83 — Mutaffifin Suresi
Mutaffifîn Sûresi, Mekke döneminde nâzil olmuş olup otuz altı ayetten oluşur. Sûre, adını ilk ayette geçen ve “ölçüde ve tartıda hile yapanlar” anlamına gelen el-mutaffifîn kelimesinden alır. Metin hem bireysel ahlâkı hem de toplumsal adalet düzenini doğrudan ilgilendiren temel bir soruna dikkat çeker.
Sûrede bu tür haksızlıkların temelinde yatan zihniyet deşifre edilir. Ölçü ve tartıda hile yapanların, aslında ahiret gününü ve hesap gerçeğini ciddiye almadıkları vurgulanır. Zira insan, yaptığı her fiilin karşılığını vereceğine inanmadığında, başkasının hakkını gözetme sorumluluğunu da kolayca ihmal edebilmektedir.
Buna karşılık, Allah’a itaat eden, dürüstlük ilkesini hayatının merkezine alan ve sorumluluk bilinciyle yaşayan mü’minlerin âhirette ulaşacakları karşılıklar tasvir edilir. Onların amel defterlerinin, Allah’a yakın ve seçkin kulların şahitliği altında “illiyyûn” olarak adlandırılan yüce bir makamda muhafaza edildiği ifade edilir.
Cennet tasvirlerinde, bu kimselere sunulacak nimetler sembolik bir dille anlatılır. Saf, hoş ve misk kokulu özel bir içecekten söz edilmesi; cennet mutluluğunun sıradan bir haz değil, arınmışlık, huzur ve ilâhî yakınlıkla bütünleşmiş bir ödül olduğunu ima eder.
Sûrenin son bölümlerinde ise dikkat çekici bir tersine dönüş sahnesi yer alır. Dünya hayatında servet ve güç sahibi olan inkârcıların, inançları sebebiyle zayıf ve değersiz görülen mü’minlerle alay ettikleri hatırlatılır.
Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla
-
1
Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay hâline!
-
2
Onlar ki, insanlardan (bir şey) ölçüp aldıkları zaman, tam ölçerler.
-
3
Fakat kendileri onlara bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman (ölçü ve tartıyı) eksik yaparlar.
Bu ayetler, adalet ilkesini ihlâl ederek yalnızca kendi çıkarını önceleyen ve
ticarette hileye başvuran kimseleri son derece sert ve ilkesel bir dille uyarmaktadır. Ayetlerde tasvir edilen zihniyet, başkalarından hak talep ederken ölçü ve tartının eksiksiz olmasını isteyen; ancak söz konusu hak başkalarına verileceği zaman ölçüden ve tartıdan eksilten tutarsız ve bencil bir davranış biçimidir. Bu ikircikli tutum, Kur’an’da yalnızca bireysel bir ahlâk zaafı olarak değil; kul hakkını ihlâl eden, sosyal düzeni bozan ve toplumsal güveni temelden sarsan ağır bir adaletsizlik olarak değerlendirilir. Zira böyle bir davranış hem bireysel düzeyde zulüm üretir hem de toplumda güven ilişkilerini aşındırarak adaletsizliğin yaygınlaşmasına zemin hazırlar.
Bu bağlamda ayetlerin muhatabı, yalnızca ölçü ve tartıda fiziksel eksiltme yapan kişilerle sınırlı değildir. Aksine Kur’an, ticaret ve alışverişteki her türlü aldatma ve hileyi bu kapsamda ele alır. Buna göre yalan beyanla satış yapanlar, kusurlu ya da çürük malı gizleyenler, kaliteyi düşürüp fiyatı yükseltenler, bilgi asimetrisini kötüye kullanarak (fırsatçı davranarak) tek taraflı kazanç sağlayanlar da aynı ahlâkî uyarının muhatabıdır. Burada eleştirilen asıl sorun, yöntemin biçimi değil; haksız kazancı meşrulaştıran zihniyettir. Bu zihniyetin temelinde ise çoğu zaman Allah bilincinin ve ahiret sorumluluğunun zayıflığı yer alır. Zira yaptıklarının hesabını vereceğine gerçekten inanan bir kişi, insanların değil Allah’ın gözetimi altında olduğunu idrak eder ve adaleti ihlâl etmeyi göze alamaz.
Dolayısıyla bu ayetler, ticari ahlâkın yalnızca ekonomik bir düzenleme meselesi olmadığını; doğrudan iman ve sorumluluk bilinciyle ilişkili olduğunu ortaya koyar. Kazancın helal yollardan elde edilmesi, dürüstlük ilkesine bağlı kalınması ve kul hakkına titizlikle riayet edilmesi, Kur’an’ın öngördüğü ticaret ahlâkının temel sütunlarıdır. Bu uyarıların muhatabı sadece tüccarlar değil; menfaatini hakikatin ve adaletin önüne koyan, çıkarı uğruna başkalarının hakkını ihlâl eden herkestir. Kur’an, bu ilkelerle adaleti ve hakkaniyeti toplum hayatının bütün alanlarına yerleştirmeyi ve bu hassasiyet üzerine ahlâk temelli bir medeniyet inşa etmeyi hedefler.
-
4
Yoksa onlar, (yeniden) diriltileceklerini düşünmüyorlar mı?
-
5
Büyük bir günde (kıyamette).
-
6
O gün insanlar, âlemlerin Rabbinin huzurunda toplanacaklar ve (O’na) hesap verecekler.
-
7
Hayır (hileye sapmayın, hesap gününü hafife almayın). Çünkü Allah’ın buyruğundan çıkanların kitabı muhakkak “siccîn” dedir.
-
8
Sen “siccîn” in ne olduğunu bilir misin?
-
9
O, (inkârcıların eylemlerinin) yazılı bulunduğu bir kütüktür (Sabit Disk’tir).
-
10
O gün inkârcıların vay hâline!
-
11
Onlar ki hesap gününü inkâr ettiler.
-
12
O hesap gününü inkâr edenler, haddi aşan, günaha batan kimselerdir.
-
13
On(lar)a ayetlerimiz okunduğu zaman: “öncekilerin masallarıdır” dedi(ler).
-
14
Hayır! Bilakis onların işlemekte oldukları (kötülükler) kalplerini kirletti.
-
15
Muhakkak ki onlar, o kıyamet günü Rablerinin rahmetinden mahrum kalacaklar.
-
16
Sonra onlar muhakkak cehenneme atılacaklar.
-
17
Sonra (onlara) şöyle denilecek: “İşte (dünyada) inkâr etmiş olduğunuz (azap) budur.”
-
18
Fakat iyilerin amel defterleri (Sabit Diskleri) “İlliyyûn” da saklıdır.
-
19
Sen “İlliyyûn” un ne olduğunu bilir misin?
-
20
O, (silinme ve kaybolma ihtimali olmayan) her şeyin dökümünün yapıldığı bir sicildir.
-
21
O, (Allah’a yakın olan, Mukarrebûn adlı) meleklerin gözetimindedir.
-
22
İyiler cennet nimetlerine gark olacaklar.
-
23
Onlar tahtlar üzerinde (neşe ile etrafı) seyredecekler.
-
24
Onların yüzlerinde, cennet nimetlerinin sevincini görürsün.
-
25
Onlara ağızları mühürlü (kişiye özel, sarhoş etmeyen) saf bir içecekten içirilir.
-
26
Onun (içiminin) sonu bir misktir (ağızda misk gibi koku bırakır). İşte yarışacaklarsa insanlar, (Allah’ın rızasını kazanarak) bu cennet devletine konmak için yarışsınlar!
-
27
O içeceğin karışımında “tesnîm” vardır.
-
28
(O) öyle bir pınardır ki, ondan (Allah’a) yakın olanlar içerler.
-
29
Şüphesiz, o günah işleyenler, iman edenlere (dünyada) gülüyorlardı.
-
30
İnananlar yanlarından geçtiğinde, birbirlerine kaş göz ederek onlarla alay ediyorlardı.
-
31
Yandaşlarının yanına döndükleri zaman da (yaptıklarını anlatarak) eğleniyorlardı.
-
32
İnananları gördükleri vakit: “İşte bunlar sapık ve şaşırmış kimseler dir” diyorlardı.
-
33
Oysa kendileri, onların üzerine gözcü tayin edilmiş değillerdi.
-
34
Artık bugün de inananlar, inkârcılara bakıp gülerler.
-
35
(İnananlar) tahtlar üzerinde (inkârcıların durumunu) seyrederler (ver derler ki):
-
36
“İnkârcılar, yaptıklarının karşılığını tam olarak aldılar değil mi?”