66 – Tahrim

Tahrim suresi, Medine döneminde inmiş olup 12 ayettir. Sure adını Hz. Peygamber’in helal olan bir şeyi kendisine haram kıldığından bahseden ve “Tahrim” ayeti diye adlandırılan birinci ayetten almıştır. Sûrede Hz. Peygamber, eşlerinden bazılarının rızasını kazanmak için, Allah’ın helâl kıldığı şeyleri kendine haram kılması konusunda uyarılıyor. Ardından söz konusu olaya değinilerek huzursuzluğa sebep olan eşlerinin tövbe etmeleri öğütleniyor. Yapılan yeminin gerektiğinde bozulabileceği ve kefaretinin ödeneceği belirtiliyor. Cehennemin dehşetinden söz edilerek müminlere hem kendilerini hem de sorumlulukları altında bulunan yakınlarını ondan korumaları isteniyor. Hz. Peygambere kâfirlerle ve münafıklarla amansızca mücadele etmesinin ve onlara karşı sert ve tavizsiz davranmasının emredildiği sûrede inananların samimi bir tövbe ile Allah’a yöneldikleri takdirde günahlarının bağışlanacağı ve cennete girecekleri müjdeleniyor. İnkârcılarla uzun yıllar mücadele eden Hz. Nûh’un karısı ile ahlâksızlığa karşı savaşan Hz. Lût’un karısının kocalarına itaat etmediklerinin anlatıldığı sûrede, Firavun’un karısı ile Hz. İsa’yı babasız dünyaya getirmesi sebebiyle ağır ithamlara mâruz kalan Hz. Meryem’in gönülden Allah’a bağlılıkları ifade ediliyor.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

  1. Ey nebi! Eşlerinden bazılarının rızasını kazanmak için, Allah’ın sana helâl kıldığı şeyleri niçin kendine haram kılıyorsun? Oysa Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Hz. Peygamberin Medine döneminin ikinci yarısındaki bir tarihte, bir ay süreyle eşlerinden hiçbirisi ile birlikte olmayacağına dair yemin etmişti. Buna bazı eşleri arasında ortaya çıkan kıskançlık mı, yoksa aile içinde yaşanan bir gerginlik mi sebep olmuştu bilmiyoruz. Ancak bildiğimiz o ki, Hz. Peygamber eşlerine kırgındı ve bu kırgınlığını onlardan uzak durarak belli ediyordu. Bunun üzerine Allah bu ayetle hem bağışlandığını ve hem de helal olan bir şeyi kendisine haram etmemesi gerektiğini bildirdi. Ayrıca bu ayetin hedefi biyografik olmayıp bütün insanî durumlarda uygulanabilecek bir ahlakî ders vermektir. Bu ders, zühd ve takva –hakka yönelmek için dünyadan ve dünyalık nimetlerden tamamıyla el etek çekmek- niyetiyle de olsa Allah’ın helâl kıldığı herhangi bir şeyi haram görmenin doğru olmayacağıdır.

  1. Allah size yeminlerinizi (kefaretle) geri almanızı (bozmanızı) meşru kılmıştır. Allah sizin dostunuzdur (sahibinizdir). O, (her şeyi) hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Bkz. 5/89
  2. Hani, Nebi eşlerinden birine (Hafsa’ya), gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi (Aişe) o sözü (kumalarına) haber verip Allah da bunu ona (Resulü’ne) açıklayınca, o da bunun bir kısmını (hanımı Hafsa’ya) bildirmiş, bir kısmından da (fazla mahcup olmaması için) vazgeçmişti. Peygamber, bunu ona (sırrı açıklayan Aişe’ye) söyleyince (hanımı): “Bunu sana kim haber verdi?” dedi. (Peygamber de:) “Bunu bana, (her şeyi) hakkıyla bilen ve (her şeyden) hakkıyla haberdar olan Allah haber verdi” demişti.
  3. (Ey Nebi’nin eşleri!) Eğer siz ikiniz (Hafsa ve Aişe) Allah’a tevbe ederseniz, kaymış olan kalpleriniz düzelmiş olur. Eğer ona karşı birbirinize arka çıkarsanız bilin ki Allah onun yardımcısıdır. Cebrail de mü’minlerin iyi ve samimi olanları da (onun yardımcılarıdır). Ayrıca melekler de onun destekçisidir.
  4. Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha iyi, kendini Allah’a veren, inanan, gönülden itaat eden, hatada ısrar etmeyen, yalnız O’na kulluk eden, hayır yolunda koşan dul ve bakire eşler nasip eder.

Hz. Peygamber’in hanımlarından sadece Hz. Aişe Hz. Peygamber ile evlendiğinde 22 yaşında bakire bir kızdı. Diğer hanımlarının tamamı onunla dul olarak evlenmiştir. Bir de Zeyneb binti Cahş, Hz. Zeyd’den, boşanmış genç bir kadın olarak onunla izdivaç etmiştir.

  1. Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve (yanıcı) taşlar olan ateşten (cehennemden) koruyun! Onun başında bulunanlar, emrettiği hiçbir şeyde Allah’a karşı gelmeyen, ama (daima) kendilerinden isteneni yapan kararlı (ve) azimli meleklerdir. Bkz. 2/24 ve dipnotu, 74/30-31
  2. (Yaptıkları yüzünden ateşi hak edenlere cehennemde:) Ey inkârcılar! Bugün boşuna mazeret ileri sürmeyin! (Dünyada iken) ne yapmışsanız, bugün onun karşılığını göreceksiniz” (denir).
  3. Ey inananlar! Allah’a içtenlikle (bir daha yapmamaya karar vererek) tevbe edin! (Böyle yaparsanız) umulur ki, Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter, nebiyi ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Onların nuru (o gün), önlerini ve yanlarını aydınlatacak ve onlar hep şöyle dua edecekler: “Ey Rabbimiz! Bizim nurumuzu tamamla (cennete girinceye kadar sönmesin). Ve bizi bağışla! Çünkü sen her şeye gücü yetensin!” Bkz. 57/12
  4. Ey Nebi! Kâfirlerle ve münafıklarla amansızca mücadele et ve onlara karşı sert ve tavizsiz davran. Onların varacağı yer cehennemdir. Orası ne kötü bir varış yeridir. Bkz. 9/73, 123, 48/29
  5. Allah, inkârcılara, Nuh’un karısı ile Lût’un karısını örnek gösterdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki sâlih kişinin nikâhları altında bulunuyorlardı. Derken onlara hainlik ettiler de kocaları, Allah’ın azabından hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara: “Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin ateşe!” denildi.

Bu ayetten anlıyoruz ki bir kadının kocasına ihanet etmesi için illa da zina etmesi gerekmiyor. “Haneta” kelimesi burada onların eşlerinin kocalarına rağmen düşmanlarıyla iş birliği yapmış olmalarıdır. Nisa 4/34 ayetindeki “nüşûz” kelimesiyle buradaki “hâneta” kelimesi muhteva bakımından birbirine yakındır. Onun için kötü niyetinden ve ihanet etmesinden korkulan kadının bütün uyarılara rağmen uslanmadığı takdirde dövülmesine cevaz verilmektedir. Kur’an, Hz. Lût ve Hz. Nuh’un karılarının kocalarına ihanetlerinden helâk olduklarını anlatmaktadır. Helâk olmak dövülmekten çok daha ağır olsa gerek. Ayrıca bu örneklerden anlıyoruz ki; ihanet edenler, peygamber eşi dahi olsa Allah’ın azabından kurtulamazlar. 

  1. Allah, inananlara, Firavun’un karısını örnek gösterdi. Hani o: “Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap. Beni Firavun’dan ve onun yaptığı işlerden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar!” demişti.
  2. (Yine inananlara) ırzını ve iffetini korumuş olan, İmran kızı Meryem’i de Allah örnek verdi. Biz, ona ruhumuzdan üfledik ve Meryem Rabbinin sözlerini ve vahyettiklerinin doğruluğunu kabul etmiş ve (Rabbine) gönülden bağlananlardan olmuştu. Bkz. 15/29, 17/85

Burada “biz ona üfledik” ifadesindeki zamir müzekker (eril), (Enbiya 21/91)’deki zamir ise müennes (dişil) dir. Eğer “Biz ona ruhumuzdan üfledik” ifadesindeki “ruh” ile Hicr 15/29, Secde 32/9, Sâd 38/72 âyetlerinde olduğu gibi hayat soluğu kastediliyorsa zamirin doğrudan insana (Âdem’e) gittiği ve müzekker olması gerektiği anlaşılır. Ancak buradaki zamir müzekker olduğuna göre Hz. Meryem’in karnındaki cenini (erkek olan İsa’yı) gösteriyor. Eğer Meryem’in kendisine gitmiş olsaydı o takdirde Enbiya 21/91’deki gibi müennes zamiri olması gerekirdi.

Kuran ayetlerini incelediğimizde “ruh”un, “vahiy, bilgi, emir, can, güç” gibi anlamlara geldiğini görürüz. “Sana ruh hakkında soruyorlar. De ki: “Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir, onun hakkında size çok az bilgi verilmiştir.” (İsra 17/85) Bu ayette de anlatıldığı gibi ruh konusunda çok geniş bilgiye sahip olmasak da Kur’an’ın genelinden anladığımıza göre; “Allah’ın insana ruhundan üflemesi” insanın yaratılışında Allah’ın öğretilerini içeren bir programın insan fıtratına yüklenmesidir. Onun için “…Allah’ın insan bünyesinde nakşettiği fıtrata uygun davran ki Allah’ın yarattığında bir bozulma meydana gelmiş olmasın!..” (Rûm 30/30) buyrulmaktadır.

Yukarıdaki ayetlerde sunulan örneklerden ciddi dersler almak gerekir. Hz. Nuh’un ve Lût’un karılarının kocalarına hainlik etmesi, Firavun’un karısı Asiye’nin onca zulüm ve haksızlığa rağmen Rabbine sadakati, Hz. İsa’nın annesi İmran kızı Meryem’in kocasız hamile kalması birer ibret vesikası olarak sunuluyor. İnananlar nerede ve hangi şartlarda olursa olsun vazifelerini yaptıktan sonra Allah’a güvendikleri takdirde Allah onları koruyacaktır.