19 – Meryem

Meryem Suresi Mekke döneminde inmiş olup 98 ayettir. 58 ve 71. ayetlerin Medine döneminde indiğini söyleyenler de vardır. Sure, Hz. Meryem’in, oğlu İsa’yı dünyaya nasıl getirdiğini anlattığı için “Meryem” adını almıştır.

Diğer pek çok sûrede olduğu gibi bu sûrede de tevhid inancı, peygamberlik, öldükten sonra dirilme ve amellerin karşılığına dair konular yer almaktadır. Hıristiyanlığın temel ilkelerinden bahseden ilk sûre Meryem sûresidir. Sûrede peygamber kıssaları ile beraber daha şaşırtıcı ve mûcizevî olan Hz. Meryem ve İsa kıssası yer alır. Hz. Meryem’in İsa’ya hamile kalışı, İsa’nın babasız olarak dünyaya gelmesi, Meryem’in kendi kavmi tarafından kınanması, İsa’nın beşikte iken konuşması ve kendisinin Allah’ın kulu olduğunu söylemesi anlatılır. Bütün peygamberlerin insanları tevhid inancına çağırdığına işaret edilen sûrede bazı kıyamet sahnelerine de yer verilir, Hz. İsa’dan sonraki Hıristiyanların inançlarında düştükleri yanlışlar izah edilir. Ayrıca Hz. Zekeriya ile oğlu Yahya kıssasına yer verilen sûrede Zekeriya’nın ilerlemiş yaşına rağmen bir evlatla müjdelenişi ve Hz. Yahya’nın mûcizevî bir doğumla dünyaya gelişi anlatılır. Sûrede Hz. İsa’nın Allah’ın oğlu olduğu yakıştırmasının çok çirkin bir iddia olduğu belirtilir. Hıristiyanlara saptıkları bu yanlış inançtan dönmeleri için yol gösterilir. Yahudilere de Hz. İsa ve annesine karşı yaptıkları çirkin yakıştırmalar konusunda cevap verilir. Sûrede Hz. İbrahim ile babası arasında geçen şirk ve tevhid mücadelesine de yer verilir. Hz. Peygamberden önce gelmiş geçmiş Hz. Mûsâ, İsmail ve İdris’e de işaret edilerek onların da aynı tebliğle görevlendirildiği, namaz ve zekâtla emrolunduğu ifade edilir. Sûrede öldükten sonra dirilmeyi inkâr eden, Allah’a evlât ve ortak izâfe eden Mekkeli müşrikler sert bir şekilde eleştirililirken, müminlere inkârcıların bütün çabalarına rağmen kendilerinin başarılı olacakları müjdesi verilir. İman ettikten sonra imanın gereklerini yerine getirenlere Allah’ın sevgi bahşedeceğini ve Kur’an’ın Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlar için bir müjde ve inatçı toplumlar için uyarı vesilesi olduğu anlatılır.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

  1. Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd. Bkz. 2/1 dipnotu.
  2. Bu (ayetlerde) Rabbinin, kulu Zekeriya’ya yönelik rahmeti hatırlatılıyor/anlatılıyor.

Hz. Zekeriya, İsrail oğullarından gönderilen bir peygamberdir. Peygamber olmadan önce uzun zaman İsrailoğullarına danışmanlık yapmış ve onların başkanı olmuştur. Soyu Hz. Süleyman’a uzanmaktadır.  Hz. Zekeriya dostu İmran’ın kızı Elisa ile evlenmiştir. Elisa ile Hz. Meryem kız kardeştir. İmran önce Elîsa’nın annesi ile sonra başka erkekten olan kızı Hunne ile evlenmişti. Hunne, Hazret-i Meryem’in annesidir. Hz. Zekeriya, Hz. İsa’nın annesini yetiştiren ve onun terbiyesini üstlenen bir şahsiyettir. Hz. İsa’yı ve onun hayatını doğru anlamak için Hz. Zekeriya’nın hayat hikâyesini de iyi anlamak gerekiyor. Hz. Yahya peygamberin babası da olan Hz. Zekeriya putperestler tarafından hunharca öldürülmüştür.

  1. Hani O, Rabbine gizlice seslenip şöyle niyaz etmişti:
  2. “Ey Rabbim! Doğrusu, artık kemiklerim zayıfladı, saçlarım ağardı. Ey Rabbim! (Şimdiye kadar) sana yönelttiğim duada cevapsız bırakıldığım hiç olmadı.”
  3. “Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım(ın isyankâr olmaların)dan korkuyorum. Karım da kısırdır. Bana kendi tarafından bir çocuk ver!
  4. (Vereceğin çocuk) bana da varis olsun Yakupoğulları’na (İsrailoğullarına) da varis olsun. Ey Rabbim! Hem de onu rızana layık (olanlardan) kıl!”
  5. (Allah, şöyle buyurdu:) “Ey Zekeriya! Haberin olsun ki biz sana Yahya adlı bir oğul müjdeliyoruz. Daha önce onun adını kimseye vermedik.” Bkz. 3/39-40 ve dipnotu

Kur’an’da beş yerde (A. İmran, 3/39; Enam, 26/85; Meryem, 19/7; Meryem, 19/12; Enbiya, 21/90) geçen Yahya ismi, “yaşayacak” demektir. Yani, manevî erdemleriyle hep canlı kalacak, örnek alınacak, her zaman yâd edilecek anlamındadır. Bu ismin Hz. Yahya için Allah tarafından bizzat seçilerek verilmesi ilahî vaade eş değer müstesna bir payedir.

  1. (Zekeriya:) “Rabbim! Hanımım kısır ve ben de ihtiyarlığın son noktasına ulaşmış iken, benim nasıl çocuğum olacak?” dedi.
  2. (Ona gelen melek:) “Öyledir” dedi. (Fakat) Rabbin buyurdu ki: “Bunu yapmak bana pek kolay! Nitekim daha önce sen hiçbir şey değilken seni de ben yaratmıştım.”
  3. (Zekeriya:) “Ya Rabbi, bunun için bana bir belirti göster” dedi. (Allah:) “Bunun belirtisi, sapasağlam olduğun halde (üç gün) üç gece insanlarla konuşamamandır (dilinin tutulmasıdır)” buyurdu. Bkz. 3/41
  4. Derken Zekeriya mescitten ayrılıp halkının karşısına çıktı. (Konuşmak istedi fakat konuşamadı) ve onlara: Sabah akşam Allah’ı tesbih edin (insan olarak yapmanız gerekeni yerine getirin)” diye işaret diliyle konuştu.
  5. (Yahya büyüyünce kendisini peygamber yaptık ve:) “Ey Yahya! İlahi mesaja sımsıkı sarıl!” (diye ona öğüt verdik). O, daha küçük bir çocukken biz ona hikmeti vermiştik.

Hz. Yahya’nın Peygamber olacağı daha doğmadan babası Hz. Zekeriya’ya bildirilmişti. “Zekeriya mihrapta namaz kılarken melekler ona seslendi: “Allah sana, kendi katından bir sözün gerçekliğini doğrulayacak, insanlar arasında seçkin bir yere sahip olacak, tam bir iffet sahibi, dürüst ve erdemli bir peygamber olacak olan Yahya’yı müjdeliyor.” (A. İmran 3/39)

“Ona hikmetin verilmesi”, gerçeği kavrama yetisi, doğru yargıda bulunma kabiliyeti, sağlıklı düşünme yeteneği, yerinde ve uygun olanı bulma kapasitesi, en doğru yöntemle sorunları çözme melekesi, hadiseleri önceden sezme feraseti, bilgelik, anlayış lütfedilmesi demektir.

  1. Ona kendi katımızdan bir sevecenlik ve kendini yetiştirme yeteneği bahşetmiştik. Dahası o, Allah’a karşı gelmekten sakınan birisiydi.
  2. O, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. Zorluk çıkaran dik kafalı, saygısız birisi değildi.
  3. Bunun içindir ki, doğduğu gün de öldüğü gün de (Allah’ın) selamı onun üzerindeydi ve diriltileceği gün de (aynen öyle olacaktır)!
  4. (Ey Resul!) Kitapta Meryem (hakkında anlattıklarımızı da) hatırla! Hani o, ailesinden ayrılarak Doğu tarafında bir yere çekilmişti.
  5. Komşuları ile arasına bir perde germişti. Bu sırada ona vahiy meleğimizi (Cebrail’i) göndermiştik de (o) ona düzgün bir insan şeklinde görünmüştü. Bkz. 26/193-194.

“Ruh” kelimesi Kur’an’da genelde “vahiy” ya da “ilham” olarak kullanılır. Bunun yanında, çok nadir de olsa bu ayette olduğu gibi vahyi ya da ilhamı Allah’ın seçtiği kimseye ulaştıran elçiyi yani meleği işaret için de kullanılır. Nitekim burada da Ruh, melek Cebrail için kullanılmıştır.

  1. (Meryem onu görünce:) “Senden, O kuşatıcı rahmet ve esirgeme sahibine sığınırım! Eğer günahtan sakınan bir kimse isen (bana yaklaşma!)” dedi.
  2. (Cebrail:) “Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamak için gönderildim” dedi.
  3. (Meryem, Cebrail’e:) “Benim nasıl oğlum olabilir? Bana herhangi bir insan dokunmadı. Ben bir kahpe de değilim” dedi.
  4. (Cebrail:) “Evet öyle, Rabbin diyor ki: “Bu iş benim için kolaydır. Bu olayı insanlara (gücümüzü) kanıtlayan bir mucize ve oğlunu da onlara rahmet kaynağı olarak sunmak istiyoruz. Bu iş artık hükme bağlanmış, olup bitmiştir.”
  5. Böylece Meryem, oğluna (İsa’ya) gebe kaldı. Bundan dolayı da (insanların gözünden) uzak, kuytu bir köşeye çekildi.
  6. Bir süre sonra doğum sancıları tutunca bir hurma ağacının altına sığınmak zorunda kaldı ve “Keşke, daha önce ölmüş ve hafızalardan silinmiş olsaydım” dedi.
  7. Bunun üzerine (Cebrail) ağacın altından ona şöyle seslendi: “Sakın üzülme! Rabbin senin alt yanında olanı şerefli kılmıştır. Bkz. 23/50

“Seriyy” sözcüğü su, arak, dere, su yolu anlamlarına geldiği gibi, soylu, şerefli, seçkin, önder, cömert anlamlarına da gelir. Çevirilerde genelde “su” anlamı verilerek “Rabbin senin alt yanında bir su arkı yarattı.” şeklinde tercüme yapılmış olsa da aşağıdaki ayetlerden de anlaşılacağız üzere Hz. Meryem’i teselli edecek ve ona destek olacak en uygun ifadenin: “Sakın üzülme, sen çok değerli, şerefli, toplumuna önder olacak bir çocuk dünyaya getiriyorsun” şeklinde de anlaşılabilir. Bize göre bu daha doğrudur. En doğrusunu Allah bilir.

  1. “Haydi, hurmanın dalını kendine doğru çekerek silkele de üzerine olgun ve taze hurmalar dökülsün.”

Allah istese hurmalar kendiliğinden de dökülür ama bu Sünnetüllah’a ters düşer. Nitekim hayatın devam etmesi için Allah’ın koyduğu kanunların da işlemesi gerekiyor. Hz. Meryem’in beslenmesi için en azından hurma dalını silkeleyerek hurmaları dökmesi icap ediyor. Hurmaları yaratmak Allah’tan, dalına ulaşıp silkeleyerek toplamak Meryem’den. Burada Hz. Meryem’in hayat hikâyesiyle beraber bir anlamda sebeplere baş vurmadan tevekkülün olmayacağı mesajı da veriliyor.

  1. “Ye, iç, gözün aydın (gönlün rahat) olsun! Ve eğer insanlardan herhangi birini görürsen ona (beden dilini kullanarak) de ki: “Ben Rahman (olan Allah) için (susma) orucu adadım, bu yüzden bugün insanlardan hiç kimseyle konuşmayacağım.”
  2. Bir süre sonra bebeğini kucağına alıp yakınlarının yanına döndü. (Bebekle döndüğünü gören yakınları) dediler ki: “Ey Meryem, sen çok utandırıcı bir suç işledin.”
  3. “Ey Harun’un (soyundan gelen) kız kardeşi! Senin baban fena bir kişi değildi, anan da iffetsiz ve hayâsız bir kadın değildi.”

Hz. Meryem’in yaşadığı zamanda -bugün bile hala örneklerine şahit olduğumuz- kişinin ismi zaman zaman geldiği soyun geçmiş büyüklerinden birinin ya da ilk atası olarak bilinen kimsenin adıyla alınırdı. Hz. Meryem de geldiği soyun büyüklerinden ve meşhurlarından olan Harun ismindeki zatın ailesine mensubiyetinden dolayı çoğu zaman “Harun’un kız kardeşi” olarak çağrılıyordu. Yani bu ifade “Harun ailesine” mensubiyetten kinayedir. Meryem’in teyzesi olan Hz. Zekeriya’nın karısı Elisa da “Harun’un bacılarından biri” olarak anılırdı.

  1. (Meryem,) eli ile (beşikteki) oğlunu göstererek onunla konuşmalarını önerdi. Onlar da: “Biz beşikteki çocukla nasıl konuşabiliriz?” dediler.
  2. (Bunun üzerine beşikteki bebek şöyle konuştu: “Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. Bana Kitab’ı (İncil’i) vermeyi hükme bağladı. Benim peygamber olmamı takdir etti.”
  3. “Nerede olursam olayım beni insanlara faydalı kıldı ve bana yaşadığım sürece salatı ve zekâtı öğütledi.”

Burada “salat” sözcüğünden kastedilen namaz kılmak, ibadet etmek, zulmün ve zalimin karşısında dik durarak Haktan yana yer almaktır. Yani şirkten arınmış bir bilinçle Allah’a yönelmeyi, yaratılış safiyetini koruyarak bütün kötülüklerden uzak durmayı, kötülüğün yayılmaması için mücadele vermeyi, ruhen, kalben, manen ve ahlaken temiz kalmayı öğütledi.

  1. “Beni anneme saygılı ve iyilik edici kıldı ve beni zorluk çıkaran dik kafalı, saygısız birisi yapmadı.”
  2. “Bunun için doğduğum gün selam benim üzerimdeydi, öleceğim gün ve tekrar diriltileceğim gün (Allah’ın selamı yine benimle olacaktır).”
  3. İşte hakkında şüpheye düşüp tartıştıkları Meryem oğlu İsa ile ilgili (Allah’ın) gerçek olan sözü budur.
  4. Allah’ın çocuk edinmesi düşünülemez. O, bundan yücedir, uzaktır. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece “Ol!” der ve o da hemen oluş sürecine girer. Bkz. 3/47, 59, 6/73, 16/40, 36/82, 40/68
  5. (İsa onlara:) “Gerçek şu ki, Allah benim de Rabbim/sahibim, sizin de Rabbiniz/sahibinizdir. Öyleyse sadece O’na kulluk edin. Dosdoğru yol budur.” Bkz. 3/51, 5/110, 43/64
  6. Çeşitli gruplara ayrılan insanlar, kendi aralarında görüş ayrılığına düştüler. Artık gerçeğin meydana çıkacağı o mühim günün duruşmasında vay o inkârcıların başına geleceklere!

Aralarında ayrılığa düşen bu gurupların, Yahudiler ile Hristiyanlar veya Hristiyanların kendi içindeki mezhepler olduğu söylenmektedir.  Hz. İsa’nın hak dini tebliğ ettiği insanlar, zamanla tevhid inancından saparak yüzlerce farklı mezheplere ve hattâ düşman gruplara ayrılmışlardır. Öyle ki; yeryüzünde başka hiçbir dinin mensupları Hıristiyanlar kadar farklı mezheplere ayrılmamış ve din savaşlarına girmemiştir. Tevhid inancına sahip olanlarla beraber Hıristiyanların kimi, “İsa, Allah’ın oğludur”, kimi, “İsa, bir ilâhtır”, kimi “İsa, Allah’ın oğlu olmakla üç Allah’tan üçüncüsüdür” demiş, kimileri de Mormonlar gibi “çok tanrıcılığı” kabul etmiş ve bu inanç sistemleri altında yüzlerce mezhebe bölünmüşlerdir. Yahudiler de kendi aralarında onlarca farklı mezhep oluşturmuşlar. Hıristiyanlık öncesi, İslâm sonrası ve Çağdaş dönem günümüz Yahudileri olarak onlarca farklı mezhebe ayrılmışlardır.

  1. Onlar, bizim huzurumuza çıkacakları gün (başlarına gelecek olanları) ne iyi duyacaklar ve ne iyi görecekler (bir bilsen)! Fakat o zalimler (buna rağmen) bugün (hâlâ) apaçık sapıklık içindedirler.
  2. (Ey Muhammed!) İman etmemekte ısrar eden ve gaflet içinde bulunan bu insanları hükmün verileceği o pişmanlık gününe karşı (şimdiden) uyar!
  3. Kuşku yok ki, yeryüzünün ve oradaki tüm varlıkların son mirasçısı biz olacağız. (O zaman) onların hepsi bize dönecekler.

Her şey ve herkes fânidir, varlık âleminin ve bu alemde bulunan bütün varlıkların tek sahibi yalnız Bâki olan Allah’tır. Allah’ın dışındaki varlıklar süreli bir ömre sahip olduğu için hepsinin hayatı vadesi gelince sona erer; hesap vermek ve yeni bir hayata başlamak üzere herkes Allah’ın huzuruna çıkar.

  1. Kitapta İbrahim (hakkında anlattıklarımızı da) hatırla/hatırlat! O son derece doğru sözlü ve dürüst bir nebi idi.

Hz. İbrahim, İsmail ve İshak peygamberlerin babasıdır. Oğulları İshak’ın soyundan İsrailoğulları peygamberleri gelmiş, İsmail’in soyundan ise Hz. Muhammed peygamber olmuştur. Hz. İbrahim’e 10 sayfa indirilmiştir. Keldani halkına peygamber olarak gelen Hz. İbrahim, halkına kendi heykelini yaptırıp taptıran Babil hükümdarı Nemrut’a karşı çıktığı için Nemrut tarafından ateşe atılmıştır. Fakat Allah’ın izni ile ateşten korunmuştur.

Bu ayetten itibaren, Allah tasavvurunun ve tevhid inancının inşâsında azimli, kararlı, tutarlı, tavizsiz ve ilkeli bir duruş sergileyen; doğru söyleyen, özü sözü bir olan, erdemli ve metanetli kişiliğiyle insanları hayran bırakan Hz. İbrahim’in hayat hikâyesinden kesitler yer almaktadır.

  1. Hani babasına şöyle demişti: “Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?” Bkz. 6/74, 43/26
  2. “Babacığım! Doğrusu, sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bana tabi ol ki seni doğru yola ileteyim.”
  3. “Ey babacığım! Sakın şeytana kulluk etme! Çünkü o, rahmeti bol olan Allah’a başkaldırmıştır.”
  4. “Ey babacığım! Gerçekten ben, senin Rahman (olan Allah)’tan gelecek bir azaba çarptırılarak şeytanın dostu olacağından korkuyorum.”
  5. (Babası) dedi ki: “Ey İbrahim! Sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer bu tutumundan vazgeçmezsen seni öldüresiye taşa tutarım. Haydi, şimdi gözümün önünden kaybol.”
  6. (İbrahim) şöyle dedi: “Selam olsun sana! Senin (hidayete ermen ve) affedilmen için Rabbimden af dileyeceğim. Hiç kuşkusuz benim Rabbim bana karşı lütufkârdır.” Bkz. 9/114, 26/86, 60/4

Yusuf suresi 97 ve 98. ayetlerde Hz. Yakup’un oğulları için Allah’tan af dilemesinden bahsediliyor ve baba şefkatinden örnekler veriliyor. Burada da tam tersi Hz. İbrahim ‘in babası için af dilemesinden bahsedilerek evladın babaya şefkati gösteriliyor. Nitekim İsra 1/24. ayetinde “Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki; ’Ey Rabbim! Beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara merhamet et!’” buyrulmaktadır. Hz. İbrahim ‘in duası babasının hidayete ermesine ve doğru yolu bulmasına yöneliktir. Hani İbrahim babasına: “Yalnız İbrahim’in, (henüz men edilmemişken) babasına: “Senin için mutlaka bağışlanma dileyeceğim. Fakat Allah’tan sana gelecek herhangi bir şeyi önlemeye gücüm yetmez!” (Mümtehine 60/4) şeklinde dua sözü vermişti. Buradaki dua da o sözün devamı niteliğindedir. Ancak yapılan bu dua Allah tarafından kabul görmemiştir. Demek insan peygamber de olsa, hele Hz. İbrahim gibi tevhid inancının inşasında öncülük ve rehberlik etmiş bir kişi de olsa babasına dahi şefaat edemiyor. Ancak insanlar özellikle aileleri için şefkat ve merhametle doludurlar. Bunun doğal bir sonucu olarak Hz. İbrahim’in babasının hidayeti için dua etmesi gayet normaldir.

  1. “Sizden ve sizin Allah’tan başka yalvarıp yakardığınız şeylerden uzak duracak ve (yalnızca) Rabbime yakaracağım. Böylece umulur ki, yakarışım Rabbim tarafından cevapsız bırakılmayacaktır.”
  2. Ve böylece, onlardan ve onların Allah’tan başka tapındıkları şeylerden uzaklaşınca, ona (önce oğlu) İshak’ı ve (daha sonra torunu) Yakup’u bahşettik ve bunların her birini peygamber yaptık.

Hz. İbrahim, Sâre ile evli iken çocukları olmayınca Hacer’le evlendi, ondan Hz. İsmail dünyaya geldi. Daha sonra hanımı Sâre’den de Hz. İshak meydana geldi. Hz. İshak’ın da bilahare Yakup isminde bir oğlu dünyaya geldi. Hz. İbrahim, oğulları İsmail ve İshak, Torunu Yakup ve Yakup’un oğlu Yusuf Allah’ın elçileri olarak vazifelendirilmişlerdir.

  1. Onları rahmetimizle ödüllendirdik. Ve onlara doğru olanı (başkalarına) ulaştırmaları için üstün bir anlatım gücü bahşettik.
  2. Kitapta (Kur’an’da) Musa (hakkında anlattıklarımızı da) hatırla! Şüphesiz o, seçkin bir insandı. O da vahiy yoluyla haber alan elçilerden biriydi (yani hem nebiydi hem de resul).
  3. Hani ona Tur (Sina) Dağı’nın sağ yamacından seslenmiş ve kendisiyle özel olarak konuşmak için onu (kendimize) yaklaştırmıştık.

Tur (Sina) Dağı; Hz. Musa Peygamberin öncülüğündeki İsrailoğullarının (İbraniler) Mısır’dan çıkarken durdukları ve Hz. Musa’nın Allah ile farklı yollarla konuştuğu ve Allah tarafından iki taş levhaya oyularak yazılan On Emir’i aldığı yer olarak bilinmektedir. Bu on temel emir İsrailoğullarının (İbranilerin) ahlaki ve dini hayatlarının temelini oluşturur. Hz. Musa daha sonra bütün bu emir ve öğretileri bir kitap haline getirmiştir. Bu gizemli dağ; Mısır ile Medyen arasında bulunmakta olup Tih (Sina) Çölü’nün hemen yanındadır. Maide suresi 5/26. ayetine göre; peygamberlerine karşı gelmelerinden dolayı Allah’ın İsrailoğullarını bu dağın bulunduğu Tih (Sina) çölünde ve çevresinde kırk yıl dolaşmaya mahkûm etmiştir.

  1. Rahmetimizin bir sonucu olarak ona kardeşi Harun’u da peygamber olarak armağan etmiştik.
  2. Kitapta (Kur’an’da) İsmail (hakkında anlattıklarımızı da) hatırla! Şüphesiz o, sözünde duran bir kimse idi. O da vahiy yoluyla haber alan elçilerden biriydi. Bkz. 37/102

Hz. İbrahim’in oğlu olan Hz. İsmail’in en bilinen özelliği zemzem suyu ve babası ile yaşadığı adaklık durumudur. Adaklık mevzusunda babasının gördüğü rüyaya karşı kararlı tutumuna verdiği tepki ile Allah’a teslimiyetin örnek şahsiyetlerinden olmuştur.

  1. Ailesine ve yakınlarına salatı ve zekâtı emrederdi. Ve o da Rabbi katında hatırı sayılan biriydi.

Burada “salat” sözcüğünden kastedilen 31. ayette Hz. İsa’nın söyleminde olduğu gibi namaz kılmak, ibadet etmek, zulmün ve zalimin karşısında durarak Hakkın ve haklının yanında yer almaktır.

  1. Kitapta (Kur’an’da) İdris (hakkında anlattıklarımızı da) hatırla! O son derece doğru sözlü ve dürüst bir nebi idi.

Hz. İdris, Hz. Şit’in oğludur. Hz. Adem’in altıncı kuşaktan torunudur. Kur’an’a göre İnsanoğluna Allah tarafından gönderilen üçüncü peygamberdir. Allah ona otuz sahife vermiştir. Kābiloğullarına peygamber olarak gönderilmiş, kavminden Allah’a itaat etmelerini, şeytana karşı çıkmalarını istemiş, fakat kavmi onu dinlememiştir.

Bu ayetlerde Hz. İbrahim’in doğruluğu ve ödünsüzlüğü, Hz. Musa’nın mücadelesi ve sabrı, Hz. İsmail’in özünün sözünün bir olması ve sadakati, Hz. İdris’in vefası ve dürüstlüğü gibi daha pek çok güzel vasıfları hatırlatılarak inananlara ahlâkî anlamda mesaj veriliyor.

  1. Ve Biz onu da yüce bir makama yükselttik.
  2. İşte bunlar, Âdem’in ve Nuh ile beraber (gemiye) bindirdiklerimizin soyundan, İbrahim’in, İsrail’in (Yakup’un) ve doğru yola iletip seçtiklerimizin soyundan kendilerine nimet verdiğimiz nebilerdir. Kendilerine Rahman’ın ayetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
  3. Sonra onların arkasından salatı umursamayan (namaz kılmayan, ibadet etmeyen, Allah’tan yana olduklarını söylemelerine rağmen O’nun emirlerine uymayan) ve ihtiraslarına tutsak olan nesiller geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.
  4. Ancak, pişman olup Allah’a yönelen, inanıp dürüst ve erdemli çalışmalar ortaya koyanlar bunun dışındadır. İşte bunlar, hiçbir haksızlığa uğratılmadan cennete girecek olanlardır.
  5. Evet, onlar Rahman (olan Allah)’ın kullarına, her türlü beşerî algı ve tasavvurun ötesinde söz verdiği, (dünyada iken görmeksizin inandıkları) Adn cennetlerine gireceklerdir. Allah’ın vaadi kesinlikle gerçekleşecektir.
  6. Orada onlar boş söz işitmezler. Yalnızca “selâm!” (sözünü) işitirler. Orada rızıkları sabah akşam kendilerine sunulacaktır.

“Selam”, selamet, esenlik, huzur, güvenlik sözlerini işitirler. Yani devamlı onları mutlu edecek, huzurlarını artıracak sözlerle hayatlarına devam ederler.

“Sabah akşam” bir deyimdir ve “sürekli, aralıksız, her zaman” anlamına gelmektedir.

  1. İşte bu, kullarımızdan Allah’a karşı gelmekten sakınanlara miras kılacağımız cennettir.
  2. (Cebrail, Muhammed’e dedi ki:) “Biz (melekler) ancak Rabbinin izni ile (yeryüzüne) ineriz. Geleceğimiz, geçmişimiz ve bu ikisi arasındaki tüm olaylar O’nun tasarrufundadır. Senin Rabbin (seni) unutmuş değildir.

Rivayet edildiğine göre; bazen uzun zaman geçmesine rağmen vahiy gelmezdi ve Hz. Peygamber de sebebini merak ederek buna üzülürdü. Bir gün Hz. Peygamberin Cebrail’den daha sık vahiy istemesi ve buna engelin ne olduğunu sorması üzerine Allah bu ayeti göndermiş ve “Rabbin seni unutmuş değildir” ifadesiyle de peygamberimizi teselli etmiştir.

  1. “(Allah) göklerin, yerin ve bu ikisi arasındaki tüm varlıkların Rabbidir. O halde sırf O’na kulluk et ve bu kulluk için sabırlı ve metanetli ol. Hiç, ismi O’nunla birlikte anılmaya değer bir başkasını tanıyor musun?”
  2. İnsan: “Ben öldükten sonra mı yeniden diriltileceğim?” der.
  3. İnsan, daha önce hiçbir şey değil iken kendisini yarattığımızı düşünmez mi? Bkz. 76/1
  4. Rabbinin yüceliği hakkı için, onları (peşlerinden gittikleri) şeytanlarla birlikte mahşerde bir araya getireceğiz. Sonra da dizüstü çöktürerek cehennemin çevresinde toplayacağız.
  5. Sonra her (günahkâr) topluluktan, rahmeti bol olan Allah’a baş kaldırmada ileri giden küstahları ayıracağız.

Yani Allah’a baş kaldırmada, zulümde, isyanda, kötülükte öncü olanlar, bilinçli ve planlı olarak Allah’a meydan okuyanlar, toplumu fesada uğratanlar cehennem ehlinden ayrılarak farklı kategoride değerlendirilecektir. Yaptıkları kötülüğe göre azap görecekler ve bir sonraki ayette de ifade edildiği gibi cehenneme önce onlar yerleştirilecektir.

  1. Muhakkak ki, biz onlardan hangilerinin öncelikle cehenneme gireceğini, herkesten iyi biliriz.
  2. İçinizden oraya uğramayacak hiç kimse yoktur. Bu Rabbinin kesinleşmiş bir hükmüdür.

Tefsircilerden bazıları, “içinizden oraya uğramayacak hiç kimse yoktur” anlamındaki hitabın, bütün insanları kapsadığını ve bunun cehennemin üzerinde kurulu olan (sözde) sırat köprüsünü işaret ettiğini iddia etse de 68, 69 ve 70. ayetlerle siyak ve sibak ilişkisi kurduğumuzda buradaki “siz” zamirinin önceki ayetlerde sözü edilen inanmayanlara ilişkin olduğunu ve bütün insanları kapsamadığını söylemek daha doğru olur. Zira Enbiya suresinin 21/102. ayetinde mü’minler için: “Onlar cehennemin hışıltısını bile duymazlar” hitabı da bu tezi doğrulamaktadır. 

Bu arada ifade etmek gerekir ki; Kur’an’da ve sahih hadis kaynaklarında, anlatıldığı ve inanıldığı gibi “Sırat Köprüsü” diye bir şey yoktur. Diğer temeli olmayan birçok sanal inanışlar gibi Sırat Köprüsü de insanların yüreklerine korku salan zihniyetin dayatmasından başka bir şey değildir. Bu konuda ısrarcı davrananların dayandığı tek âyet bu âyettir ki görüldüğü gibi bunun da sırat köprüsü ile herhangi bir alakası yoktur.

Kur’an’da onlarca yerde geçen “Sırat” kelimesi, geçtiği yerlerin çoğunda “Müstakim” sıfatı ile birlikte “Sırat-ı Müstakim (Doğru Yol)” anlamında kullanılır. Daha özet bir ifade ile Kur’an’da “Sırat-ı Müstakim”, “Kim, Allah’a güvenip dayanırsa muhakkak Doğru Yola (Sırat-ı Müstakime) iletilmiştir.” (A. İmran, 3/101) örneğinde olduğu gibi Tevhid Dinini yani İslâmiyet’i anlatır. Tek başına gelen “sırat” da yine En’am 6/126, A’râf 7/86, İbrahim 14/1 ve daha pek çok ayette olduğu gibi aynı anlama gelmektedir.

  1. Sonra da (günahları olduğu halde) Allah’a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız. Zalimleri ise diz üstü çökmüş halde cehennemde bırakırız.

Bu ayeti bütün insanlar için değerlendirmek doğru olmaz. Bu da cehennem ehlini anlatan ayetlerin devamı niteliğindedir. Burada günahkâr olduğu halde bilinçsizce ve maksatsız günah işleyenlerin zalimlerden ve kötülük yapma densizliğini inadına devam ettirenlerden ayrılarak Allah’ın affıyla cehenneme girmekten kurtulabileceği anlatılmaktadır.

  1. Ayetlerimiz kendilerine apaçık bir şekilde okunduğu zaman, inkârcılar, inananlara: “(Bu) iki topluluktan konum olarak hangisi daha üstün ve güçlü, hangisi daha seçkindir?” dediler. Bkz. 6/53, 26/111, 46/11

İki gurup: “Biri yoksul, geri kalmış dünyalık servetleri olmayan müminler, diğeri varlıklı, itibarlı, zengin ve sayıca çok müşrikler. Müşriklerin toplandığı yer Dar’ün-Nedve, Müslümanların toplandığı yer ise Dar’ül-Erkam.

  1. Onlardan önce serveti ve görüntüsü daha güzel nice nesilleri helâk ettik.
  2. De ki: “Kim sapıklık içinde ise Rahman (olan Allah) ona istenildiği kadar süre versin (ne çıkar). Nihayet kendilerine vaad olunan azabı, ya da kıyameti gördüklerinde kimin yeri daha kötüymüş, kimin taraftarları daha zayıfmış görecekler/bilecekler!”
  3. Allah, doğruya erenlerin hidayetini (iman gücünü) artırır. Kalıcı olan yararlı işler, Rabbinin yanında hem mükâfat bakımından hem de varılacak yer bakımından daha hayırlıdır.
  4. (Ey Resul!) Şu ayetlerimizi inkâr eden ve: “Bana kesinlikle mal ve evlat verilecek” diyen adamı hiç düşündün mü?
  5. Yoksa o beşerî algı ve tasavvurların ulaşamayacağı bir görüş alanına mı girdi? Yahut sınırsız rahmet sahibi (olan Allah) ile bir sözleşme mi yaptı?

Bu iki âyetin müşriklerden Âs b. Vâil hakkında indiği söylenir. Rivayete göre, ashaptan Habbâb b. Eret, müşriklerden olan Âs b. Vâil’deki alacağını istemiş, öldükten sonra dirilmeye ve hesap gününe inanmadığı Âs b. Vâil de: “Siz öldükten sonra diriltileceğinize, altınların, gümüşlerin bulunduğu cennette hayatınıza devam edeceğinize inanıyorsunuz ya, işte sana olan borcumu orada ödeyeceğim. Çünkü öte dünyada bana da zenginlik ve güç verilecektir” şeklinde alay etmişti.

  1. Hayır (hiç de onun dediği gibi değil), onun (bu) söylediğini kaydedeceğiz ve (ayetlerimizle alay ettiği için) onun (ahirette çekeceği) azabın süresini uzattıkça uzatacağız.
  2. O söylediği (mal ve evlat gibi) şeyleri hep elinden alacağız ve o bize tek başına (malsız ve evlatsız olarak) gelecek.
  3. Onlar, kendileri için bir şeref, kuvvet ve statü (kaynağı) olsunlar diye, Allah’tan başkalarını da ilâhlar edindiler. Bkz. 3/28, 4/139, 5/51, 57, 9/23, 19/81, 29/25, 58/22, 60/1
  4. Hayır; (o yalancı ilahlar) onların tapınışlarını inkâr edecekler ve onlara azılı düşman kesilecekler.
  5. Görmüyor musun ki biz inkârcılara (kötü niyet ve eylemlerinden dolayı) şeytanları musallat ediyoruz, (onlar da günaha ve azgınlığa teşvik ederek) onları oynatıp duruyorlar.
  6. (Ey Resul!) Şu hâlde, onların azaba uğramalarını istemekte acele etme! Biz onların günlerini aksatmadan sayıyoruz.
  7. O gün kötülükten sakınanları seçkin konuklara yaraşır bir saygınlıkla, Rahman’ın huzurunda bir araya getireceğiz.
  8. Suçluları da susuz olarak cehenneme süreceğiz.
  9. Rahman’ın huzurunda, söz almış olanlar dışında hiç kimseye şefaat edemeyecek. Bkz. 2/123, 255, 10/3, 20/109, Ayrıca şefaat konusunda Sebe 34/23. ayetinin dipnotuna bakabilirsiniz.

Şefaat konusundaki ayetleri değerlendirirken çıkış yolumuz; “Şefaat yetkisi tamamıyla ve sadece Allah’a aittir.” (Zümer 39/44) ayeti olursa konuyu anlamakta zorlanmayız ve ona buna şefaat yetkisi vererek başkalarına kulluk etmeye ve böylece kendimizi kandırmaya kalkmayız. “Öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiç kimseden (azaptan kurtulmak için) herhangi bir şefaat (bedel ve karşılık) kabul olunmaz, fidye alınmaz. Onlara yardım da edilmez.” (Bakara 2/48) “Hiç kimsenin başkasına bir yararının olmayacağı, hiç kimseden fidye kabul edilmeyeceği, hiç kimseye şefaatin yarar sağlamayacağı ve onların hiçbir yerden yardım görmeyeceği günden sakının!” (Bakara 2/123) Herkesin şefaatçisi kendi amelleridir. Herkes yaşadıklarının karşılığını alacaktır. “İnsan için ancak çalıştığı vardır. Şüphesiz onun çalışması ileride görülecektir. Sonra da çalışmasının karşılığı kendisine tastamam verilecektir.” (Necm 53/39-41) “Her kim doğru ve güzel bir iş yaparsa kendi iyiliği için yapmış olur, kim de kötülük işlerse kendi aleyhine işlemiş olur. Ve sonunda hepiniz Rabbinize döndürüleceksiniz.” (Casiye 45/15) “Kim zerre miktarı bir hayır işlerse, onun mükâfatını görecek. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük yapmışsa, onun cezasını görecektir.” (Zilzal 99/7-8) “O gün kimsenin kimseye faydası olmaz. O gün bütün yetkiler sadece Allah’a aittir.” (İnfitâr 82/19)

  1. (Onlar:) “Rahman (olan Allah), bir çocuk edindi” dediler.
  2. Andolsun ki, (bunu söylemekle) siz gerçekten çok çirkin bir iddia ortaya atmış oldunuz.

90-91. Rahman’a çocuk isnat etmelerinden ötürü, neredeyse gökler yarılacak, yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp göçüverecekti.

  1. Oysa çocuk edinmek Rahman’ın şanına yakışmaz. Bkz. 10/68
  2. Göklerde ve yerde olan herkes Rahman (olan Allah’ın) huzuruna birer kul olarak gelecektir.
  3. Andolsun ki, O bunların hepsini bilgisiyle kuşatmış, sayılarını tespit etmiştir. Bkz. 10/68
  4. Onların hepsi kıyamet günü O’na tek başına gelecektir.

Bu demektir ki; o gün herkes sadece kendi yaşadıklarıyla ve yalnız kendi biriktirdikleriyle Allah’ın huzuruna tek başına çıkacak ve değerlendirilmesi ve yerleştirilmesi de amellerine göre yapılacaktır. Öyle ki; başkaları yük olur ya da sıkıntı verir kaygısıyla kişi tek başına kalmak isteyecektir. “O gün kişi, kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacak.” (Abese 80/34-36)

  1. İnanıp faydalı işler yapanlar için Rahman (olan Allah, kalplerde) bir sevgi yaratarak (onları herkese) sevdirecektir.
  2. (Ey Resul!) Biz, Allah’a karşı gelmekten sakınanları Kur’an ile müjdeleyesin, inat eden bir topluluğu da uyarasın diye, onu senin dilinle (Arapça indirip) kolaylaştırdık. Bkz. 54/17, 22, 32, 40
  3. Biz bu inatçılardan önce nice kuşakları yok ettik. Şimdi onların hiçbirini ortalıkta görüyor ya da onlardan gelen en küçük bir ses duyuyor musun?