29 – Ankebut

Ankebut suresi Mekke döneminde inmiş olup 69 ayettir. Sure adını 41. ayette geçen ve “Örümcek” anlamına gelen “Ankebut” kelimesinden almıştır.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

  1. Elif, Lam, Mim. 

Bu harflerle ilgili olarak Bakara suresinin birinci ayetinin dipnotuna bakabilirsiniz.

  1. İnsanlar, (sadece) “İnandık!” demeleriyle bırakılacaklarını ve imtihan edilmeyeceklerini mi sanıyorlar? Bkz. 2/214, 3/142, 21/35
  2. Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Elbette Allah, doğru davrananları (özü, sözü ve davranışı bir olanları) ortaya çıkaracak ve Haktan yana olduklarını söyledikleri halde batıldan yana olanların kim olduğunu gösterecektir.
  3. Yoksa (gizli de olsa) kötülük yapanlar, bizden kaçıp kurtulacaklarını mı sandılar. Ne kötü bir yargıya varıyorlar öyle!
  4. Kim Allah’a kavuşmayı özlüyorsa, bilsin ki, (bu buluşma için) Allah’ın belirlediği vakit kesinlikle gelecektir. O (her şeyi) hakkıyla işiten, (her şeyi) hakkıyla bilendir.
  5. Yine, kim (Allah yolunda) üstün gayret gösterirse bunu yalnız kendi iyiliği için yapmış olur. Şüphesiz ki Allah, âlemlerden hiçbir şeye muhtaç değildir (kimsenin ameline, kulluğuna, ibadetine ihtiyacı yoktur. Kim ne yapıyorsa kendisi için yapıyordur)!
  6. İnandıktan sonra doğru ve yararlı işler yapanların günahlarını elbette örteceğiz ve mutlaka onları yaptıklarının karşılığı olarak (hak ettiklerinin) daha güzeliyle ödüllendireceğiz.
  7. Biz insana ana-babasına güzel davranmasını (ve iyilik etmesini) emrettik. Buna rağmen eğer onlar, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa, (bu hususta) onlara uyma! Dönüşünüz ancak bana olacaktır ve ben yaptıklarınızı size haber vereceğim. Bkz. 31/15
  8. İnandıktan sonra doğru ve yararlı işler yapmış olanları mutlaka dürüst ve erdemlilerin arasına koyacağız.
  9. İnsanlardan öyleleri vardır ki: “Allah’a inandık” derler. Ama Allah uğrunda bir ezaya uğratılınca, insanlardan gördükleri baskı ve işkenceyi Allah’ın azabı gibi görürler. Andolsun ki, (inananlara) Rabbinden bir yardım gelecek olsa (münafıklar) mutlaka: “Biz de sizinle beraberdik” derler. Allah, bütün yaratılmışların kalplerinden geçenleri en iyi bilen değil midir?
  10. Allah, elbette (gönülden) iman edenleri de bilir, (samimi olmayan) münafıkları da bilir.
  11. Ve İnkârcılar inananlara: “(Gelin) bizim (hayat) tarzımıza uyun, günahlarınızı üzerimize alalım!” derler. Hâlbuki onlar, (yanılttıkları kimselerin) hiçbir günahını yüklenemezler. Şüphesiz ki onlar yalancıdırlar!
  12. Hiç kuşkusuz onlar, hem kendi yüklerini (günahlarını), hem de kendi yükleriyle beraber (inkârlarına ya da günah işlemelerine sebep oldukları) nice (kişilerin günah) yüklerini taşıyacaklardır. Uydurmakta oldukları şeylerden de kıyamet günü şüphesiz sorguya çekileceklerdir.

İlk bakışta bu iki ayet arasında tenakuz olduğu göze çarpabilir. Çünkü 12. ayette “onlar başkalarının günahını yüklenemezler”, 13. ayette ise “onlar kendi yükleriyle birlikte başkalarının yüklerini de yüklenecekler” manasına gelen ifadeler bulunmaktadır. Elbette ki herkes yaptığının cezasını çekecek ve kimse bir başkasına herhangi bir sorumluluk transfer edemeyecektir. Ancak eğer kişi işlediği günahı başkalarına sirayet ettirirse ve başkalarını da aynı günahı işlemeye zorlar ya da teşvik ederse veya insanların günah işlemesine sebep olacak eylemler ortaya koyarsa işte o zaman vesile olduğu günahların sorumluluğunu taşıyacak ve bunun bedelini de ödeyecektir.

  1. Andolsun ki, biz, Nuh’u kavmine (nebi olarak) gönderdik. Bin seneden elli yıl eksik (dokuzyüzelli yıl) onların içlerinde kaldı. Sonunda (onlar yola gelmeyip) zalimliklerini sürdürmeye devam ederken, tufan kendilerini yakalayıverdi.
  2. Biz de onu (Nuh’u) ve gemide bulunanları kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret yaptık.
  3. İbrahim’i de (nebi olarak) gönderdik. Hani o, kavmine şöyle demişti: “Allah’a kulluk edin ve O’na karşı gelmekten sakının! Eğer bilirseniz, böyle yapmanız sizin için daha hayırlıdır.”
  4. “Sizler Allah’tan başka birtakım putlara da tapıyor, düzmece iddialar ortaya atıyorsunuz. Allah’tan başka taptığınız putlar size rızık veremezler. Rızkınızı Allah katında arayınız ve O’na kulluk ediniz, O’na şükrediniz. Çünkü sonunda siz O’na döndürüleceksiniz.”
  5. “Eğer siz (resulümü) yalanlarsanız bilin ki, sizden önce geçen birtakım ümmetler de (resullerimi) yalanlamışlardı. Resulün görevi apaçık tebliğden başka bir şey değildir.”
  6. Peki, onlar, Allah’ın (varlıkları) yaratmaya nasıl başladığını, sonra onu nasıl tekrarladığını görmüyorlar mı? Hiç şüphe yok ki bu, Allah’a göre kolaydır.

“Yaratmayı tekrarlamak” ifadesi, iki ayrı anlama gelebilir. Birincisi; kâinattaki yaratma olayının aralıksız devam etmesi. Yani canlıların değişik şekillerde tasvir edilerek sürekli üremesi, hayatlarının sona ermesi, yeniden üreme süreci ve bu sürecin devam etmesidir. İkincisi ise; öldükten sonra insanların yeniden dirilmesi ve yeni bir hayatın başlamasıdır. Ancak, ayette geçen: “Yaratmayı nasıl tekrarladığını görmüyorlar mı?” ifadesi, öldükten sonra dirilme işini henüz yaşamamış olan insanlara hitap olduğu için birinci yorum daha doğru olur. İster yeniden dirilme inancını desteklemek için olsun, isterse yaratma ve yaratılanlarda hayatı devam ettirme eylemi için kullanılmış olsun, burada verilmek istenen mesaj, bir Yaratıcının varlığının ve büyüklüğünün anlaşılmasıdır.

  1. Onlara de ki: “Yeryüzünde geziniz de Allah’ın canlıları ilk kez nasıl yarattığını görünüz.” Allah bu yaratma işlemini ilerde bir kere daha tekrarlayacaktır. Hiç kuşkusuz Allah’ın her şeye gücü yeter.
  2. (Allah,) dilediğine (yaptıkları yüzünden) azap eder, dilediğine de (yaşadıklarına bakarak) merhamet eder. (Hepiniz) ancak O’na döndürüleceksiniz.
  3. Siz, ne yerde ne de gökte (Allah’ı) aciz bırakacak değilsiniz (O’nun yapacaklarına engel olamazsınız). Sizin Allah’tan başka hiçbir dostunuz ve yardımcınız da yoktur.
  4. Allah’ın ayetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr edenler var ya; işte onlar benim rahmetimden ümit kesmişlerdir. İşte onlar için acıklı bir azap vardır.
  5. Kavminin (İbrahim’e) cevabı: “Onu öldürün veya onu (ateşte) yakın!” demekten başka bir şey olmadı. (Kavmi onu tam yakacaktı ki) Allah da onu ateşten kurtardı. İşte bunda inanacak bir toplum için ibretler vardır. Bkz. 21/68 ve dipnotu.
  6. (İbrahim onlara) dedi ki: “Sizler dünya hayatında birbirinizin hatırı için Allah’tan başka putları da ilah edindiniz. Ama ilerde kıyamet günü birbirinizi tanımazlıktan gelecek, birbirinize lânet okuyacaksınız. Varacağınız yer cehennem olacak ve orada size yardım edecek kimseler bulamayacaksınız.” Bkz. 3/28, 4/139, 144, 5/51, 57, 9/23, 19/81, 58/22, 60/1
  7. Bunun üzerine (önce yeğeni) Lût, ona (İbrahim’e) iman etti. Ve İbrahim dedi ki: “Ben, Rabbime (gitmemi emrettiği Harran’dan Filistin’e) hicret edeceğim. Hiç kuşkusuz O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
  8. Biz ona (oğlu İsmail’den sonra) İshak’ı da, Yakub’u da bahşettik. Onun soyundan gelenlere peygamberlik ve kitap verdik. Dünyada ona mükâfatını da verdik. Şüphesiz o, ahirette de iyi kimselerden olacaktır.
  9. Lût’u da (halkına nebi olarak) gönderdik. Onlara dedi ki: “Gerçekten siz, sizden önce geçen milletlerden hiç kimsenin yapmadığı pek iğrenç bir şey yapıyorsunuz.”

Hz. İbrahim’in yeğeni olan Hz. Lut, İbrahim Peygamberle aynı dönemde yaşamış olup Hz. İbrahim’e komşu olan Sodom halkına elçi olarak gönderilmiştir. Kızıldeniz’in kuzeyinde yaşayan bu kavim, Kuran’da da belirtildiği gibi, o güne kadar dünya üzerinde görülmemiş bir iğrençliği, eşcinselliği uyguluyordu. Hz. Lut, onlara bu sapıklıktan vazgeçmelerini söylediğinde ona karşı çıktılar, onun peygamberliğini ve getirdiği öğretileri kabul etmediler ve sapıklıklarına devam ettiler. Bunun sonucunda da Kur’an’ın pek çok yerinde görüldüğü gibi Lut kavmi korkunç bir felaketle helak edildi.

  1. “Siz hâlâ (kadınları bırakıp) erkeklere yanaşacak, (neslin çoğalma) yol(unu) kesecek ve üstelik bu çirkinliği kamuya açık yerlerde güpegündüz guruplar halinde yapacaksınız öyle mi?” Kavminin cevabı: “Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi Allah’ın azabını getir bize!” demekten başka bir şey olmadı.
  2. Lut: “Ey Rabbim! Bozgunculara karşı bana yardım et!” dedi.
  3. Elçilerimiz (melekler), İbrahim’e (oğlu olacağına dair) müjdeyi getirdiklerinde: “Biz, bu memleket halkını helâk edeceğiz, çünkü oranın ahalisi zalim kimselerdir” dediler.
  4. İbrahim: “Ama orada Lût var” deyince, elçiler şöyle dediler: “Biz orada kimlerin olduğunu herkesten iyi biliyoruz. Lut’u ve yakınlarını (Allah’ın emriyle) kurtaracağız. Yalnız karısı orada kalarak azaba çarpılanlardan olacaktır.”

33-34. Elçilerimiz Lût’a geldiklerinde, Lût, onlar yüzünden tasalandı ve onlar(ın kimlikleri konusunda) çaresizlik içine düştü. Elçiler ona: “Korkma, üzülme! Biz, karının dışında seni ve aileni kurtaracağız. Karın, geride kalıp helâk olanlardan olacaktır. Haberin olsun ki, biz bu kasaba halkı üzerine, yaptıkları çok çirkin ahlâksızlıktan dolayı gökten azap indireceğiz” dediler.

  1. Andolsun ki Biz, aklını işletecek bir toplum için o (helak ettiğimiz) memleketten ibret alınacak apaçık bir delil (harabe) bıraktık.
  2. Medyen’e de kardeşleri Şuayib’ı (nebi olarak) gönderdik. Şuayib: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Ahiret günü(nün mükâfatına) umut bağlayın ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın!” dedi. Bkz. 7/85-92, 11/84
  3. Kavmi, onu yalanladı. Bunun üzerine kendilerini şiddetli bir sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar (öldüler).
  4. Ad ve Semûd (kavimleri)ni de (yaptıkları yüzünden) helâk ettik. Bunu vaktiyle oturdukları evlerin yıkıntıları size açıkça göstermektedir. Şeytan onlara işledikleri kötülükleri güzel göstererek kendilerini yoldan çıkardı. Hâlbuki onlar (gerçeği görebilecek kadar) aklı fikri yerinde, gözü açık kimselerdi.

Hz. Hud’un gönderildiği Ad kavmi, Samed, Samud, Sada ve Heba adlı putlara tapıyor, zayıf ve kimsesizlere ağır zulümler yapıyorlardı. Zevklerinin tatmini için insanları yüksek binaların üzerinden aşağı atarak eğleniyorlardı. Elli seneden fazla bir zaman Hz. Hud, bu azgın kavmi imana ve insanca yaşamaya çağırdı. İman etmeye yanaşmadıkları gibi azgınlıklarına devam ettiler. Bunun üzerine şiddetli bir rüzgârla helak oldular. 

Hz. Salih’in gönderildiği Samud Kavmi de aynı Ad Kavmi gibi Allah’ın uyarılarını gözardı etmiş ve bunun sonucunda helak olmuştur. Ayette bahsedilen Ad ve Semud Kavimleriyle ilgili, bugün, birçok arkeolojik bulguya rastlanmaktadır.

  1. Karun’u, Firavunu ve Haman’ı da (yaptıkları yüzünden helâk ettik). Andolsun ki, Musa onlara apaçık deliller getirmişti de onlar yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Hâlbuki (azabımızı aşıp) geçebilecek değillerdi.
  2. Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. (Yaptıkları yüzünden) onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmetmiyordu, fakat onlar (yaptıkları kötülüklerle) kendilerine zulmediyordu. Bkz. 3/117, 9/70, 10/44 ve dipnotu 16/33, 29/40
  3. Allah’tan başka (varlıkları ve güçleri) dost/sığınacak tanrı edinenlerin durumu, kendisine (ağdan) bir ev edinen örümceğe benzer. Hâlbuki evlerin en çürüğü örümcek ağıdır. Keşke bunu bilselerdi!
  4. Şüphesiz Allah, onların Kendisinden başka hangi varlıkları tanrılaştırıp yalvardıklarını elbette çok iyi bilir. Hiç kuşkusuz O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
  5. İşte biz, bu misalleri insanlar için (ibret alsınlar diye) getiriyoruz. Onların anlamını ancak ibret almasını bilenler kavrayabilir.

Kureyş’in ekâbir (!) takımı, “Muhammed’in Rabbi, gönderdiği kitapta sinekten, inekten, çiçekten, böcekten, örümcekten bahsediyor” diyerek Müslümanlarla alay ediyordu. Oysa ibret almasını bilenler için bu örnekler çok büyük manalar taşımaktadır. Varlık âlemini kudretiyle yöneten Allah’ın dostluğu ve yardımı dururken, insanın, kendisi gibi dünyada fani olan varlıklara sırtını dayaması, onlardan medet umması, onları Allah’a ulaşmak için aracı olarak kullanması yuvaların en zayıfı olan örümcek yuvasına sığınmaya teşbih ediliyor ki bu benzetme her kesimden insanın çok rahat anlayabileceği seviyededir. 

  1. Allah gökleri ve yeri, hak ve hikmetle, gerçek bir gaye için yarattı. Elbette bunda iman edecek kimseler için alınacak bir ders vardır.
  2. (Ey Resul!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da ikame et! Çünkü namaz (doğru ve bilinçli eda edildiği takdirde), insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. (Namazı ikame ederek) Allah’la hasbıhal etmek en büyük (buluşma)dır. Allah, (sadece namazda değil, her daim) yaptıklarınızı biliyor.
  3. Kitap ehli (Yahudi ve Hristiyanlar)la haksızlık etmedikleri müddetçe en güzel şekilde tartışın ve (onlara) deyin ki: “Bize indirilene inandığımız gibi size indirilmiş olana da inanıyoruz. Çünkü bizim ilahımız ile sizin ilahınız tek ve aynıdır ve biz (hepimiz) O’na teslim olmuşuz.”

Burada “size indirilmiş olana da inanıyoruz” dan kastedilen, önceki vahiyler olgusuna inanmaktır. Yoksa Kur’an’da sıkça ifade edildiği gibi önceden vahyedilmiş kitapların asıl metinlerinin kapsamlı bir tahrifata uğramasının sonucu olan bugünkü şekillerine inanmak değil. Esas vurgulanmak istenen mesaj ayetin son cümlesi ile veriliyor ki o da; “bir olan Allah’a teslim olmak ve O’nun birliği etrafında hayatı şekillendirmektir”.

  1. İşte biz sana böyle bir Kitap indirdik. Bundan dolayı kendilerine kitap verdiklerimiz ona iman ediyorlar. Onlardan da ona iman edecek olanlar vardır. Hakkı inkâra şartlanmış olanlardan başkası bizim ayetlerimizi inkâr etmez. Bkz.2/121, 3/199
  2. (Ey Resul!) Sen Bundan önce herhangi bir ilahi kelamı okumuş ya da onu kendi elinle yazmış değildin. Şayet böyle olmasaydı (okumuş ya da yazmış olsaydın) o takdirde batıl peşinde koşanlar (o Kur’an’ı başka yerden okudun ya da yazdın diye) şüpheye düşerlerdi. Bkz.7/158 ve “Ümmi” ifadesi ile ilgili dipnotu.
  3. Hayır, o (Kur’an), kendilerine ilim verilenlerin kalplerinde (yer eden) apaçık ayetlerdir. Bizim ayetlerimizi ancak zalimler inkâr eder.
  4. (İnkârcılar) dediler ki: “Ona Rabbinden mucizeler indirilseydi ya!” De ki: “Mucizeler ancak Allah katındadır ve ben ancak apaçık bir uyarıcıyım!”
  5. Kendilerine okunan (bu) Kitab’ı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? Şüphesiz bunda iman edecek bir toplum için rahmet ve öğüt vardır.

“Kendilerine okunan (bu) Kitab’ı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu?” söylemi; “vahyin içeriği, ilahi kökeninden gelen şaşırtıcı kanıtları ve Kur’an ayetlerinin hadiselere ışık tutacak şekilde arka arkaya gelmesi senin elçiliğini kanıtlamaya yeterli olmuyor mu?” demektir. Bu ayet aynı zamanda Kur’an mucizesinin dışında Hz. Peygambere atfedilen uydurma mucizeleri de reddediyor.

  1. De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter! O, göklerde ve yerde olan her şeyi bilir. Batıla inanıp Allah’ı inkâr edenler var ya, işte hüsrana uğrayanlar onlardır!
  2. Senden azabın çabucak gelmesini istiyorlar. Eğer önceden belirlenmiş bir süre olmasaydı, azap onlara mutlaka gelirdi. Fakat hiç farkında olmadıkları bir sırada elbette o (azap), ansızın kendilerine gelecektir.
  3. (Evet) senden azabın çabucak gelmesini istiyorlar. Hâlbuki cehennem o inkârcıları kuşatıp durmaktadır.
  4. O gün azap onları üstlerinden ve ayaklarının altından kaplayacak. Ve Allah onlara: “Yaptıklarınızı tadın bakalım!” diyecek. Bkz. 7/41, 21/39, 39/16
  5. Ey inanmış kullarım! Benim yarattığım yeryüzü geniştir. O halde (Allah’ın istediği şekilde yaşamak için) güven içinde olacağınız yere gidip yalnız bana kulluk ediniz. Bkz. 39/10

Bu ayet, hicreti önermektedir. İnsan Allah’a kul olmak etmek ve faydalı eylemler üretmek için yaratılmıştır. Eğer bulunduğu yerde ya da yaşadığı ortamda bunları icra edemiyorsa, icra edeceği bir yer bulmalı ve oraya göçerek yaratılış gayesine matuf çalışmalar ortaya koymalıdır. Bir sonraki ayette, “her canlının ölümlü bir varlık olduğu ve öldükten sonra Allah’a döndürüleceği” anlatılarak, insanın yaşadıklarını gözden geçirmesi ve hayatına çeki düzen vermesi istenmektedir.

  1. Her nefis/can ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz. Bkz. 3/185 dipnot, 21/35
  2. İnandıktan sonra doğru ve yararlı işler yapanları, içinde ebedi kalmak üzere altlarından ırmaklar akan cennetteki köşklere yerleştireceğiz. Katma değer üretenlerin ödülü ne güzeldir!
  3. Onlar zorluklara karşı direnirler ve yalnızca Rablerine güvenip dayanırlar.
  4. (Bilmediğiniz ve görmediğiniz) nice canlılar vardır ki, hiçbir geçim endişesi taşımaz. Onların da sizin de rızkınızı Allah sağlar. O, (her şeyi) hakkıyla işiten, (her şeyi) hakkıyla bilendir. Bkz. 11/6 
  5. Andolsun, eğer onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı hizmetinize kim sundu?” diye soracak olursan mutlaka: “Allah” diyecekler. O halde nasıl (Hak’tan) döndürülüyorlar?
  6. Allah, (hikmetine binaen) kullarından dilediğine rızkı bol verir ve (dilediğine) kısar. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
  7. Andolsun, eğer onlara: “Gökten yağmuru kim indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti?” diye soracak olursan, mutlaka: “Allah” diyecekler. (Sen de) de ki: “Bütün övgüler Allah’a mahsustur.” Fakat onların çoğu akıllarını işletmezler.
  8. Bu dünya hayatı oyundan ve eğlenceden başka bir şey değildir. Ebedî ahiret diyarı ise, hayatın ta kendisidir. Keşke bunu bilselerdi.
  9. Gemiye bindikleri (ve bir tehlike ile karşılaştıkları) zaman, içten bir inançla yalnız Allah’a yalvarıp yakarırlar. Fakat Allah onları kurtarıp karaya çıkardığında, bir bakmışsın bazı hayali güçleri O’na ortak koşuyorlar.
  10. Kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük etsinler ve bir süre daha faydalansınlar bakalım! (Yaptıkları yüzünden başlarına gelecekleri) ileride anlayacaklar!
  11. Görmüyorlar mı ki, çevrelerindeki insanlar her tür saldırıya açık olmanın tedirginliğini yaşarken, Biz onların yurtlarını güvenilir kıldık! Yine de onlar, batıla inanıp Allah’ın nimetlerine nankörlük mü ediyorlar?
  12. Allah’a karşı yalan uyduran yahut kendisine Hak gelmişken onu yalan sayandan daha zalim kim olabilir? (Bu şekilde) hakikati inkâr edenler için cehennem (en uygun) yer değil mi?
  13. Ama bizim uğrumuzda üstün gayret gösterenleri, elbette bize varan yollara eriştireceğiz. Allah, kuşkusuz, iyi ve güzel davrananlarla beraberdir.