43 – Zuhruf

Zuhruf suresi Mekke döneminde inmiş olup 89 ayettir. Sure adını 35. ayette geçen ve “çekici süsler” anlamında gelen “Zuhruf” kelimesinden almıştır.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

1.Hâ Mîm.

“Ha-Mim” harfleri ile ilgili 2/1 ayetinin dipnotuna bakabilirsiniz. 

2-3. (Gerçekleri) apaçık (gösteren) Kitab’a andolsun ki, aklınızı kullanarak iyice anlayasınız diye biz onu Arapça bir Kur’an yaptık.

“Mubîn” sıfatı, burada hem “açık”, “aşikâr”, “belli” hem de “açıklayan”, “ortaya koyan” anlamlarında kullanılmıştır. Yani Kur’an hem açıktır, hem de açıklayandır, her şeyi açık olarak ortaya koyandır. 

  1. Ve O (Kur’an), katımızda bulunan bütün vahiylerin kaynağından çıkmıştır. O, gerçekten yücedir, hüküm ve hikmet doludur. Bkz. 56/77-78

Ayette geçen “ümm” kelimesi Ra’d suresinin 13/39 ayetinde de olduğu gibi “kaynak” anlamında kullanılmıştır. Yani Kur’an da diğer kitaplar gibi bütün vahiylerin kaynağından (Allah’tan) gelmiştir. Ancak bu ifade ile Kur’an’ın ezelden beri kayıtlı olarak korunduğu yerden çıktığını düşünmek doğru olmaz. Çünkü Kur’an’daki farklı hadiselerde ismi ya da lakabı geçen kişiler görülmektedir. Eğer Kur’an ezelden beri bir yerde kayıtlı olarak bulunuyorsa o zaman bu hadiselerde yer alan kişiler daha dünyaya gelmeden iradeleri ellerinden alınmış olur ki bu doğru olmaz. 

  1. Siz, haddi aşan kimseler oldunuz diye, sizi zikirle (Kur’an’la) uyarmaktan vaz mı geçelim?
  2. Hâlbuki daha önceki toplumlara da nice peygamberler göndermiştik.
  3. Ama onlara hiçbir peygamber gelmedi ki onunla alay etmiş olmasınlar.
  4. (Sonunda) şimdikilerden daha kudretli (oldukları halde) onları (yaptıkları yüzünden) helak ettik ve o eski toplumlar geçmişten sadece bir iz, bir hatıra oldular (ibret dolu hikâyelerle anılır oldular).
  5. Andolsun ki, onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan: “Onları mutlak güç sahibi, her şeyi bilen Allah yarattı” derler.
  6. O, size yeri beşik kılan ve doğru gitmeniz için yeryüzünde yollar gösterendir.
  7. O’dur gökten gerekli bir ölçüye göre suyu indiren. İşte, biz (nasıl) onunla ölü toprağa hayat veriyorsak, siz de böyle (öldükten sonra) yeniden (diriltilip) çıkarılacaksınız.
  8. Ve O, bütün çiftleri yaratan ve sizin için (denizlerde) gemilerden, (karada) ehlî hayvanlardan binekler var eden de O’dur.
  9. Bu sayede sırtlarına kurulup hükmedesiniz ve onlara hükmettiğiniz her zaman da, Rabbinizin nimetini düşünerek şöyle diyesiniz: “Bütün bunları bizim yararımıza bir yasaya bağlayan Allah’ın şanı ne yücedir. O lütfetmeseydi biz buna güç yetiremezdik.
  10. “Ve şüphesiz biz, sonunda mutlaka Rabbimize döneceğiz.”
  11. Müşrikler tuttular (“melekler Allah’ın kızlarıdır” demek suretiyle) kullarından bir kısmını O’nun cüz’ü (parçası) saydılar. Gerçekten insan çok nankördür (şirk ve inkâr içindedir). Bkz. 2/116, 5/17, 72, 9/30, 16/57, 43/15, 53/21
  12. Yoksa O, yarattıklarından kızları (kendine) edindi de, erkekleri size mi ayırdı?
  13. Ama onlardan birine Rahman (olan Allah)’a layık gördüğü (kız çocuğu) müjdelenince, yüzü simsiyah kesilir ve içi öfkeyle dolar.
  14. “Süsler içinde büyütülen ve düşmanla mücadelede kendisini (erkek gibi) savunamayanı mı” (Allah’a yakıştırıyorlar)?

Ayet, kadınların süslenme özellikleri bakımından erkeklerden daha farklı olduğuna -ki takı ve ziynet eşyalarının kadınlar için yapıldığını çok iyi biliyoruz- savaşta, kavgada, tartışmada ve herhangi bir mücadelede kadınların erkekler kadar sabırlı ve mukavemetli olamadığına işaret ediyor. Ayrıca Cahiliye toplumunun gözünde değer taşıyan iki önemli şey vardı; “söz ve savaş”. Bu ikisinde etkili olamayan kız çocuklarını, bu yüzden utanç vesilesi olarak görürlerdi. Burada, cahiliye toplumunun değer yargıları dile getirilerek onların kendi değerleri içinde de suçlu duruma düştükleri ortaya konmaktadır.

  1. Onlar, Rahman’ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Onların yaratılışına şahit mi oldular? Onların (yalan) şahitlikleri kaydedilecek ve (onlardan) sorguya çekileceklerdir.
  2. Bir de tutup, “Eğer Rahman öyle dilemiş olsaydı, biz (ilâhlarımıza) tapmazdık.” diyorlar. (Ama) onlar (Rahman’ın) böyle bir şey (istediği) hakkında bilgi sahibi değiller. Onlar sadece saçmalıyorlar.
  3. Yoksa biz, onlara daha önceden bir Kitap vermişiz de, ona dayanarak mı (Allah’tan başka ilahlar ediniyor ve onlara tapıyorlar)?
  4. Hayır! Onlar sadece: “Biz atalarımızı geleneksel bir inanç üzerinde bulduk; kesinlikle biz de onların izinden giderek (onlar gibi) doğru yolda kalabiliriz” diyorlar.
  5. İşte böyle, biz senden önce hiçbir memlekete/topluma bir uyarıcı göndermedik ki, oranın refah içinde şımarmış seçkinleri: “Biz atalarımızı geleneksel bir inanç üzerinde bulduk. Şu halde bize düşen onların izinden gitmektir” demiş olmasınlar.
  6. (Her peygamber onlara:) “Ben size, atalarınızı üzerinde bulduğunuz inançtan daha doğrusunu getirmiş olsam da mı yine onların yolunu tutacaksınız?” deyince, dediler ki: “Doğrusu biz seninle gönderileni inkâr ediyoruz.”
  7. Bunun üzerine biz de (yaptıkları yüzünden hak ettikleri cezayı vererek) onlardan intikam aldık. İşte bak o (elçileri) yalanlayanların sonu nasıl oldu?

26-27. Hani İbrahim, babasına ve kavmine şöyle demişti: “Şüphesiz ben sizin taptıklarınızdan uzağım. Ben, yalnız beni yaratana kulluk ederim. Bana, O, doğru yolu gösterecektir.” Bkz. 6/74, 19/43

  1. (Allah, Tevhid inancının ilanı olan İbrahim’in) bu sözünü, (insanlar Hak dine) dönsünler diye O’ndan sonra gelen nesillere devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı.
  2. Doğrusu ben, onların da atalarının da kendilerine hak olan (Kitap) ve (onu) açıklayan bir resul gelinceye kadar istedikleri gibi yaşamalarına izin verdim:
  3. Fakat kendilerine hak gelince: “Bu büyüdür biz onu tanımayız” dediler.
  4. “Bu Kur’an, iki şehirden (Mekke ve Taif’ten) bir büyük adama indirilseydi ya!” dediler.
  5. Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için, kimini kimine, derecelerle üstün/farklı kıldık. Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır.

Hayatın yürümesi için zorunlu olarak insanların farklı işlerde çalışması gerekir. İsra 17/84. ayette “Herkes kendi varlık yapısına/kabiliyetine/istidadına/mizacına göre iş yapar…” buyrulmaktadır. Ayetteki “ kimini kimine, derecelerle üstün/farklı kıldık” ifadesi, bir sınıfın diğer bir sınıfa ya da bir ferdin diğer bir ferde egemenliği anlamında değildir. Hayat çarkı tüm insanları kendisiyle birlikte döndürüyor ve bu dönüşte insanların kabiliyetlerine göre ortaya koydukları çalışmalarla dünyanın dengesi sağlanıyor. Onun için Allah insanların kabiliyetlerini, isteklerini ve mesleklerini farklı yaratmıştır. İşveren mühendise ve işçiye iş kurar, işçi mühendise ve işverene çalışır, mühendis işçiye ve işverene hizmet eder. Böylece sahip oldukları farklı yetenek ve niteliklerle hayatın akışına katkıda bulunurlar.

  1. Eğer insanların (inkârcıların dünyadaki refahına bakıp onlar gibi yaşamak isteyerek) küfürde birleşen tek bir ümmet olması (tehlikesi) olmasaydı, Rahman olan (Allah’)ı inkâr eden herkese (öyle servet verirdik ki,) evlerinin tavanları ve üzerine çıkıp yükselecekleri merdivenler gümüşten olurdu.

34-35. (İnkârcıların dünyadaki) evlerinin kapılarını ve üzerine kuruldukları koltuklarını da (gümüşten) yapardık. Ve (daha nice) çekici süsler (de verirdik). Bütün bunlar sadece dünya hayatının geçici malından ibarettir. Ahiret nimeti ise, Rabbinin katında, Allah’ın azabından sakınıp rahmetine sığınanlara mahsustur.

  1. Kim de Rahman’ın Zikri’ni (Kur’an’ı) görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan musallat ederiz. Artık o, onun ayrılmaz dostudur.
  2. Şüphesiz ki bu (şeyta)nlar onları yoldan çıkarırlar. Onlar da kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.
  3. Sonunda bize geldiğinde, arkadaşı (olan şeyta)na: “Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı! Ne kötü arkadaşmışsın sen!” der.
  4. Onlara: “(Bu pişmanlık ve temenniniz) bugün size hiçbir fayda vermeyecektir. Çünkü (dünyada Hak yoldan saparak kendinize) zulmettiniz. Şimdi hepiniz azapta ortaksınız!” denir.
  5. Sağırlara sen mi duyuracaksın yahut körleri ve apaçık bir sapıklık içinde olanları sen mi doğru yola ileteceksin?

41-42. (Ey Resul!) Biz seni onların arasından (vefat ettirip) yanımıza alsak da, onlardan yine (yaptıkları kötülüklerin karşılığını vererek) intikamı alacağız. Yahut onlara vaad ettiğimiz azabı, dünyada sana göstereceğiz. Çünkü onlara karşı biz her zaman güçlüyüz.

  1. Öyle ise sana vahyedilene sımsıkı sarıl! Şüphesiz sen doğru bir yol üzerindesin.
  2. Muhakkak ki bu (Kur’an) senin ve halkın/kavmin için bir öğüttür. Zamanı gelince hepiniz O’na karşı, tutumunuzdan dolayı hesaba çekileceksiniz.
  3. Senden önce gönderdiğimiz resuller(in gerçek ve samimi takipçilerine) sor bakalım, biz, Rahman (olan Allah’)ın dışında başka tanrılara tapılmasına hiç izin vermiş miyiz?

Bütün peygamberlerin getirdiği dinler incelendiği zaman anlaşılır ki, hiçbir peygamberin dininde Allah’tan başka varlıklara tanrısal nitelikler yüklemek yoktur. Yani ilk peygamberden itibaren insanlığa sunulan Allah’ın dininin değişmez temeli tevhiddir. Hz. Peygamber kendisinden önceki peygamberlerin gerçek ve samimi takipçilerine soruyor; “Rahman olan Allah’tan başka tapılacak ilahlar var mıdır?” Bu soru karşısında sessizlik hâkim oluyor. Çünkü hiçbir peygamberin aldığı vahiy de tevhidi yaralayan en küçük bir ize rastlamak mümkün değil.

  1. Andolsun, biz Musa’yı (Allah’ın Rab oluşuna apaçık delil teşkil eden) mucizelerimizle Firavuna ve oligarşisine göndermiştik de o (onlara): “Şüphesiz ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim” demişti.
  2. Musa onlara ayetlerimizi getirdiğinde onlar bu ayetlere gülüyorlardı.
  3. Onlara her biri diğerinden daha büyük olan mucizeler gösterdik. Doğru yola dönsünler diye onları (küçüklü büyüklü farklı şekilde) azaba uğrattık. Bkz. 7/133-136, 17/101
  4. (Bunun üzerine dediler ki:) “Ey büyücü! Sana verdiği söze dayanarak, bizim için Rabbine dua et. Çünkü biz artık doğru yola gireceğiz.”
  5. Fakat biz onlardan azabı kaldırınca sözlerinden döndüler.
  6. Firavun, kavmine seslenerek dedi ki: “Ey kavmim! Mısır hükümdarlığı benim değil mi? Şu nehirler de benim altımdan akıyor (değil mi?) Hâlâ görmüyor musunuz?
  7. Ben, şu zavallı, nerede ise maksadını anlatmaktan aciz olan adamdan daha hayırlı/iyi değil miyim?
  8. Eğer o dediği gibi ise, üstüne gökten altın bilezikler atılmalı yahut beraberinde melekler gelmeli değil miydi?”
  9. İşte Firavun bu şekilde kavmini küçümsedi ve sindirdi. Onlar da ona boyun eğdiler. Çünkü onlar doğru düşünme melekelerini kaybetmiş, bozguncu bir kavimdi.
  10. Böyle Bize meydan okumaya devam edince, biz de onlardan (yaptıklarının cezasını vererek) intikam aldık. Sonunda onları toplu olarak (suda) boğduk. Bkz. 2/50, 10/90-92, 43/55-56
  11. Onları, sonradan gelecek inkârcılara, geçmiş bir ibret ve örnek kıldık. Bkz. 10/92, 43/55-56
  12. (Ey Resul!) Meryemoğlu (İsa), bir örnek olarak anlatılınca, senin toplumun buna karşı (seni susturacak bir delil buldukları düşüncesiyle) hemen yaygaraya başladı.
  13. Ve dediler ki: “Bizim tanrılarımız mı daha hayırlıdır, yoksa İsa mı?” Bunu sadece seninle tartışmak için ortaya attılar. Şüphesiz onlar kavgaya ve düşmanlığa pek düşkün bir topluluktur.
  14. Oysaki o (İsa), sadece, kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.
  15. Eğer dileseydik, içinizden yeryüzünde sizin yerinize geçecek melekler yaratırdık.

Yukarıdaki ayetlerde, Hz. İsa’nın babasız dünyaya gelmesiyle, İsrailoğullarına ilâhî kudretin bir tecellisi olarak getirilen, hem bir peygamber hem de diğer insanlar gibi bir kul olduğu, bazı Hristiyanların iddia ettikleri gibi ibadet edilmesi gereken bir tanrı olmadığı anlatılmaktadır. Ancak doğru yoldan sapmış ve Hz. İsa’ya kulluk sunmayı ibadet olarak gören Hristiyanların durumundan o sorumlu değildir. “Allah (kıyamet günü) şöyle buyuracak: Ey Meryemoğlu İsa! “Sen mi insanlara, Allah’la beraber beni ve annemi iki ilah edinin, dedin?” İsa da şöyle diyecek: “Tenzih ederim seni. Hak olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz.”(Maide, 5/116)

  1. Şüphesiz o, kıyametin (kopacağının) bir bilgisidir. Artık onun hakkında asla şüphe etmeyin ve bana uyun. Dosdoğru yol budur.

“Kıyametin kopacağının bilgisi” , “kıyamet alametleri/işaretleri” olarak adlandırılır. Kıyametten onlarca sene önce belirmeye başlayacağına inanılan bu alametler çok farklı şekillerde yorumlanır. Oysa Kur’an’da zikredilen alametler, kıyametin başladığını gösterir. Yani onlarca sene önceden ortaya çıkarak kıyametin yaklaştığı haberini vermez. Nitekim En’am 6/158 ve bunun gibi daha birçok yerde: “Bu saatten sonra iman etmenin kimseye bir faydası yoktur”  şeklindeki ayetler de bu görüşü doğrulamaktadır. Kur’an’da bahsedilen alametler gerçekleştikten sonra iman kabul edilmiyorsa bu demektir ki; geleneksel inanıştaki kıyamet alametleriyle Kur’an’daki alametler birbirinden farklıdır.

  1. Sakın şeytan sizi (Allah’a giden) yoldan çevirmesin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.
  2. İsa, apaçık mucizelerle geldiği zaman şöyle demişti: “Ben size hikmeti getirdim ve hakkında ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim. Öyle ise, Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”
  3. Şüphesiz Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O’na kulluk edin! İşte dosdoğru yol budur.
  4. Sonra (Yahudi ve Hıristiyan) gruplar (İsa hakkında) aralarında ihtilafa düştüler. Acı bir günün azabı karşısında vay o zulmedenlerin haline!
  5. Onlar ancak beklenen o saatin (kıyametin), farkına varmadıkları bir halde ansızın kendilerine gelmesini bekliyorlar.
  6. O gün Allah’a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dostlar birbirine düşman olurlar.

68-69. (O gün Allah şöyle buyurur:) “Ey ayetlerimize iman eden ve Müslüman olan kullarım! Bugün sizin için korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz de.”

  1. Onlara: “Siz ve eşleriniz sevinç ve mutluluk içinde cennete giriniz” denir.
  2. Onlar için altın tepsiler ve kadehler dolaştırılır. Canlarının istediği ve gözlerinin hoşlandığı her şey oradadır. Ve siz orada oturup kalacaksınız.
  3. Geçmişte yaptıklarınıza karşılık mirasçı kılındığınız cennet işte budur.

Bir şeye mirasçı olmak için ondan sonra yaşamış olmak gerekiyor. Oysa cennet bizim henüz ulaşamadığımız bir âlemde bulunmaktadır. Demek Allah kulunu cennetteki ebedi nimetlere mazhar olsun diye halife olarak dünyaya getirmiştir. “Geçmişte yaptıklarınıza karşılık” demek, “dünyada yaşadıklarınıza mukabil” demektir. İnsan öyle bir hayat ortaya koymalı ki karşılığında miras olarak cenneti almalı.

  1. Orada (dünyada yaptıklarınızın) meyvelerini bolca görecek (ve) onları tadacaksınız!
  2. Şüphe yok ki (hakka karşı direnen) suçlular da, cehennemde kalacaklardır.
  3. Onların azapları hafifletilmeyecek ve onlar orada derin bir ümitsizliğe kapılacaklardır.
  4. Onlara biz zulmetmedik, onlar (inkâr etmek ve Allah’ın dinini alaya almak yoluyla cehennemi hak ederek) kendilerine zulmettiler.
  5. Onlar (cehennem bekçisine): “Ey Malik (melek)! Rabbin artık bizi öldürsün” diye seslenecekler. Malik de: “Siz böylece kalacaksınız (ölmeyeceksiniz)” diyecek.
  6. Bunun üzerine (Allah tarafından onlara şöyle seslenilecek:) “Biz size hakkı getirmiştik. Fakat çoğunuz haktan hoşlanmamıştınız.”
  7. (Ey Resul!) Yoksa (Hakikatin) ne olması gerektiğine o (hakikati inkâr ede)nler mi karar verecek? Hayır, (hem hakikati belirlemeye ve hem de onları cezalandırmaya) kararı verecek olan Biziz.
  8. Yoksa onların sırlarını ve gizli konuşmalarını duymadığımızı mı sanıyorlar? Hayır, öyle değil, yanlarındaki elçilerimiz (melekler, her şeyi) yazıyor.
  9. De ki: “Eğer Rahman’ın bir çocuğu olsaydı, ona kulluk edenlerin ilki ben olurdum.” Bkz. 39/4
  10. Göklerin ve yerin Rabbi, kudret ve egemenlik tahtının Rabbi de olan Allah, onların isnat ettikleri her türlü vasıftan yücedir, uzaktır.
  11. Bırak onları! Kendilerine vaadedilen (azap) günlerine kavuşuncaya kadar dalsın, oynayıp oyalansınlar!
  12. (O zaman anlayacaklar ki) O, gökte de ilâh olandır, yerde de ilâh olandır. O, hüküm ve hikmet sahibidir, (her şeyi) hakkıyla bilendir.
  13. Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah’ın şanı yücedir. Kıyamet saatinin bilgisi O’na aittir. Siz sadece O’na döndürüleceksiniz.
  14. Allah’tan başka yalvardıklarının (onlara) şefaat etmeye güçleri yetmez. Ancak bilerek Hakkın şahitleri olan (melekler Allah’ın razı olduğu kuluna şefaat) eder. Bkz. Bkz.2/123, 255, 6/51, 70, 10/3, 20/109, 34/23 ve dipnotu, 53/26, 78/38
  15. O müşriklere kendilerini kimin yarattığını sorsan, hiç kuşkusuz “Allah” diyeceklerdir. O halde nasıl oluyor da, haktan saptırılıyor ve batılın peşinden koşturuluyorlar?

88-89. Allah, (Elçisinin:) “Ya Rabbi! Bunlar inanmayan bir kavimdir” sözüne (şöyle karşılık verir): “(Ey Resul!) Sen onlara aldırma (yaptıklarını görmezden, söylediklerini duymazdan gel) ve kendilerine selamet dileyerek yoluna devam et! Çünkü onlar zamanı geldiğinde (hakikati) anlayacaklar.”