Dr. Cemal Külünkoğlu Kur'an Eksenli Hayat

86 — Tarık Suresi

← Sure listesi

Târık Sûresi, Mekke döneminde nâzil olmuş olup on yedi ayetten oluşur. Sûre, adını birinci ayette geçen ve “geceleyin gelen” ya da “delip geçen yıldız” anlamlarını taşıyan târık kelimesinden alır. Göğe ve Târık’a yapılan yeminle başlayan sûre, insanın dikkatini evrendeki düzen ve gök cisimlerinin işleyişi üzerinden ilâhî kudrete yöneltir.

Sûrede, insanın yaratılışının mütevazı bir başlangıca dayandığı hatırlatılır. Değersiz gibi görünen bir damla sudan yaratılan insanın, buna rağmen bilinç, irade ve sorumluluk sahibi bir varlık hâline getirilmesi, yaratılışın hikmetini düşünmeye sevk eden güçlü bir hatırlatmadır.

Târık Sûresi’nde ayrıca insanın hayatının başıboş olmadığına dikkat çekilir. Hiçbir sözün, davranışın ve tercihin kayıtsız kalmadığı; her şeyin gözetim altında bulunduğu ve zamanı geldiğinde bütün amellerin açığa çıkarılacağı bildirilir.

Bu yönüyle Târık Sûresi, kısa hacmine rağmen son derece yoğun bir anlam örgüsüne sahiptir. Yaratılış, diriliş, gözetim ve hesap temaları etrafında şekillenen sûre, insanı hem varoluşunun kaynağıyla hem de hayatının amacıyla yüzleştirir.

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

  1. 1

    Göğe ve Târık’a yemin olsun!

  2. 2

    Târık’ın ne olduğunu bilir misin sen?

  3. 3

    O ışıklar saçarak karanlığı delip geçen bir yıldızdır (Ona yemin olsun ki;).

  4. 4

    Üzerinde gözetleyici koruyucu bulunmayan hiçbir kimse yoktur.

  5. 5

    Artık insanoğlu neden yaratıldığına bir baksın!

  6. 6

    O, (üreme organından rahme atılan) basit bir su damlacığından yaratılmıştır.

  7. 7

    O, (erkeğin) bel kemiği ile (kadının) göğüs kemikleri arasından sıçrayarak çıkan (spermalı bir sudur).

  8. 8

    (İnsanı bu şekilde yaratan) elbette onu (ölümünden sonra) yeniden diriltmeye de kadirdir.

  9. 9

    Bütün sırların ortaya döküleceği o kıyamet günü,

  10. 10

    Artık insan için ne bir kuvvet vardır ne de bir yardımcı.

  11. 11

    (Halden hale giren ve topladığı buharı yağmura) dönüştüren göğe

  12. 12

    Ve (nebat bitirmek için) yarılan/çatlayan yeryüzüne andolsun ki;

  13. 13

    Muhakkak, bu (Kur’an) doğruyu yanlıştan ayıran bir sözdür.

  14. 14

    O, boş ve anlamsız bir lakırdı değildir.

  15. 15

    Elbette o (Kur’an’ı kabule yanaşmaya)nlar, onu engellemek için tuzak üstüne tuzak kuruyorlar.

  16. 16

    Ben de onların tuzaklarını bozarak bütün planlarını boşa çıkarıyorum.

  17. 17

    Onun için, sen o inkârcılara biraz daha mühlet ver, onları kendi hallerine bırak (pek yakında desteğimiz sana gelecektir).

    Sûrenin adını aldığı “Târık” kelimesi, Arapça t-r-k kökünden türemiş olup sözlükte “gece gelen” , “kapıyı vuran/çalan” ve bu bağlamda geceleyin ansızın ortaya çıkan şey anlamlarını taşır. Kelimenin kök anlamında yer alan “vurmak” ve “ses çıkarmak” unsuru, Arap dilinde özellikle geceleyin kapıyı çalan kimsenin oluşturduğu etkiyi ifade eder. Bu yönüyle “Târık” , hem zamansal (geceyle ilişkili) hem de etkisel (dikkat çekici bir geliş) bir anlam alanına sahiptir.

    Sûrenin üçüncü ayetinde bu kavram “en-necmü’s-sâkıb” ifadesiyle açıklanır. Bu tamlama, kelime itibarıyla “karanlığı delip geçen, nüfuz eden yıldız” anlamına gelir. Siyak ve sibak dikkate alındığında, burada amaçlanan şeyin belirli bir astronomik nesneyi teknik anlamda tanımlamak değil; gece karanlığını yararak dikkat çeken, görünürlüğü ve etkisiyle öne çıkan bir gök olayı üzerinden ilahi kudrete işaret etmek olduğu anlaşılır. Nitekim klasik tefsirlerde bu ifade çoğunlukla parlak yıldızlar veya sabah yıldızı (Venüs) gibi göksel varlıklarla ilişkilendirilmiştir.

    Modern dönemde, özellikle 1967 yılında pulsarların keşfi sonrasında, bazı yorumcular “tark” kökündeki “vurma/ritmik etki” anlamı ile pulsarların düzenli sinyal yayma özelliği arasında bir benzerlik kurmuşlardır. Pulsarların dönerken yaydığı sinyallerin ritmik yapısı ile “kapıyı çalan” anlamı arasında kurulan bu ilişki, ayrıca “sâkıb” ifadesinin “karanlığı delip geçme” anlamıyla birlikte düşünülerek yorumlanmaktadır. Ancak bu tür yaklaşımlar, metnin doğrudan bilimsel bir olguyu tarif ettiğini göstermekten ziyade, metnin ifade gücü ile modern keşifler

    arasında kurulan işarî (ima edici) benzerlikler olarak değerlendirilmelidir.

    Kur’an’ın temel amacı, belirli bilimsel nesneleri teknik ayrıntılarıyla tanımlamak değil; insanın dikkatini yaratılışın düzenine, kudret ve hikmete yöneltmektir. Bu sebeple “Târık” ve “en-necmü’s-sâkıb” ifadeleri, belirli bir gök cismini sınırlı biçimde işaret eden kavramlar olmaktan ziyade, gece karanlığını yararak ortaya çıkan ve insanı tefekküre sevk eden çarpıcı bir kozmik işaret olarak anlaşılmalıdır.

    Sonuç itibarıyla, pulsarlarla kurulan benzerlikler metnin anlam alanını zenginleştiren yorumlar olarak görülebilir; ancak bunların, ayetin asli bağlamını belirleyen zorunlu anlamlar olduğu söylenemez. Asıl vurgu, insanın dikkatini göğe yönelterek onu yaratılış, gözetim ve hesap bilinci ile yüzleştirmektir.