30 – Rum

Rum suresi Mekke döneminde inmiş olup 60 ayettir. İkinci ayette, İranlılarla yapılan savaşta yenilmiş olan Rumların (Bizanslıların), tekrar galip gelecekleri anlatıldığından sureye “Rum” adı verilmiştir.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

  1. Elif, Lam, Mim. Bkz. 2/1 dipnotu.
  2. Rumlar (Doğu Romalılar/Bizanslılar, İranlılara) yenildiler.
  3. Ama onlar yeryüzünün en yakın/en alçak bir yerinde bu yenilgilerinden sonra galip gelecekler.

Şam ve Kudüs’ün İranlılara geçmesiyle sonuçlanan savaşın cereyan ettiği Lût Gölü bölgesi Araplara yakın bir yer olduğu gibi, karaların en alçak noktasını teşkil etmekte ve deniz seviyesinin 395 metre aşağısına isabet etmektedir.

  1. (Ve bu) birkaç yıl içinde (gerçekleşecektir). Karar yetkisi, bundan önce (olduğu gibi, bundan) sonra da Allah’a aittir. (Şimdi müşrikler sevindiği gibi) o gün Allah’ın (Rumlara) zafer vermesiyle mü’minler sevineceklerdir.
  2. (Her şey) Allah’ın yardımıyla(dır)… (Allah, iyi niyet ve eylemlerinden dolayı) dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.

Hicretten yaklaşık yedi yıl önce 615 veya 616 yılında ehli kitap olan Romalılar (Bizanslılar) ile Mecusi olan İranlılar (Pers İmparatorluğu) arasında kanlı bir savaş yaşanmış ve bu savaşta Romalılar yenilgiye uğramıştı. Mekke müşrikleri kendileri gibi putperest ve Mecusi olan İranlıların galip gelmesine sevinmişti. Romalılar ehli kitap olduğu için onların yenilmesine de mü’minler üzülmüştü. Müşrikler: “Eğer Allah, sizin inandığınız gibi güçlü olsaydı kendisine inananlara yardım eder ve onlar galip gelirdi” gibi sözler söyleyerek mü’minlerle alay ediyorlardı. Bunun üzerine Kur’an bir mucize olarak, birkaç yıl içinde bu iki devlet arasında tekrar savaş olacağını ve bu defa Romalıların galip geleceğini haber veriyor. Nitekim Kur’an’ın haber verdiği gibi 622 yılında başlayan yeni savaş Bizanslılar lehine gelişti. 624 yılında Romalılar İran’a girerek Pers ordusunu bozguna uğrattı. Aynı zamanda mü’minler de Bedir’de önemli bir zafer elde etti.

  1. (Bu zafer) Allah’ın vaadidir. Allah vaadinden asla dönmez. Ama insanların çoğu (bunu) bilmezler.
  2. Onlar dünya hayatının yalnız görünen yüzünü tanırlar, ebedi ve nihai olandan ise tamamen habersizdirler.
  3. Allah’ın, göklerde, yerde ve bu ikisi arasında bulunan her şeyi hak ve hikmete uygun olarak, belirli bir süre için yarattığını onlar kendi kendilerine hiç düşünmezler mi? (Bırakın bunu düşünmeyi) İnsanların çoğu Rablerine kavuşacaklarını bile inkâr ederler.

“Göklerde, yerde ve bu ikisi arasında bulunan her şeyin hak ve hikmete uygun olarak yaratılması” demek, varlık âlemi mükemmel bir plan ve programa göre yaratılmış ve her varlık tam bir uyum içinde yerini almış, sahip olduğu rol ve sorumlulukla amacına yönelmiş demektir. Varlık âleminde hiçbir şeyin boşuna yaratılmadığı ve her şeyin kendine has özel bir gayesi bulunduğu yapılan bilimsel araştırmalarla da tespit edilmiştir. O halde insan, makro âlemden mikro âleme kadar var olan her şeyi bütün derinliği ile düşünmeli ve kendine tevdi edilen kulluk vazifesini olması gerektiği gibi icra etmelidir.

  1. Yeryüzünde dolaşıp bir bakmıyorlar mı ki, nasıl oldu kendilerinden öncekilerin sonu? Onlar ki daha kudretliydiler, yeryüzünde daha derin izler bırakmışlardı ve dünyayı daha iyi imar etmişlerdi. Onlara da resulleri apaçık deliller getirmişti. Allah onlara zulmetmiyordu, fakat onlar (yaptıkları yüzünden) kendilerine zulmediyordu. Bkz. 28/8, 40/21, 40/82
  2. Sonra, Allah’ın âyetlerini yalanlayarak ve onlarla alay ederek kötülük yapanların sonu çok kötü oldu.
  3. Allah, varlıkları ilkin yarattığı gibi, sonra bu (yaratışı) tekrarlayacak (dirilişi gerçekleştirecek). En sonunda hepiniz O’na döndürüleceksiniz.
  4. Kıyamet koptuğu zaman, suçlular ümitlerini bütünüyle yitirecekler.
  5. Onlar, Allah’a ortak koştukları varlıkların hiç birinden bir destek göremeyecekler; oysa ki onlar ortak koştukları varlıklar yüzünden kâfir olmuşlardı.
  6. Ve kıyametin kopacağı gün, (mü’minler ve kâfirler) birbirlerinden ayrılacaklar.
  7. İnandıktan sonra salih amel işleyenler (cennet bahçelerinden) bir mutluluk, esenlik bahçesinde ağırlanacaklar.
  8. Ayetlerimizi inkâr eden ve ahirete kavuşmayı yalanlayanlara gelince, işte onlar azabın içine atılacaklardır.
  9. Öyleyse akşam vaktine girdiğinizde (akşam ve yatsıda) ve sabah vaktine vardığınızda (sabahta) Allah’ın sınırsız şanını yüceltin (namaz ikame edin).
  10. Göklerde ve yerde her türlü övgü O’na mahsustur. İkindi vaktinde de, öğleye girdiğiniz vakitte de (öğle ile ikindi namazını icra ederek Allah’ı tesbih edin). Bkz. 2/238, 11/114, 17/78

Her iki ayette de zikredilen hamd ve tesbih ifadeleri, genel mahiyetteki öğütün dışında, günün belli dilimlerinde farz kılınan beş vakit namaza işaret etmektedir. 17. ayette geçen “akşam vaktine girdiğinizde” akşamla yatsı namazını “sabah vaktine vardığınızda” ise sabah namazını işaret etmektedir. 18. ayette geçen “ikindi vaktinde” ikindi namazını, “öğleye girdiğiniz vakitte” ise öğle namazını anlatmaktadır.

  1. O, ölüden diriyi meydana getirir, diriden de ölüyü meydana getirir. Toprağı öldükten sonra yeniden canlandıran O’dur. İşte sizler de (ölümden hayata) böyle çıkarılacaksınız. Bkz. 7/57, 22/5-7

Ayette, yeryüzündeki sürekli yenilenme olayına işaret edilerek yeniden yaratılışın nasıl gerçekleşeceği tasvir ediliyor. Bu konuda en küçük bir tereddüdü olan insanın sadece dört mevsimi gözlemesi, özellikle güz döneminde ağaçların yapraklarını dökerek çırılçıplak oluşunu ve baharda yeniden yeşile bürünerek hayata dönmelerini izlemesi yeterlidir.

  1. Sizi topraktan yaratması, O’nun mucizevi işaretlerinden biridir. (Yaratıldıktan) sonra, birer insan olarak yeryüzüne yayılırsınız (beşeriyet olursunuz).
  2. Kendileri ile huzur bulasınız diye size kendi (cinsi)nizden eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.
  3. Göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da O’nun delillerindendir. Bilgi sahibi olanlar için bunda da ibretler vardır.
  4. Hem gece hem de gündüz uyuyabilmeniz ve O’nun lütfundan (geçiminizi temin için rızkınızı) aramanız da O’nun delillerindendir. Bunda kuşkusuz, dinley(ip anlamak istey)enler için mesajlar vardır!
  5. Korku ve ümit kaynağı olarak şimşeği size göstermesi, gökten yağmur indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesi, O’nun delillerindendir. Şüphesiz bunda aklını işleten bir toplum için elbette ibretler vardır.
  6. Göklerin ve yerin O’nun buyruğu altında sapasağlam durması da O’nun delillerindendir. Sonunda O sizi bir tek seslenişle yerden kalkmaya çağırdığında, hepiniz (yargılanmak ve hayatınıza kaldığınız yerden devam etmek üzere) ortaya çıkacaksınız. Bkz. 22/65, 30/25, 35/41
  7. Göklerde ve yerde olan her şey O’na aittir ve hepsi O’nun iradesine tabidir.
  8. (Mahlûkatı) yoktan var eden, (öldükten) sonra onu yeniden vücuda getirecek olan O’dur. Bu O’nun için pek kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce sıfatlar O’nundur. O, mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  9. (Allah, mülkünde ortaksız olduğunu anlatmak için) size kendinizden şöyle bir örnek getirdi: Elinizin altındaki köle ve hizmetçilerinizden, size verdiğimiz rızka ortak olup da sizinle eşit hale gelebilecek ve birbirinizi sayar gibi sayacağınız kimseler olur mu?  İşte biz aklını işleten bir toplum için âyetlerimizi böyle açıklıyoruz.
  10. Fakat (inkâr ederek nefsine) zulmedenler hiçbir bilgiye dayanmaksızın kendi heveslerine uymuşlardır. (İnatları yüzünden) Allah’ın sapıklıkta bıraktığı kimseyi kim doğru yola iletebilir? Onların (Allah’ın azabından koruyacak) yardımcıları da yoktur.
  11. Sen, batıl olan her şeyden uzaklaşarak yönünü, istikametini tevhid dinine çevir. Allah’ın insan bünyesinde nakşettiği fıtrata uygun davran ki Allah’ın yarattığında bir bozulma meydana gelmesin. İşte doğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.

Ayette geçen “Hanif” terimi, “doğru hedefe yöneldi” anlamındaki “hanefe” fiilinden türetilmiş olup, İslam öncesinde tevhidi bir muhtevaya sahipti ve günahtan, dünyevi zevklerden ve bütün şüpheli inançlardan, özellikle de puta tapıcılıktan uzak duran bir insanı tanımlamak için kullanılırdı. 

“İstikametin tevhid dinine çevrilmesi” ; fıtrata uygun yasalar doğrultusunda hayatın tanzim edilmesi demektir. Çünkü İslâm, insan fıtratındaki değerleri korur, onların canlı kalmasını sağlar. Bozulmaya ve yozlaşmaya yüz tutan değerleri açığa çıkartarak yeniden üretilmesine ve hayatla bütünleştirilmesine katkıda bulunur. 

“Fıtrata uygun davranılması”; insanın yaratılıştaki safiyetini koruması ve onun şer etkenler tarafından bozulmasına izin vermemesi ve doğuştan edindiği sezgisel yeteneği kullanarak özünde sahip olduğu değerler doğrultusunda ömrünü sürdürmesi demektir.

31-32. (O halde batıl olan her şeyden yüz çevirerek yalnızca) O’na yönelin! O’na karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun! Namazınızı ikame edin! O’ndan başkasına ilahlık yakıştıranlardan; inançlarının bütünlüğünü bozarak parçalara bölünen ve her grubun yalnız kendi sahip olduğu (ilkelerle) övündüğü kimselerden olmayın!

33-34. İnsanlara bir zarar dokunduğu zaman, Rablerine yönelerek O’na yalvarırlar. Sonra Rableri, onlara kendinden bir rahmet tattırınca, içlerinden bir grup kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük ederek, başka güçleri Rablerinin ilahlığına ortak ederler. Haydi! Bir süre eğlenin bakalım, yakında (Allah’a ortak koşmanın ne olduğunu) göreceksiniz.

  1. Yoksa biz onlara, bizden başkasına kulluk yapmalarını söyleyen bir vahiy mi gönderdik?
  2. İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinirler. Fakat kendi işledikleri (günahlar) yüzünden başlarına bir kötülük gelince de (Allah’ı unutup) ümitsizliğe düşerler. Bkz. 11/9-10, 70/20-21
  3. Onlar, (hikmetine binaen) Allah’ın rızkı dilediğine bol ihsan ettiğini, dilediğine ölçülü ve idareli verdiğini görmezler mi? Bunda, kuşkusuz inanacak bir toplum için dersler vardır!
  4. Öyle ise akrabaya, yoksula ve yolcuya hakkını ver. Bu, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak isteyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.
  5. İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekât böyle değildir. Zekât veren kimseler, (dünyada mallarının bereketini, ahirette ise sevaplarını) kat kat artıranlardır.
  6. Sizi yaratan, sonra size rızık veren, sonra sizi öldürecek ve daha sonra da diriltecek olan Allah’tır. (O’na) ortak koştuklarınız içinde, bunlardan herhangi birini yapabilen var mıdır? O, onların ortak koştuklarından uzaktır ve yücedir.
  7. İnsanların bizzat kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulmalar olmuştur. (Kötü yoldan) dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.

Ayet, insanın yerküredeki tabii dengeyi bozacak bir takım yanlışlar yaptığını ortaya koymaktadır. Dünyamızdaki teknolojik gelişmeler, para hırsı, rekabet ve lüks yaşama tutkusu insanları fütursuz ve dengesiz bir yaşamaya ve çalışmaya itmektedir. Bunun bir neticesi olarak toprağın doğal yapısında bitkileri ve onlardan istifade eden canlıları tehdit edecek ciddi bozulmalar, nehirlerde ve denizlerde hayatı olumsuz yönde etkileyecek çok ciddi kirlenmeler görülmektedir. Tabii dengenin tahrip olması ve canlıların yok olup gitmesi gibi felaketlere seyirci kalan insan, bugün dünyada genetik bozulmalara kadar giden çok daha büyük yıkımlara imza atıyor.

  1. De ki: “Yeryüzünde dolaşın da (yaptıkları yüzünden) önceki milletlerin  sonlarının nasıl olduğuna bir bakın!” Onların çoğu Allah’a ortak koşan kimselerdi.
  2. Öyleyse Allah tarafından, o geri dönüşü mümkün olmayan gün gelmeden önce, sen yüzünü (özünü) dosdoğru dine (İslam’a) yönelt! O gün insanlar (dünyada yaşadıklarına göre) gruplara ayrılacaklardır.
  3. Kim inkâr ederse, inkârı kendi aleyhinedir. Kim de faydalı bir eylemde bulunursa kendileri için (cennetteki yerlerini) hazırlamış olurlar.
  4. Çünkü (Allah), inanıp doğru işler yapanları kendi lütfuyla ödüllendirecektir. Şüphesiz O, inkârcıları sevmez.
  5. Rüzgârları, yağmurun müjdecileri olarak göndermesi, size rahmetinden tattırması, emriyle gemilerin (nehirlerde, denizlerde) yol alması, O’nun lütfundan rızkınızı aramanız ve şükretmeniz Allah’ın delillerindendir.
  6. Ve andolsun ki, senden önce biz nice resulleri kendi kavimlerine gönderdik ve onlara apaçık mucizeler getirdiler. (Buna rağmen hakka karşı direnmeye devam ederek) suç işleyenlerden biz de intikam aldık.(Yaptıklarına karşılık) inananları desteklemek, bize düşen bir sorumluluktur.
  7. Rüzgârları gönderip, bulutları yürüten, onları gökte dilediği gibi yayan ve yığan Allah’tır. Sen (sadece) aralarından yağmurun çıktığını görürsün. Sonra onu kullarından dilediğine ulaştırınca hemen sevinirler.

Burada, Allah tarafından verilen servisin hikmetleri anlatılarak insanların dikkati çekilmek isteniyor. Bütün bu hizmetler insanlar tarafından yapılmak zorunda olsaydı acaba bir bulutun oluşturulması, bir yerden bir başka yere nakli ve içindeki suyun doldurulması ve boşaltılması kaça mal olurdu. Kar yağdırmak ve yağan karı günlerce yerde muhafaza edebilmek ne dersiniz kolay olur muydu? Havanın yağmurlu ya da güneşli olup olmadığını bile tahmin etmekte zorlanan insanı, Allah’ın sınırsız rahmeti karşısında binlerce defa secdeye götürmekten alıkoyan nedir?

  1. Oysa onlar daha önce kendilerine yağmur yağdırılmadan evvel kesin bir ümitsizliğe kapılmışlardı.
  2. (Ey insanoğlu!) Allah’ın rahmetinin işaretlerine bir bak! Nasıl yeri ölümden sonra diriltiyor? Şüphe yok ki, O, ölüleri (de öyle) diriltecek. O, her şeye gücü yetendir.
  3. Şayet (topraklarını kavuran) bir rüzgâr göndersek ve (böylece) ekinlerinin sararmaya başladığını görseler, hemen (kudretimizi ve rahmetimizi) inkâr etmeye kalkışırlar!
  4. Şüphesiz, sen (manen) ölülere söz dinletemezsin; arkasını dönüp giden sağırlara da çağrını duyuramazsın.
  5. Ve sen, (kalp gözleri kapalı) körleri de sapıklıklarından çıkarıp yola getiremezsin. Sen ancak ayetlerimize (içtenlikle) inananlara işittirirsin de onlar Müslüman olurlar.
  6. Allah, sizi güçsüz olarak yaratan, sonra güçsüzlüğün ardından bir güç takdir eden, sonra gücün ardından bir güçsüzlük ve yaşlılık verendir. O, dilediğini yaratır. O her şeyi bilendir ve sınırsız güç sahibidir!

İnsanın aciz bir varlık olarak dünyaya gelişine ve gelişerek büyüme safhalarına dikkat çekiliyor. İnsan, bebekliğinden erginlik çağına, erginliğinden olgunluk dönemine, olgunluğundan yorgunluk zamanına hele çocukluğundan daha beter olan aşırı ihtiyarlık dönemine şöyle bir göz attığı zaman, biyolojik anlamda çok aciz bir varlık olduğunu görecektir. İşte bu acziyeti ortadan kaldırarak izzete dönüştürecek ve en önemlisi onu varlık âleminin halifesi, saadet âleminin efendisi yapacak olan tek şey, Allah’a iman ve o iman temeli üzerinde inşa edilen doğru ve faydalı hayattır. 

  1. Kıyamet koptuğu gün, suçlular dünyada bir saatten fazla kalmadıklarına yemin ederler. İşte onlar (dünyada da) aldatılıp haktan böyle döndürülüyorlardı. Bkz. 20/103, 23/113, 79/46
  2. Kendilerine ilim ve iman nasip olanlar ise onlara şöyle diyecekler: “Allah, Kitabı’nda ne kadar kalmanızı takdir buyurmuşsa, dirilme gününe değin o kadar kaldınız. İşte bugün de dirilme günüdür, fakat siz bu hususta hiçbir zaman (istemediğiniz için) gerçek bilgi sahibi olamadınız.”
  3. Zulmedenlere o gün mazeretleri bir fayda vermez, dertlerinin çaresine de bakılmaz.
  4. Gerçekten biz, bu Kur’an’da insanlara her türlü misali verdik. Andolsun ki, eğer onlara bir ayet getirsen, o inkâr edenler yine: “Siz düzmece iddialarda bulunmaktan başka bir şey yapmıyorsunuz!” derler.
  5. Allah, (Hak’kın kıymetini) bilmeyenlerin (ve bilmek istemeyenlerin) kalplerini (inatları yüzünden) işte böyle mühürler.
  6. O halde (Ey Resul! Sıkıntılara ve inkârcıların direnmelerine karşı) sen sabret! Allah’ın (kıyamet günü ile ilgili) vaadi kesinlikle doğrudur. İmanı kemale ermemiş olanlar sakın seni gevşekliğe (ve tedirginliğe) sürüklemesin!