Dr. Cemal Külünkoğlu Kur'an Eksenli Hayat

85 — Buruc Suresi

← Sure listesi

Burûc Sûresi, Mekke döneminde nâzil olmuş olup yirmi iki ayetten oluşur. Sûre, adını ilk ayette geçen ve “burçlar” anlamına gelen burûc kelimesinden alır. Burçlarla donatılmış göğe, vaad edilmiş kıyamet gününe ve o gün gerçekleşecek tanıklıklara yapılan yeminlerle başlayan sûre, daha girişinde ilâhî adalet ve hesap fikrini merkeze alır.

Sûrenin ana ekseninde, yalnızca Allah’a iman ettikleri için zulme uğrayan ashâbü’l-uhdûd (hendek halkı) yer alır. Bu mü’minlerin, inançlarından vazgeçmeleri için ateşle doldurulmuş hendeklere atılarak diri diri yakıldıkları bildirilir. Kur’an bu sahneyi aktarırken, zulmün vahşetini betimlemekten ziyade, iman uğruna verilen bedelin büyüklüğünü ve zulmün ahlâkî mahiyetini gözler önüne serer.

Sûre, bu zulmü işleyenlerin ilâhî adalet karşısında cezasız kalmayacağını kesin bir dille vurgular. Allah’a iman ettikleri için eziyete maruz kalanların ise büyük bir mükâfatla, yani cennetle karşılanacakları bildirilir.

Bu çerçevede geçmiş kavimlere yapılan göndermeler anlam kazanır. Firavun ve Semûd gibi zorbalık ve inkâr yolunu seçmiş toplulukların akıbeti hatırlatılarak, tarih boyunca zulümde ısrar edenlerin aynı ilâhî yasaya tâbi oldukları vurgulanır.

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

  1. 1

    Burçlarla (takımyıldızlarla) dolu göğe,

  2. 2

    O vaad olunan (kıyamet) gün(ün)e,

  3. 3

    Kıyamet günü şahitlik eden peygamberlere ve onların şahitlik ettiği ümmetlere andolsun ki;

  4. 4–5

    (İnananları yakmak için) hendek kazıp (içini) ateşle dolduranlar kahrolmuş ve lanetlenmiştir.

    Rivayetlerde aktarıldığına göre inkâr ve putperestlikte ısrar eden zalimler, yalnızca Rablerine iman ettikleri için mü’minleri kazdırdıkları derin hendeklere atmış; onları diri diri ateşte yakmak sûretiyle sistematik ve dehşet verici bir

    işkenceye maruz bırakmışlardır. Bu zulüm, sadece fiilî şiddetle sınırlı kalmamış; zalimlerin, yaşananları herhangi bir vicdanî sarsıntı duymaksızın seyretmeleriyle ahlâkî çöküşün en uç örneklerinden birini teşkil etmiştir. İnsan onurunun açıkça çiğnendiği bu tabloda, inançlarından vazgeçmeyen mü’minler ise sabır, sadakat ve teslimiyetin sembolü hâline gelmişlerdir.

    Kur’an’da ashâbü’l-uhdûd (hendek halkı) olarak anılan bu zulüm mağdur larına dair Burûc Sûresi’nde yer alan bu kıssa, her çağda zulüm ile iman, güç ile hakikat arasındaki çatışmayı gözler önüne seren evrensel bir mesaj taşır. Ayetler, imanın bedelinin ağır olabileceğini açıkça ortaya koyarken; sabır ve sebat gösterenlerin Allah katında karşılıksız bırakılmayacağını da kesin bir dille vurgular. İlâhî adaletin tecellisi ertelenebilir, fakat asla iptal edilmez; zulümde ısrar edenler er ya da geç yaptıklarının karşılığıyla yüzleşirken, iman edenler için vaat edilen kurtuluş mutlaka gerçekleşir.

    Tefsir ve tarih kaynaklarında bu hadisenin hangi coğrafyada ve hangi dönemde meydana geldiğine dair farklı görüşler bulunmakla birlikte, Kur’an bu konuda bilinçli bir suskunluk sergiler. Olayın tarihsel ayrıntılarına girilmemesi, Kur’an’ın önceliğinin kronoloji değil; ahlâkî mesaj ve ilkesel dersler olduğunu göstermektedir. Böylece kıssa, belirli bir zamana ve mekâna hapsedilmekten kurtarılarak, zulme uğrayan her mü’min için teselli; zulmeden her güç odağı için ise evrensel bir uyarı hâline getirilir.

    Bu yönüyle ashâbü’l-uhdûd kıssası, yerel bir trajedinin ötesine geçerek, inancın baskı ve zorbalık karşısında nasıl dimdik ayakta durabildiğini gösteren ibret verici bir tablo sunar. Kur’an, bu anlatımla mü’minlere sabır ve umut aşılamakta; aynı zamanda insanlığa, gücün değil hakikatin kalıcı olduğunu hatırlatan ahlâkî bir ölçü ortaya koymaktadır.

  5. 6–7

    Hani kendileri (ateş hendeğinin) çevresinde oturmuş, (ateşe attıkları) mü’minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.

  6. 8

    Mü’minlerden öç almalarının tek sebebi mutlak galip ve övgüye lâyık olan Allah’a inanmaları (ve O’nun istediği şekilde yaşamaları)ydı.

    Bkz. 5/59, 7/126, 9/74

  7. 9

    O (Allah) ki göklerin ve yerin mutlak mülkiyet ve hâkimiyeti Kendisine aittir ve üstelik Allah, olup biten her şeye şahittir.

  8. 10

    İnanan erkeklere ve inanan kadınlara işkence edip, sonra yaptıklarına tevbe etmeyenler var ya, işte onlar için cehennem azabı vardır ve yakıcı azap onlaradır.

  9. 11

    İnandıktan sonra faydalı ve iyi işler yapanlar için de altlarından ır maklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş budur.

  10. 12

    Gerçekten Rabbinin (zalimleri azapla) yakalaması çok şiddetlidir.

  11. 13

    (İnsanı) yaratan da (sonra öldürüp tekrar) diriltecek olan da O’dur.

  12. 14

    O, çok bağışlayandır, çok sevendir ve sevilendir.

  13. 15

    O, ulu arşın sahibidir, evrenin mutlak hâkimidir.

  14. 16

    O, dilediği her şeyi yapandır.

  15. 17–18

    (Ey Resul!) Sana Firavun ve Semûd’a ait orduların (uğradıkları felâket) haberi geldi mi?

  16. 19

    Doğrusu (o felâket haberlerine rağmen), inkârcılar hala (Hakk’ı) yalanlamaktadır.

  17. 20

    Oysa Allah, onları arkalarından kuşatmıştır.

  18. 21

    Hiç şüpheniz olmasın ki bu kitap o, çok şerefli bir Kur’an’dır.

  19. 22

    (O) Levh-i Mahfuz’da; ilahi ilmin koruması altındadır.