92 — Leyl Suresi
Leyl Sûresi, Mekke döneminde nâzil olmuş olup yirmi bir ayetten oluşur. Sûre, adını ilk ayette geçen ve “gece” anlamına gelen leyl kelimesinden alır. Geceye yapılan yemin, yalnızca zamanın belirli bir kesitine dikkat çekmek amacı taşımaz; bilakis varoluşun zıtlıklar üzerine kurulu ritmini, evrendeki dengeyi ve insan hayatındaki karşıt yönelimleri hatırlatan sembolik bir giriş niteliğindedir.
Sûrede temel olarak insanların emek, niyet ve yönelim bakımından farklı yollar izledikleri vurgulanır. İman eden, cömert davranan ve iyiliği merkeze alan kimseler için hayatın kolaylaştırıldığı; buna karşılık inkârı tercih eden, cimriliği benimseyen ve kendini yeterli görerek başkalarına kapalı yaşayanların ise farkında olmadan zorlu bir yola sürüklendiği ifade edilir.
“Biz ona da zor olanı kolaylaştırırız” ifadesi, ahlâkî tercihlerle sonuçlar arasındaki ilâhî yasaya dikkat çeker. Burada söz konusu olan kolaylık ya da zorluk, dışsal şartlardan ziyade insanın iç dünyasında oluşan bir yönelimdir.
Bu yönüyle Leyl Sûresi, ahlâkî tercihlerin insan hayatında nasıl somut ve kalıcı sonuçlar doğurduğunu açık bir biçimde ortaya koyar. Aynı zamanda bireyin içsel yolculuğunda hangi değerleri esas alması gerektiğine dair güçlü bir yönlendirme sunar.
Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla
-
1
(Yeryüzünü) karanlığa boğan geceye,
-
2
Bütün parlaklığıyla ortaya çıkan gündüze,
-
3
Erkeği de dişiyi de yaratan (Allah’a yemin olsun ki);
-
4
Sizin çalışmalarınız sonuçları itibarı ile farklı farklıdır (farklı hedefler peşinde başka başka işler yaparsınız).
İnsanın farklı kabiliyetlerle donatılmış olarak yaratılması ve bu kabiliyetlere bağlı yönelişler göstermesi, yalnızca bireysel bir olgu değil; aynı zamanda toplumsal düzenin ve medeniyetin sürekliliğini mümkün kılan temel bir ilkedir. Zira
dünyanın dengeli biçimde ayakta kalması, gelişmesi ve işleyişini sürdürmesi, insanların aynı yetenek ve eğilimlerde değil; farklı beceri alanları ve meslekî istidatlarla var edilmesine bağlıdır.
Eğer insanlar tek tip bir alana yönelmiş olsaydı—örneğin herkes yalnızca öğretmen, yalnızca doktor ya da yalnızca çiftçi olmayı tercih etseydi—hayatın çok katmanlı ihtiyaçları karşılanamaz, toplumsal yapı işlevsiz hâle gelirdi. Oysa fiilî gerçeklik, binlerce farklı mesleğin varlığını ve her birinin insan hayatının devamı için vazgeçilmez bir fonksiyon üstlendiğini göstermektedir. Bu çeşitlilik bir düzensizlik değil; bilakis ilahî iradenin hikmetli bir tasarrufudur. Her meslek, her yetenek ve her bireysel yöneliş, ilahî düzenin bütüncül yapısı içinde anlamlı bir konuma sahiptir.
Bu ilke Kur’an’da da açık bir biçimde ifade edilmektedir. İsra Sûresi’nin 84. ayetinde, “Herkes kendi yaratılış yapısına (şâkile) göre iş yapar” buyrularak insan fiillerinin fıtratla olan ilişkisine dikkat çekilir. Ayette geçen şâkile kavramı; bireyin yaratılıştan getirdiği mizacı, kabiliyeti, yönelişi ve içsel eğilimlerini kapsayan geniş bir anlam alanına sahiptir. Buna göre insanın tercihleri ve fiilleri yalnızca dışsal ihtiyaçların sonucu değil; Allah tarafından verilmiş fıtrî potansiyellerin bir yansımasıdır. Bu durum, meslekî çeşitliliğin ve bireysel yönelimlerin ilahî bir lütuf olarak değerlendirilmesini gerekli kılar.
Dolayısıyla insanların farklı alanlara yönelmesi rastlantısal bir durum değil; ilahî takdirin bir tezahürüdür. Her meslek, bu bütüncül düzen içinde kendine özgü bir işleve sahiptir ve her birey, kendi yaratılış özellikleri doğrultusunda bu düzene katkıda bulunur. Bu bakış açısı, meslekler arasında hiyerarşik bir üstünlük kurmak yerine; değeri maddî başarıda değil, niyet, çaba ve hikmet ekseninde temellendiren daha kuşatıcı bir anlayışı mümkün kılar.
-
5
Her kim (Allah için) verir ve O’na karşı muhtaç olduğunun bilinciyle yaşarsa
-
6
Ve en doğru olanı tasdik ederse,
-
7
İşte onun için huzur ve rahatlığa giden yolu kolaylaştırırız.
-
8
Fakat kim cimrilik eder, kendini zengin görüp Allah’a muhtaç görmezse,
-
9
Ve en doğru olanı yalanlarsa.
-
10
İşte onun için de zorluğa ve sıkıntıya giden yolu kolaylaştırırız.
-
11
O kimse aşağıya (cehenneme) düştüğü zaman (Allah için paylaşmadığı) malı mülkü ona hiçbir fayda sağlamayacaktır.
-
12
Şüphesiz bize düşen sadece doğru yolu göstermektir.
Bkz. 16/9
-
13
Muhakkak ki ahiret de dünya da bizimdir.
-
14
İşte ben sizi alev saçan bir ateşe karşı uyardım.
-
15–16
O ateşe kötü olandan, (Hakkı) yalanlayandan ve (imandan) yüz çevirenden başkası girmeyecektir.
-
17
Buna karşılık, Yaratıcısına karşı sorumluluğunun bilincinde olan hep ondan uzak tutulacaktır.
-
18
O ki, malını Allah rızası için vererek (haktan) arındırır.
-
19
O, yaptığını kendisine yapılan bir iyiliğin karşılığı olarak yapmaz.
-
20
(Yaptığı iyiliği) ancak yüce Rabbinin rızasını kazanmak için (yapar).
-
21
Ve o (Allah’ın kendisine vereceği nimetlere kavuşarak) yakında hoşnut olacaktır.