54 – Kamer

Kamer suresi, Mekke döneminde inmiş olup 55 ayettir. Sure adını, birinci ayette geçen ve “Ay” anlamına gelen “Kamer” kelimesinden almıştır.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

  1. (Kıyamet) saati yaklaştı ve gerçekler (ay gibi) apaçık ortaya çıktı. Bkz. 16/1, 21/1, 33/63, 81/2

Ayetteki “inşikak-i kamer” ifadesi, meallerin çoğunda “ayın yarılması” olarak tercüme edilse de, Arap edebiyatında bir işin gerçek yüzünün ortaya çıkmasına bir deyim olarak “inşikak-i kamer” denir. Yani ay gibi her şey ortaya çıktı. Bu itibarla, surenin anlam akışı içinde bu söylemi, “ayın yarılması” olarak değil de kıyamet saatinin yaklaştığına işaret eden “gerçeklerin ortaya çıkması” olarak anlamak daha doğru olur.

  1. Onlar, imana sevk eden, bir ayet, bir mucize görseler, bu:  “Eskiden beri devam edegelen, aklı etki altına alan bir aldatmaca, bir yalan.” diyerek yüz çevirirler.
  2. Onlar (Resulü) yalanladılar ve nefislerinin arzularına uydular. Hâlbuki her iş, (Allah’ın takdirine göre) gerçekleşecektir (onlar yalanladılar diye resul görevini bırakacak değildir).

4-5. Andolsun ki, onlara (kendilerini şirkten ve bozulmalardan) alıkoyacak, anlamlı ve etkili nice haberler gelmiştir. Fakat (gelen) uyarılar (inanmak gibi bir niyetleri olmadığı için onlara) hiç bir fayda vermemiştir. Bkz. 10/101

  1. O halde (ey Resul) sen onlardan yüz çevir (üzerlerine varma)! Gün gelecek o davetçi melek (İsrafil) insanları benzeri görülmemiş bir şeye (yeniden dirilmeye ve hesap vermeye) çağıracak!
  2. Onlar, (rüzgârın) dağıtıp savurduğu çekirgeler gibi ürkek bakışlarla mevzilerinden çıkacak (ve),
  3. İnkârcılar, kendilerini çağıran görevliye doğru koşarlarken (içlerinden): “Bu çok çetin bir gündür!” diyecekler.
  4. Onlardan önce Nuh’un kavmi de yalanlamıştı. Hem kulumuzu yalanlamışlar, hem de dönüp “O bir delidir” demişlerdi. Ve o, baskı altına alınıp (görevini yapmaktan) engellenmişti.
  5. O da Rabbine: “Ey Rabbim! Ben yenik düştüm, yardım et!” diye dua etmişti. Bkz. 21/76, 71/28
  6. Biz de göğün kapılarını açarak bardaktan su boşanırcasına yağmur yağdırdık.
  7. Ve toprağı göz göz yarıp, suları fışkırttık. Nihayet, (gökten boşalan su ile yerden fışkıran) su (birleşerek), takdir edilen işin gerçekleşmesi için yükselmesi gereken seviyeye kadar yükselmişti. Bkz. 11/40, 23/27
  8. Biz onu, (sadece) tahtalar ve çivilerden yapılmış o (gemi) ile taşıdık,
  9. (Kendisine karşı) nankörlük edilen kulumuz (Nuh)’a ödül olarak yaptırılan bu gemi, gözetimimiz altında akıp gidiyordu.
  10. (Nihayet sular çekilince gemi dağa oturdu ve böylece) o (Tufan olayı)nı, bir ibret belgesi olarak bıraktık. Böyle iken, ibret alacak yok mudur?
  11. Benim azabım ve uyarmam nasılmış (gördüler)!
  12. Andolsun ki biz, Kur’an’ı öğüt almak için (aklını işleterek anlamaya çalışanlara) kolaylaştırdık. Hani var mı düşünüp öğüt alan? Bkz. 19/97
  13. Ad (kavmi de kendilerine gelen resulü) yalanlamıştı, fakat azabım ve uyarılarım nasılmış (gördüler)!
  14. Biz onların üstüne o pek talihsiz günde, her şeyi söküp atan bir kasırga gönderdik.
  15. (Öyle bir kasırga ki) insanları köklerinden sökülmüş hurma kütükleri gibi kaldırıp atıyordu.
  16. (Sonra) Benim azabım ve uyarmam nasılmış (anladılar)!
  17. Andolsun ki biz, Kur’an’ı öğüt almak için (aklını işleterek anlamaya çalışanlara) kolaylaştırdık. Hani var mı düşünüp öğüt alan? Bkz. 19/97
  18. Semud (kavmi de) bütün uyarılarımızı yalanlamıştı.

24-25. (Onlar da:) “Biz kendi içimizden çıkan bir faniye mi uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık etmiş oluruz. Zikir (vahiy) aramızdan bir tek ona mı verildi? Hayır, o yalancı küstahın biridir” demişlerdi.

  1. (Biz de Salih’e dedik ki:) “Küstah yalancı kimmiş yakında anlayacaklar.”
  2. “Şüphesiz biz, onlara bir imtihan olmak üzere, o dişi deveyi göndereceğiz. Şimdi onları gözetle ve sabret.”
  3. “Hem de onlara (kuyudan içecekleri) suyun, (deve ile) kendi aralarında kesin olarak pay edildiğini haber ver. Su alış sırası (kiminse, o) hazır bulun(up suyunu al)sın.” Bkz. 26/155
  4. (Bir müddet bu böyle devam ettikten sonra) onlar (en azgın olan) arkadaşlarını çağırdılar. O da (gelir gelmez kötü bir işe) kalkıştı ve (deveyi) boğazladı.
  5. (Sonra) Benim azabım ve uyarmam nasılmış (gördüler)!
  6. Şüphesiz biz, onların üzerine korkunç bir ses gönderdik de, onlar, hayvan ağılındaki kuru otlar gibi ufalanıp çer çöpe döndüler.
  7. Andolsun ki biz, Kur’an’ı öğüt almak için (aklını işleterek anlamaya çalışanlara) kolaylaştırdık. Hani var mı düşünüp öğüt alan? Bkz. 19/97
  8. Lut kavmi de uyarıları yalanlamıştı.

34-35. Biz de hepsinin üzerine taş savuran bir fırtına gönderdik. Yalnız Lût’un ailesini (iki kızını) katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredenleri işte böyle mükâfatlandırırız.

  1. Andolsun ki, (Lut) bizim cezalandırma gücümüz konusunda onları uyarmıştı, ama onlar bu uyarılara hep şüpheyle bakmışlardı.
  2. Onlar onun (melek olarak gelen) misafirlerine karşı (cinsel anlamda) kötülük yapmayı planlamışlardı. Biz de onların gözlerini silme kör ettik ve (onlara): “Haydi, azabımın ve uyarılarımı(n kötü sonucunu) tadın (bakalım)!” (dedik).
  3. Andolsun ki, sabahın erken vaktinde (etkileri) kalıcı bir azap onları yakaladı.
  4. (Onlara:) “Haydi, azabımı ve uyarılarımı tadın (bakalım)!” (dedik).
  5. Andolsun ki biz, Kur’an’ı öğüt almak için (aklını işleterek anlamaya çalışanlara) kolaylaştırdık. Hani var mı düşünüp öğüt alan? Bkz. 19/97

Bu ayet, ehemmiyetine binaen aynı surede dört defa (17, 22, 32 ve 40) tekrarlanmaktadır. 

  1. Andolsun, Firavun’un ailesine de uyarıcılar gelmişti.
  2. Onlar ayetlerimizin hepsini yalanladılar. Biz de onları (yaptıkları yüzünden) mutlak galip, tam muktedir olan Allah’ın şanına yaraşır şekilde cezalandırdık.
  3. (Ey Mekkeliler!) Sizin inkârcılarınız onlardan daha mı üstün? Yoksa sizin için (ilahi) kitaplarda bir kurtuluş belgesi (dokunulmazlık) mı var?
  4. Yoksa onlar: “Biz yekvücut olmuş bir grubuz, üstünlük bizim hakkımızdır!” mı diyorlar?
  5. O topluluk yakında (Bedir gazvesinde) bozguna uğratılacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.
  6. Daha doğrusu, onlara vadedilen (asıl) azap vakti o, kıyamet saatidir. Kıyamet saatinin dehşeti ise tarif edilemeyecek kadar müthiş ve acı olacaktır!
  7. Şüphesiz günaha batmış olanlar, (o zaman, görecekler ki) sapıklıkta ve ahmaklıkta kaybolup gitmişlerdir!
  8. O gün (onlar), yüzüstü ateşe sürüklenecekler (ve kendilerine): “Cehennemin acısını tadın!” denilecektir.
  9. Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık. Bkz. 25/2, 55/7, 87/3
  10. (Bir şeyin olması için) bizim emrimiz, göz kırpması kadar kısa sürede gerçekleşen bir iştir. Bkz. 3/47, 59, 6/73, 16/40, 19/35, 40/68
  11. Andolsun ki, (inkârda ve isyanda) sizin gibi olanları hep helâk ettik. Fakat var mı düşünüp öğüt alan!

52-53. Onların yaptıkları her şey kitaplarda kayıtlıdır. Küçük, büyük (ne varsa) hepsi satır satır yazılmıştır.

  1. Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınan ve O’nun emirlerine uyanlar cennetlerde, nehir kıyılarındadır.
  2. (Onlar,) gücü her şeye yeten, mülkünün sonu olmayan Allah’ın yanında sadakat makamındadırlar.