72 – Cin

Cin Suresi, Mekke döneminde inmiş olup 28 ayettir. Cinlerden bahsettiği için sure bu adı almıştır.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1-2. (Ey Resul!) De ki: “Bana, cinlerden bir topluluğun (Kur’an’ı) dinlediği ve (kendi toplumlarına gidip) şöyle dediği vahyolundu: ‘Şüphesiz biz doğru yola ileten hayranlık verici bir Kur’an dinledik de ona inandık. Artık, Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız.’” Bkz. 46/29-32

  1. “Doğrusu Rabbimizin şanı çok yücedir. O asla eş ve çocuk edinmemiştir.”
  2. “Ve (şimdi anlıyoruz ki) içimizdeki aklı ermez (kişiler), Allah hakkında asılsız şeyler söylüyormuş.
  3. “Biz ise, insanların ve cinlerin Allah hakkında asla yalan söylemeyeceklerini sanıyorduk.”
  4. “Bir de şu gerçek var ki; insanlardan bir takım kimseler, cinlerden bazılarına sığınırlardı, bu da cinlerin taşkınlığını artırırdı.”

Ayette geçen “ricâl” ifadesi, burada, “kişiler/kimseler” anlamında kullanılmıştır. İnsanlara “el-ins”, cinlere de “el-cinn” diye yapılan hitap, hem erkek hem de kadınları kapsamaktadır. Kur’an’da sıkça görülen “rical” kelimesi, Nur 24/37, Ahzab 33/23, A’raf 7/46 ve Ahzab 33/23 surelerinde olduğu gibi birçok yerde “kişiler” anlamında kullanılmıştır.

  1. “Gerçekten onlar da, sizin sandığınız gibi, Allah’ın hiç kimseyi öldükten sonra tekrar diriltmeyeceğini sanmışlardı.”
  2. “Doğrusu biz (cinler topluluğu, meleklerin sözünü dinlemek için) semayı yokladık. Fakat onu çetin bekçilerle ve yakıcı ışınlarla dolu bulduk.” Bkz. 37/7-10
  3. “Oysa biz (Peygamberin gönderilmesinden önce) haber dinlemek için göğün bazı yerlerine otururduk. Ama şimdi kim dinlemeye kalkışırsa, derhal kendini gözetleyip izleyen bir alevle karşılaşıyor.”
  4. “Bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü istendi, yoksa Rableri onlar hakkında iyilik mi diledi.”
  5. “Aramızda iyiler de var, bu düzeye erişememiş olanlar da var. Biz farklı yollara ayrılmışız (değişik inanç ve davranışlara sahibiz).”
  6. “Biz (Kur’an’ı dinleyince) anladık ki yeryüzünde (kalsak da) Allah ile baş edemeyeceğiz, (göğe) kaçmakla da O’nu asla aciz bırakamayacağız.”
  7. “Hiç şüphesiz biz, o yol gösterici (Kur’an’ı) işitince, ona inandık. Artık kim Rabbine inanırsa, o ne (mükâfatının) eksileceğinden korkar, ne de haksızlığa uğrayacağından.”
  8. “Kuşkusuz içimizde Müslüman olanlar da var, hak yoldan sapanlar da. Kim Müslüman olursa, işte onlar doğruyu arayıp bulmuşlardır.”
  9. “Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır.”
  10. Eğer insanlar ve cinler, İslâm ve iman yolunda (diğerleri gibi) hep dosdoğru gitselerdi. Elbette biz onların hepsine bolca su (bereket ve rızık) verirdik.
  11. Bu nimetimiz onları imtihan etmek içindir. Kim Rabbinin zikrinden (Kur’an’dan) yüz çevirirse Allah onu gitgide artan çetin bir azaba sokar.

Fakirlik bir imtihan olduğu gibi zenginlik de bir imtihandır. Allah’ın insana bolca nimet ihsan etmesi, bir imtiyaz olarak değerlendirilmemeli. Verilen nimetlerin şükrü eda edilmezse ve o nimetler Allah’ın istediği istikamette kullanılmazsa imtihan kaybedilmiş demektir. 

  1. Şüphe yok ki mescitler, (yalnızca) Allah’a aittir. Öyleyse, (Oralarda) Allah ile beraber başka hiç kimseye (hiçbir şeye, hiçbir varlığa) dua etmeyin, yalvarmayın! Bkz. 22/40
  2. Hal böyleyken Allah’ın kulu (Muhammed), tek olan Allah’a çağırdığında, o (hakikati inkâr ede)nler hep birlikte etrafını telaşla kuşatırlardı.
  3. De ki: “Şüphesiz ben ancak Rabbime kulluk ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.”
  4. De ki: “Şüphesiz ben, size ne zarar verebilir ne de fayda sağlayabilirim.”
  5. De ki: “(Eğer ben hak yoldan saparsam) hiç kimse beni Allah’(ın azabın)dan kurtaramaz ve O’ndan başka bir sığınak da asla bulamam.”
  6. “(Benim görevim,) yalnızca Allah’tan olanı ve O’nun gönderdiklerini tebliğ etmektir. Kim Allah’a ve O’nun resulüne karşı gelirse, bilsin ki ona, içinde ebedi kalacakları cehennem ateşi vardır.”
  7. Onlar kendilerine yönelik tehditlerin somut olarak gerçekleştiğini (kıyameti/azabı) gördüklerinde hangi tarafın destek bakımından zayıf ve sayıca az olduğunu anlayacaklardır.
  8. De ki: “Bilmiyorum, size vadedilen (kıyamet ve azap) yakın mı, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koymuştur?”
  9. Gaybı (yaratılmışların kavrayış sınırlarının ötesindekini) sadece O bilir. Erişilmez derinlikteki sırlarını hiç kimseye açmaz.
  10. (Gaybı bilen Allah), bu sırları(n bazılarını) sadece hoşnut olup seçtiği resulüne bildirir. Bu durumda (mesajı korumak için) o elçisinin önüne ve arkasına gözetleyiciler yerleştirir.

Allah’ın, gaybı hoşnut olup seçtiği Resulüne bildirmesi, gaybı O’ndan başkasının bildiği anlamına gelmez. Aksine gaybın Allah’a has olduğunu gösterir. Nitekim “… Allah, gaybı size bildirecek değildir. Fakat Allah, resulleri arasından dilediğini seçer…” (A. İmran 3/179) buyrulmaktadır. Vahiyde olduğu gibi Allah, gaybla alakalı gerekli gördüğü bazı bilgileri insanlara açıklamak üzere elçisine bildirir, o da onu insanlara aktarır.

  1. Böyle yapar ki; onların, Rablerinin kendilerine verdiği mesajları duyurduklarını bilsin. Allah, onların (söyleyebilecekleri) her şeyi (bilgisi ile) kuşatmış ve (mevcut olan) her şeyi bir bir hesaplamıştır.