bizden yardım görmeyeceksiniz.

66-67. Size, ayetlerim okunduğu zaman, büyüklük taslayarak gerisin geri dönüyordunuz (onları kabulden yüz çeviriyordunuz). Geceleri toplanıp ileri geri konuşuyordunuz.

  1. Peki, onlar (Allah’ın) sözünü (Kur’an’ı) anlamaya hiç çalışmadılar mı? Yahut kendilerine, daha önce geçmişteki atalarına gelmeyen (azap görmeyeceklerine dair) bir şey mi geldi?
  2. Ya da onlar henüz kendi resullerini tanımadılar da o yüzden mi onu inkâr ediyorlar?
  3. Yoksa “onda delilik var” mı diyorlar? Hayır! O, onlara hakkı getirdi. (Ne var ki) onların pek çoğu Hak’tan hoşlanmamaktadır.
  4. Eğer Hak onların istek ve arzularına uysaydı, muhakkak ki göklerin, yerin ve gökler ile yerde bulunan tüm varlıkların düzeni bozulurdu. Biz onlara şereflerine vesile olacak olan Kur’an’ı ulaştırdık, onlar ise kendilerine şeref verecek bu Kur’an’dan yüz çevirdiler.
  5. (Ey Resul!) Yoksa sen onlardan (inanmaları için) bir vergi/ücret mi istiyorsun? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır. Bkz. 6/90, 34/47, 36/21, 38/86, 42/23

73-74. Şüphesiz sen onları doğru bir yola çağırıyorsun. Fakat ahirete inanmayanlar, ısrarla bu yoldan sapıyorlar.

  1. Eğer onlara acıyıp da içinde bulundukları sıkıntıyı giderseydik, iyice körleşerek azgınlıklarında büsbütün direneceklerdi.
  2. Andolsun, biz onları azap ile kıskıvrak yakaladık da yine Rablerine boyun eğmediler ve (bağışlanmak için) yalvarıp yakarmadılar.
  3. Sonunda, üzerlerine azabı şiddetli olan bir kapı açtığımızda, onlar bunun içinde şaşkına dönüp umutlarını kaybettiler.
  4. Hâlbuki O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri yaratandır. (Buna rağmen) ne kadar az şükrediyorsunuz!
  5. Sizi yeryüzünde yaratıp türeten/yayan O’dur ve O’nun huzurunda (diriltilip) toplanacaksınız.
  6. O, yaşatandır, öldürendir. Gece ile gündüzün birbirini takip etmesi de O’na aittir. Hala aklınızı işletmeyecek misiniz?
  7. Hayır, onlar öncekilerin söyledikleri gibi sözler ettiler.

82-83. Dediler ki: “Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı tekrar diriltileceğiz? Yemin olsun ki, bu tehdit şimdi bize yöneltildiği gibi daha önce atalarımıza da yöneltilmişti. Bu eskilerin masallarından başka bir şey değildir.”

  1. De ki: “Eğer biliyorsanız (söyleyin): Yeryüzü ve orada bulunanlar kimindir?”
  2. Diyecekler ki: “Allah’ın.” De ki: “O halde ne diye hâlâ düşünüp anlamazsınız?”
  3. De ki: “Peki, kimdir yedi kat göğü yerinde tutan ve yüce kudret tahtında hükümran olan?”
  4. “Allah’tır” diyecekler. De ki: “Artık O’na karşı gelmekten sakınmayacak mısınız?”
  5. De ki: “Her şeyin yönetimini elinde tutan, koruyup kollayan ama kendisine karşı (kimsenin) korunup kollanamayacağı kimdir? Biliyorsanız, (söyleyin)!” Bkz. 21/23
  6. (Sana) “Bu yetki Allah’a aittir” diyecekler. De ki; “O halde nasıl oluyor da yanıltılıyorsunuz?”

Yukarıdaki ayetlerden anlaşıldığına göre, sadece “Lâ ilâhe illellâh” (Allah’tan başka ilah yoktur) demek Müslüman olmak için yetmiyor. Kelime-i tevhidin içinde şirkten tamamen arındıktan sonra, ahirete iman, Hz. Peygamber’i kabul ve ona indirilen Kitab’ı tasdik olmalıdır. Başka bir deyişle, Allah’tan başka varlıklara tanrısal nitelikler yakıştıran, Kur’an mesajını kısmen veya tamamen devre dışı bırakarak onun hayata müdahalesine karşı çıkan ve Hz. Peygamber’i dışlayan ya da görmezlikten gelen bir zihniyet, İslâm inanç ve tasavvuruyla asla bağdaşamaz.

  1. Aslında biz onlara gerçeği sunduk, fakat onlar hala yalan söylüyorlar.
  2. Allah asla evlat edinmemiştir ve O’nun beraberinde bir başka ilah da yoktur. (Olsaydı) o zaman her ilah, kendi yaratıklarını otoritesi altına alıp bir yana gider ve biri öbürüne karşı üstünlük kurmaya çalışırdı. Allah onların bu asılsız yakıştırmalarından uzaktır. Bkz. 21/22
  3. (O,) insanların algı ve tasavvurlarının erişemediği şeyleri de, onların akıl ve duyu yoluyla tanıklık edebildikleri şeyleri de bilir. O, müşriklerin koştukları ortaklardan çok yücedir.

93-94. De ki: “Ey Rabbim! Onlara vaad edilen o azabı bana mutlaka göstereceksen, Rabbim! Beni o zalimler topluluğu içinde bırakma!”

  1. (Ey Resul!) Bizim onlara vaad ettiğimiz azabı sana göstermeye elbette gücümüz yeter.
  2. (Fakat onlar ne yaparlarsa yapsınlar, sen yine de onların işlediği) kötülüğü, en iyi yol hangisi ise, onunla sav! Biz onların asılsız yakıştırmalarını herkesten iyi biliyoruz. Bkz. 41/35

97-98. De ki: “Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden (telkinlerinden) sana sığınırım! Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım!” Bkz. 7/200, 41/36

99-100. Sonunda onlardan biri ölümün eşiğine geldiğinde der ki: “Ya Rabbi, beni geri gönderin! (Gönderin ki,) arkada bıraktığım yerde iyi bir iş yapayım.” Hayır, hayır! Bu onun söylediği anlamsız bir sözdür. Çünkü dünyadan ayrılanların önünde, (kıyamette) tekrar diriltilecekleri güne kadar (geri gelmelerine mani olacak) bir engel vardır.

İki şey arasında bulunan engel, geçit, mesafe anlamlarına gelen “berzah” terimi burada, ölüm ile başlayıp, yeniden dirilmeye kadar geçen süreyi ifade etmek için kullanılmıştır. Bu ayet aynı zamanda reenkarnasyon, yani ruhun tekrar bedenlendiğine inanan spiritüalistlerin inancını da reddetmektedir.

  1. Ve sonra, (kıyamet için) sura üflendiği zaman, o gün artık ne aralarındaki kan bağları işe yarayacaktır ne de birbirlerine soru sorabileceklerdir.
  2. O zaman kimin tartıları (iyilikleri) ağır gelirse, işte onlar zafere kavuşacaklardır.
  3. Kimin de tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana uğratanlardır. Onlar cehennemde kalacaklardır.
  4. Ateş, onların yüzlerini yalayarak yakacak, bu yüzden, dudakları kasılacak ve dişleri sırıtacaktır. Bkz. 14/50, 21/39
  5. (Onlara şöyle denilecek:) “Karşınızda ayetlerim okunurken onları yalanlayan sizler değil miydiniz?”

106-107. (Onlar şöyle) diyecekler: “Ey Rabbimiz! Biz azgınlığımıza yenik düştük ve sapık bir toplum olduk. Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer (tekrar günaha) dönersek şüphesiz kendimize zulmetmiş oluruz.”

  1. (Allah buyuracak:) “Kalın kaldığınız yerde! Ve benimle bir daha asla konuşmayın!”

109-110-111. “Hani vaktiyle kullarımın bir bölümü: ‘Ey Rabbimiz! Biz sana inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın!’ diye dua ediyordu. Siz ise onlarla alay ediyordunuz. Bu yaptıklarınız size beni anmayı unutturuyordu. Onlara hep gülüyordunuz. Sabretmeleri sebebiyle, bugün ben onları mükâfatlandırdım. Şüphesiz onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.”

  1. (Allah inkârcılara:) “Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?” diye soracak.
  2. (Onlar:) “Bir gün, ya da günün bir kısmı kadar kaldık, tam olarak hesap tutan (melek)lere sor (bizim gün sayacak halimiz kalmadı)!” diyecekler. Bkz. 20/103, 30/55, 79/46

Azap görecek olan insanlarla Allah arasında geçecek olan bu temsili diyalog, Kur’an’ın başka yerlerinde de görülmektedir. Allah zamandan ve mekândan münezzehtir. Yani O’nun varlığı belli bir zamanla sınırlı olmadığı gibi belli bir mekâna da bağlı değildir. Başka bir ifadeyle Allah, ezelde de ebedde de sonsuza dek bütün zamanların ötesinde bir varlıktır. Çünkü Allah varken ne zaman vardı ne de mekân. Bu itibarla Allah için yön, zaman, mekân mevzubahis değildir. Allah’ın yarattığı varlıklar zamana bağlı oldukları için Kur’an’da verilen örnekler zaman kavramıyla ifade edilmiştir. Burada zaman konusundaki diyalogla verilmek istenen mesaj, ahirete kıyasla dünya hayatının kısalığıdır.

  1. (Allah, şöyle) buyuracak: “(Dünyada) çok az bir zaman kaldınız. Keşke bunu (daha önce) bilmiş olsaydınız.” Bkz. 10/45, 20/104
  2. “Sizi boşuna yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?”
  3. Allah yüceler yücesidir, mutlak hüküm sahibidir. O’ndan başka ilah yoktur. Yüce arşın sahibi O’dur!
  4. Kim kanıtlayıcı bir delile dayanmadığı halde Allah’ın yanı sıra başka bir ilaha kulluk ederse onun hesabını Rabbi görecektir. Şüphesiz inkârcılar asla kurtuluşa eremezler
  5. De ki: “Ey Rabbim! Bağışla, merhamet et! Çünkü sen merhamet edenlerin en hayırlısısın!”