Dr. Cemal Külünkoğlu Kur'an Eksenli Hayat

91 — Şems Suresi

← Sure listesi

Şems Sûresi, Mekke döneminde nâzil olmuş olup on beş ayetten oluşur. Sûre, adını ilk ayette geçen ve “güneş” anlamına gelen şems kelimesinden alır. Kur’an’ın dikkat çekici anlatım biçimlerinden biri olan yeminli ifadelerle başlayan sûrede; güneş, ay, gündüz, gece, gök ve yer gibi kozmik unsurlara art arda yemin edilerek insanın dikkatinin evrenden kendi iç dünyasına doğru yöneltilmesi amaçlanır.

Sûrede, insanın yaratılışına dair temel bir hakikat ortaya konur: Allah, insana hem iyiliği hem de kötülüğü tanıyabilecek bir bilinç ve eğilim ilham etmiştir. Bu ifade, insanın ne mutlak iyi ne de mutlak kötü olarak yaratıldığını; aksine ahlâkî tercih yapabilen, sorumluluk sahibi bir varlık olduğunu gösterir.

Şems Sûresi bu noktada bireysel sorumluluk ile toplumsal sonuçlar arasında da güçlü bir bağ kurar. Nefsin arındırılması yalnızca bireysel bir erdem değil; toplumların da ayakta kalmasını sağlayan temel bir ahlâkî ilkedir.

Bu yönüyle Şems Sûresi, insanı dış dünyadaki düzeni temaşa ederek iç dünyasındaki ahlâkî sorumluluğu fark etmeye çağırır.

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

  1. 1

    Güneşe ve onun aydınlığına,

  2. 2

    Onu izleyerek (ışığını yansıtan) Ay’a,

  3. 3

    (Güneşin) ışığını ortaya çıkarıp gösteren gündüze,

  4. 4

    (Gündüzün) aydınlığını bürüdüğü zaman geceye,

  5. 5

    Gökyüzüne ve onu bina edene,

  6. 6

    Yeryüzüne ve onu yayıp döşeyene,

  7. 7

    İnsana ve onu düzgün bir biçimde şekillendirene,

  8. 8

    Sonra da ona kötülük ve iyilik kabiliyeti/eğilimi ilham edene andolsun ki,

    Bu yaklaşım, Kur’an’ın insan tasavvurunu bütüncül biçimde ortaya koyar. İnsana doğru ile yanlışı ayırt edebilme yetisini veren Allah, onu yalnızca zaaflarla değil; aynı zamanda yüksek ahlâkî meziyetlerle de donatmıştır. İnsan fıtratında günaha meyletme, bencillik, vefasızlık ve haddi aşma gibi olumsuz eğilimler bulunduğu gibi; merhamet, sevgi, adalet, yardımlaşma, dürüstlük, sadakat ve zulme karşı durma gibi erdemli hasletler de mevcuttur. Bu çift yönlü yapı, insanın içsel bir mücadeleye açık olduğunu; aynı zamanda ahlâkî tekâmüle ve bilinçli tercihlerle olgunlaşmaya elverişli bir varlık olarak yaratıldığını gösterir. Nitekim bu denge ve sorumluluk, Şems Sûresi’nde insanın nefsini arındırmasıyla kurtuluşa ereceği, onu kirletmesi hâlinde ise hüsrana uğrayacağı vurgusuyla açıkça ifade edilir.

    Allah, insanın iç dünyasına bu iki yönlü eğilimi yerleştirmekle yetinmemiş; hakikatin evrensel ilkelerini açıklayan ilâhî kitaplar da göndermiştir. Vahiy, insanın yaratılışındaki potansiyeli anlamlandırmasına, doğruyu ve iyiyi bilinçli biçimde seçerek şahsiyetini inşa etmesine rehberlik eder. Bu rehberlik sayesinde birey, arınma bilincini geliştirir, sorumluluk duygusunu derinleştirir ve hem manevî hem de toplumsal düzeyde kendini dönüştürme imkânı bulur.

    Bu çerçevede insan, yalnızca bireysel kurtuluşu hedefleyen bir varlık olarak değil; sosyal bir özne olarak doğaya, diğer insanlara ve tüm canlılara karşı adil, merhametli ve bilinçli bir tutum geliştirmekle de yükümlüdür. Kur’an’ın çizdiği ahlâkî ve ontolojik ufukta insan, sadece ibadet eden değil; sorumluluk üstlenen, onaran, koruyan ve güzelleştiren bir yeryüzü halifesi olarak konumlandırılır. Bu konum, insanın özgür iradesiyle verdiği ahlâkî kararların hem kendi kaderini hem de içinde yaşadığı dünyanın yönünü belirlediğini hatırlatan temel bir sorumluluk çağrısıdır.

    Kur’an’ın ortaya koyduğu iman tasavvuru, bireyin yalnızca kendi iç dünyasını ıslah etmesiyle sınırlı değildir; aksine bu süreç, toplumsal bir sorumluluk bilinciyle tamamlanır. Mü’min, kendisindeki iyi temayülleri geliştirmek ve beslemekle yükümlü olduğu gibi, bu iyiliğin başkalarında da güçlenmesine katkı sağlamakla sorumlu bir özne olarak konumlandırılır. Nitekim Kur’an’da sıkça vurgulanan “iyiliği tavsiye etme” ve “takvâ üzerinde yardımlaşma” ilkeleri, imanın bireysel bir erdem olmaktan çıkıp kolektif bir ahlâk düzenine dönüşmesini hedefler.

    Bu bağlamda, mü’minin görevi yalnızca kendi doğruluğunu korumak değil; aynı zamanda çevresindeki insanların da iyiye yönelmesine katkıda bulunmaktır. Ancak bu sorumluluk, baskıcı ya da dayatmacı bir müdahale şeklinde değil; hikmet, güzel öğüt ve örneklik üzerinden gerçekleşmelidir. Çünkü Kur’an’ın yöntemi, zorlamadan ziyade bilinç oluşturma ve gönüllü yönelişi teşvik etme esasına dayanır.

  9. 9

    Kim kendini geliştirip (manevi kirlerden) arındırırsa, o kesinlikle ebe- di mutluluğa ulaşacaktır.

  10. 10

    Kim de kendini geliştirmeyip (isyan ve günahla) kötülüğe gömerse, o kesinlikle kaybedecektir.

  11. 11

    Hani (Salih’in kavmi olan) Semûd azgınlığı yüzünden elçilerini yalanlamıştı.

  12. 12

    Onların en azgın olanı (deveyi boğazlayarak fesat çıkarmak için) ileri atılmıştı.

  13. 13

    Allah’ın resulü (Salih) onlara: “Allah’ın devesini kendi haline bırakın, su içmesine mâni olmayın!” demişti.

  14. 14

    Fakat onlar elçiyi yalanlayarak deveyi kesmişlerdi. Bunun üzerine Rableri, suçlarından dolayı onların üzerine şiddetli bir azap indirmiş ve onları yerle bir etmişti.

  15. 15

    Allah (yaptığı bir işin) sonucundan asla çekinmez (O’nun yaptıklarından dolayı hiç kimseye verecek bir hesabı yoktur).