31 — Lokman Suresi
Lokman Sûresi, Mekke döneminde nazil olmuş ve 34 ayetten oluşmaktadır. Adını, sûrede kıssası anlatılan ve özellikle 12. ve 13. ayetlerde ismi açıkça geçen Lokman’dan alır. Sûrenin ana ekseni; tevhid inancı, ahlaki sorumluluk bilinci ve insanın dünya hayatındaki duruşunu sorgulamasıdır. Sûre, Kur’an’ın; iyilikle, bilinçle ve sorumluluk duygusuyla yaşayanlar için bir hikmet, hidayet ve rahmet kaynağı olduğunu vurgulayarak başlar ve bu bilinçle yaşayanların ebedî mükâfata, yani cennete ulaşacaklarını müjdeler.
Sûrenin en dikkat çekici bölümlerinden biri, bilge bir şahsiyet olarak sunulan Hz. Lokman’ın oğluna verdiği öğütlerdir. Bu nasihatlerin merkezinde, her şeyden önce Allah’a şirk koşmama uyarısı yer alır ve şirkin “en büyük zulüm” olduğu özellikle vurgulanır. Ardından, bireysel ve toplumsal hayatı kuşatan temel ahlaki ilkeler sıralanır: Namazı dosdoğru kılmak, iyiliği emredip kötülükten sakındır mak, zorluklara karşı sabırlı olmak, kibirden uzak durmak, insanlara tepeden bakmamak, alçakgönüllü davranmak ve ölçülü bir yaşam sürmek.
Sûrede anne-babaya iyi davranma emri de açık bir şekilde yer alır. Ancak bu itaatin mutlak olmadığı özellikle belirtilir: Eğer anne-baba, kişiyi Allah’a ortak koşmaya zorlarsa, bu konuda onlara uyulmaması gerektiği ifade edilir. Böylece Kur’an hem aile bağlarını koruyan hem de iman ve vicdan merkezli bir denge kuran net bir ölçü ortaya koyar.
Lokman Sûresi’nin önemli vurgularından biri de Mekke müşriklerinin inatçı ve yönlendirici sapkın tutumlarıdır. Bu kimselerin sadece kendileri sapmakla kalmadıkları, başkalarını da hakikatten uzaklaştırmaya çalıştıkları belirtilir. Buna karşılık, samimiyetle Allah’a yönelen ve iyiliği esas alanların, “kopması mümkün olmayan sağlam bir kulpa” tutundukları ifade edilir. Bu benzetme, Allah ile kurulan sahici bağın, insanı fikrî ve ahlaki savrulmalardan koruyan sağlam bir dayanak olduğunu anlatır.
Sûrede ayrıca kıyamet gerçeği güçlü bir şekilde hatırlatılır. O gün geldiğinde, kimsenin kimseye fayda sağlayamayacağı; herkesin kendi hesabını bizzat vereceği vurgulanır. Mü’minler, dünya hayatının aldatıcılığına kapılmamaları, geçici menfaatleri mutlaklaştırmamaları konusunda uyarılır. Çünkü gerçek ve kalıcı hayat, ölümden sonra başlayacak olan ahiret hayatıdır.
Sûrenin son bölümlerinde ise Allah’ın ilminin ve kudretinin sınırsızlığı ön plana çıkarılır. Kıyametin ne zaman kopacağı, yağmurun ne zaman yağacağı, bir insanın nerede ve ne zaman öleceği gibi bilgilerin yalnızca Allah’ın ilminde olduğu özellikle belirtilir. Böylece insanın bilgisinin sınırlılığı ile ilahî bilginin mutlaklığı arasındaki fark net biçimde ortaya konur. Bu vurgu, insana haddini bilmesini, acziyetini fark etmesini ve tevazu ile Rabbine yönelmesini öğütleyen güçlü bir kapanış niteliği taşır.
Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla
-
1
Elif, Lam, Mim.
Bu harflerle ilgili 2/1 ayetinin dipnotuna bakabilirsiniz.
-
2–3
Bunlar, güzel davrananlara bir hidayet ve rahmet olarak indirilmiş hikmet dolu Kitab’ın ayetleridir.
-
4
O (güzel davrana)nlar; namazı ikame ederler, zekâtı verirler ve onlar ahirete de kesin olarak inanırlar.
Ayetlerde geçen “zekât” kavramını, yalnızca klasik fıkıh literatüründe tanımlandığı şekliyle; asli ihtiyaçların dışında nisap miktarı mala sahip olan kimsenin hukuki bir yükümlülük olarak verdiği belli oranlı malî ibadetle sınırlandırmak, Kur’an’ın ortaya koyduğu anlam dünyasını daraltmak olur. Zira zekât, Kur’an’da tek boyutlu bir mal aktarımı değil; çok daha geniş, derin ve kuşatıcı bir içerikle ele alınan temel bir ilkedir.
Nitekim Bakara 2/3, Enfal 8/3, Hac 22/35, Kasas 28/54, Secde 32/16 ve Şûrâ 42/38 gibi ayetlerde geçen “Kendilerine rızık olarak verdiklerimizi paylaşırlar” ifadesi, zekâtın yalnızca mali bir vecibe değil; aynı zamanda ahlaki bir sorumluluk ve bilinçli bir insani duruş olduğunu açıkça ortaya koyar. Bu çerçevede zekât; sadece para veya mal vermekle sınırlı değildir. Allah’ın insana lütfettiği bilgi, emek, zaman, tecrübe, imkân ve yeteneklerin de başkalarının hayrına sunulması, bu paylaşım ahlakının doğal bir uzantısıdır.
Kur’an’da “zekât” kelimesinin kök anlamı; arınmak, temizlenmek, saflaşmak ve yükselmektir. Bu yönüyle zekât, sadece alanı rahatlatan değil; veren kişiyi de dönüştüren bir ilkedir. Hem bireyin iç dünyasını bencillikten, cimrilikten ve dünyevî bağımlılıklardan arındıran bir ruh terbiyesi, hem de toplumdaki adaletsizlik-
leri onarmaya yönelik bilinçli bir sosyal sorumluluktur. Bu anlam zenginliği, Bakara 2/151, Âl-i İmrân 3/77, Nisâ 4/49, Tevbe 9/103, Meryem 19/13, Tâhâ 20/76, Nûr 24/21, Fâtır 35/18, Necm 53/32, Cuma 62/2, Abese 80/3 ve Şems 91/9 gibi pek çok ayette açık biçimde görülmektedir.
Dolayısıyla zekâtı yalnızca yıllık bir hesap, matematiksel bir oran ya da şekli bir yükümlülük olarak görmek, Kur’an’daki öz anlamını gölgede bırakır. Zekât, Allah’ın verdiği nimetlere karşı şükrün fiilî ifadesidir. Hem malî bir ibadet hem de ahlaki ve ruhsal bir arınma yoludur. Gerçek anlamıyla yaşanan zekât, insanın Rabbine olan bağını derinleştirirken; toplumla olan ilişkilerini de adalet, merhamet ve paylaşım temelinde yeniden inşa eder.
-
5
İşte Rablerinin gösterdiği doğru yol üzerinde olan ve dolayısıyla nihai mutluluğa erişecek olanlar bunlardır.
-
6
İnsanlardan öyleleri vardır ki, bilgisizce (başkalarını) Allah’ın yolundan saptırmak ve onu alay konusu yapmak için (ilahi mesajlar üzerinden) kelime oyunu oynamaya kalkışır. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.
Bu âyet yalnızca hurafe üretimiyle İslam’ın asli mesajını perdelemeye çalışanlara değil; aynı zamanda Kur’an ayetlerini bağlamından koparan, anlam alanlarını daraltan ya da bilinçli biçimde çarpıtarak ilahî hitabı farklı bir yöne sevk etmeye çalışan kimselere yönelik güçlü ve sarsıcı bir uyarı niteliği taşımaktadır. Bu tür yaklaşımlar, görünürde dini savunuyor izlenimi verse de gerçekte Kur’an’ın doğrudan, sorgulayıcı ve dönüştürücü çağrısını etkisizleştirmeyi hedefler. Zira Kur’an’ın bireyi ve toplumu yeniden inşa eden mesajı, yerleşik çıkar ilişkilerini, yapay otoriteleri ve sorgulanamaz kabul edilen dinî kalıpları tehdit etmektedir.
Nitekim Kur’an’ın başka ayetlerinde de benzer uyarılar yer almaktadır. Bu ayetlerde, Kur’an okunduğunda insanların dikkatini dağıtacak yollar aranması, gürültü çıkarılması ya da zihinsel bariyerler oluşturulması, hakikatin duyulmasını engelleme çabası olarak tasvir edilir. Bu engelleme biçimi, yalnızca fiziksel ya da sözlü bir karşı çıkış değil; aynı zamanda kültürel, zihinsel ve ideolojik bir kuşatma anlamına gelir.
-
7
Ayetlerimiz ona okunduğu zaman, sanki kulaklarında bir ağırlık var mış da onu hiç işitmemiş gibi büyüklenerek sırt çevirir. İşte onu can yakıcı bir azapla müjdele!
-
8
(Buna karşılık) iman edip doğru ve yararlı işler yapanlar nimetlerle dolu cennetlere kavuşacaklar.
-
9
Orada Allah’ın şaşmaz vaadine uygun olarak kalacaklar. O, mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.
-
10
O, gökleri görünür destekler olmadan yarattı. Sizi sarsmasın diye yeryüzünü sabit dağlar ile donattı ve orada her çeşit canlı varlığın çoğalmasını sağladı. Yine Biz, gökyüzünden yağmuru indiririz ve onunla yeryüzünde her türlü faydalı bitkiyi yetiştiririz.
Ayette geçen “zevc” terimi, gündelik kullanımda çoğunlukla yalnızca insanın eşi (kadın–erkek partner) anlamıyla sınırlandırılsa da Kur’an’daki (kullanımı) bu dar çerçevenin ötesine taşan, çok katmanlı ve kavramsal bir derinliğe sahiptir. Nitekim bu kelimenin anlam alanı, yalnızca beşerî ilişkilerle sınırlı olmayıp, varlık âleminin bütünüyle ilgili bir yaratılış ilkesine işaret eder.
Bu anlam zenginliği, özellikle Şuarâ Sûresi 7. ayette açık biçimde görülür. Ayette, “Yeryüzünde nice ezvâctan (türlerden/çeşitlerden) bitkiler bitirdiğimizi görmediler mi?” buyrularak “zevc” kelimesi, doğrudan biyolojik eş anlamında değil; tür, çeşit ve sınıflar anlamında kullanılmaktadır. Böylece kelime, doğadaki çokluk, çeşitlilik ve düzenli farklılaşmayı ifade eden kapsayıcı bir kavrama dönüşmektedir.
Bu kullanım, Kur’an’ın “zevc” kavramını yalnızca cinsiyet temelli eşleşmeler için değil; aynı yapı, tür, işlev veya özellik etrafında gruplanmış varlık kategorileri için de kullandığını göstermektedir. Bitkiler, hayvanlar ve hatta cansız varlıklar bağlamında dahi “zevc” , bir karşıtlık ya da tamamlayıcılık ilişkisini değil; daha çok düzenli bir sınıflandırmayı ve yaratılış içindeki uyumu ifade eder.
Bu noktada Kur’anî yaklaşım ile modern bilimin canlıları sınıflandırırken kullandığı tür, cins ve aile gibi kategoriler arasında dikkat çekici bir örtüşme olduğu görülmektedir. Canlılar dünyasında gözlemlenen bu düzenli çeşitlilik, Kur’an’da “zevc” kavramıyla ifade edilen yaratılış sistematiğiyle anlam kazanmaktadır. Aynı ilke, mikro ölçekte atom altı parçacıklardan makro ölçekte kozmik yapılara kadar uzanan evrensel bir denge ve düzen fikrini de çağrıştırır.
-
11
İşte (bunlar) Allah’ın yarattığıdır. Haydi, gösterin bana Allah’ın dışındakiler ne yaratmıştır? Doğrusu zalimler apaçık bir sapıklık içindedir.
-
12
Andolsun ki, biz Lokman’a: “(karşılığında) Allah’a şükret” diye hikmet verdik. Kim (Allah’ın nimetlerine) şükrederse, ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse, bilsin ki Allah her bakımdan sınırsız zengindir (kimsenin şükrüne ihtiyacı yoktur), övülmeye lâyıktır.
-
13
Hani Lokman, oğluna öğüt vererek şöyle demişti: “Ey Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma! Çünkü O’na ortak koşmak şüphesiz büyük bir zulümd ü r.”
-
14
İnsana da anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi, onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. (İşte onun için) insana şöyle emrettik: “Hem bana ve hem de anne babana şükret! Dönüş yalnız banadır.”
Allah’a şükür ile anne-babaya teşekkürün aynı cümle içinde birlikte zikredilmesi, anne-babaya hizmet ve hürmetin dinî açıdan ne denli merkezi bir konuma sahip olduğunu son derece güçlü bir biçimde ortaya koymaktadır. Bu ifade tarzı, Kur’an’ın derin anlam örgüsünü ve eğitici üslubunu yansıtan çarpıcı bir örnektir. Zira insan, dünya hayatına adım atışını zahiren anne ve babasına borçludur; fakat bu varoluşun asıl ve mutlak kaynağı hiç şüphesiz Allah’tır. Bu nedenle anne-babaya duyulan minnet, hayatın vesilesine gösterilen bir vefa iken; Allah’a şükür, hayatı var eden kaynağa yönelmiş bilinçli bir kulluk ve teslimiyet tavrıdır.
Bu bağlamda anne-babaya teşekkür, yalnızca insani ve ahlaki bir erdem olarak değil, doğrudan ilahî bir emir olarak sunulmaktadır. Yani Allah’a karşı duyulan şükrün hayattaki en somut ve görünür karşılıklarından biri, anne ve babaya gösterilen saygı, ilgi ve vefadır. Bu ilişki, soyut bir inanç iddiasının pratik bir ahlaka dönüşmesini sağlar. Dolayısıyla anne-babaya karşı sergilenen ilgisizlik, nankörlük ya da vurdumduymazlık; sadece ahlaki bir eksiklik değil, aynı zamanda şükür bilincindeki bir zayıflığın ve dolaylı olarak Allah’a karşı duyarsızlığın göstergesi olarak değerlendirilir.
Kur’an’ın bu üslubu, insana hem köklerini hatırlatır hem de şükrün yönünü doğru biçimde tayin eder: Hayatın vesilesine saygı göstermek, hayatın gerçek sahibine duyulan şükrün doğal bir yansımasıdır. Böylece iman, soyut bir söylem olmaktan çıkar; vefa, sadakat ve sorumlulukla beslenen bütüncül bir hayat ahlakına dönüşür.
-
15
(Yine Allah:) “Şayet onlar (annen ya da baban), Ben’den başka ilâhın olamayacağı bilgine rağmen, herhangi bir şeyi Bana ortak tanıman için seni zorlayacak olurlarsa, bu hususta onlara itaat etme! Dünya işlerinde onlarla iyi geçin. Bana gönülden yönelenlerin yolunu tut! Sonra dönüşünüz yine banadır. O zaman ben de size yaptıklarınızı haber vereceğim” (buyurur).
-
16
(Lokman:) “Yavrucuğum! Şüphesiz yapılan iş bir hardal tanesi ağır lığında da olsa, bir kayanın içinde yahut göklerde ya da yerin altında da bulunsa, Allah onu çıkarır getirir. Çünkü Allah, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.”
Bu ayet, insanın yaptığı hiçbir şeyin —ne kadar küçük, önemsiz ya da gizli olursa olsun— Allah’ın bilgisi dışında kalmayacağını güçlü bir şekilde hatırlatır. Lokman’ın oğluna verdiği bu öğüt, insanın hayatını sorumluluk bilinciyle sür -
dürmesi ve her davranışının bir değeri ve sonucu olduğunu idrak etmesi içindir. Hardal tanesi örneği, insanın çoğu zaman önemsemediği en küçük fiillerin bile Allah katında karşılıksız kalmayacağını vurgular. “Kayanın içi, gökler ve yerin derinlikleri” gibi ifadeler ise insana göre ulaşılması imkânsız ve gizli mekânları temsil eder; fakat Allah için gizli-açık diye bir ayrım yoktur. O, her şeyi kuşatan ilmiyle her an her şeyden haberdardır.
Bu ayet, insanı başkalarının görüp takdir etmesine göre değil; yaptığı işlerin gerçek değerini Allah katındaki karşılığına göre belirlemeye çağırır. İyilik ya da kötülük, büyük ya da küçük olmasıyla değil; niyet ve samimiyetle anlam kazanır. Gizli bir tebessüm, kimseye duyurulmamış küçük bir yardım ya da kimsenin bilmediği bir hata da ilahî adaletin kapsamındadır. Bu bilinç, insanın iç denetimini canlı tutar; onu gösterişten, riyadan ve başıboşluktan korur. Ayet, kişiyi her an Allah’ın huzurunda olduğu bilinciyle yaşamaya ve attığı her adımın hesabını vereceği gerçeğini unutmamaya davet eder.
-
17
(Lokman öğüdüne devam ederek şöyle demişti:) “Ey yavrucuğum! Namazını ikame et, doğru ve yararlı olanı hayata geçirmeye çalış (sorumluluk al), kötü ve eğriden vazgeçir, başına gelebilecek her belaya sabırla katlan! Doğrusu bütün bunlar, azim ve kararlılıkla yapılması gereken şeylerdir.”
Ayette geçen “namazını ikame et” (namazı dosdoğru kıl, ayakta tut) ifadesi, namazın yalnızca son ümmete özgü bir ibadet olmadığını; insanlık tarihi boyunca ilahî dinlerin ortak bir kulluk pratiği olduğunu açıkça gösterir. Geçmiş ümmetlerin namazlarının şekli, vakitleri ve ritüel ayrıntıları hakkında kesin bilgilerimiz olmasa da bu ifade namazın ilk insandan itibaren Allah ile kul arasındaki en temel bağlardan biri olduğunu ortaya koyar. Namaz; ruhu besleyen, insanın iç dünyasını arındıran, kişiyi kötülüklerden alıkoyan ve ahlaki erdemleri güçlendiren bir ibadettir. Bu yönüyle tarih boyunca tüm ilahî mesajların özünde, Allah’ı anma, O’na yönelme ve hayatı bu bilinçle düzenleme çağrısı yer almış; namaz da bu çağrının en somut araçlarından biri olmuştur.
Kur’an’ın temel vurgularından biri de doğruyu bilmenin tek başına yeterli olmadığı, asıl sorumluluğun bu bilgiyi hayata taşımakta olduğu gerçeğidir. Bu nedenle insanın yalnızca kendi ahlaki bütünlüğünü korumaya çalışması, bireysel düzeyde “iyi” kalması yeterli değildir. Gerçek erdem, Allah’ın emirlerine uygun bir hayat sürerken, bu değerleri toplumsal alanda da görünür ve etkili kılmak için çaba göstermeyi gerektirir.
Doğru yolda yürümek, sadece kişisel bir tercih değil; aynı zamanda topluma karşı üstlenilmiş bir sorumluluktur. Elbette güvenilir olmak, sözünde durmak ve ahde vefa göstermek önemlidir. Ancak bununla yetinmek, kötülüğün örgütlü ve baskın olduğu bir dünyada iyiliği savunmak için yeterli olmaz. İyiliğin yaygınlaş-
ması, adaletin hâkim olması ve insanların haklarını özgürce yaşayabilmesi için bilinçli, sistemli ve kararlı bir toplumsal çabaya ihtiyaç vardır.
Bu sebeple iman, yalnızca bireysel bir inanç beyanı değil; aynı zamanda haklının yanında durma cesareti ve haksızlığa karşı ses çıkarma iradesidir. Yaşanabilir, adil ve erdemli bir toplum; temennilerle değil, sorumluluk üstlenen, vicdanıyla hareket eden ve gerektiğinde bedel ödemeyi göze alan insanların fiilî mücadelesiyle inşa edilir. Namaz da bu mücadelenin merkezinde yer alan, insanı diri tutan ve ona istikamet kazandıran temel bir bilinç kaynağıdır.
-
18
“Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah, büyüklük taslayıp böbürlenen kimseleri sevmez!”
“Böbürlenerek yürüme!” emri, yalnızca insanın yürüyüş biçimine yönelik bir uyarı değil; onun iç dünyasına, niyetine ve başkalarıyla kurduğu ilişkinin mahiyetine dair derin bir ikazdır. Burada hedef alınan şey, bedenin hareketi kadar ruhun tavrıdır. Kibirli, gösterişçi ve yapay bir duruş; insanın kendini olduğundan büyük göstermeye çalışma çabasının dışa vurumudur. Lüksle, marka ile, makamla ya da sahip olunan imkânlarla üstünlük taslamak; özgüvenin değil, çoğu zaman içsel bir eksiklik ve tatminsizlik hâlinin göstergesidir.
İnsan, başkalarının gözüne girmek uğruna kendisini sürekli sergiledikçe, içindeki boşluğu dış onaylarla doldurmaya çalışır. Bu durum, kişiyi samimiyetten uzaklaştırır; onu rol yapan, sürekli kendini ispat etme ihtiyacı hisseden, yapay bir kimliğe hapseder. Kur’an’ın bu uyarısı, insanı büyüklük vehminden uzaklaştırarak yaratılmış olmanın bilinciyle tevazuya çağırır. Çünkü insan ne malıyla ne görünümüyle ne de toplumsal konumuyla değerlidir. Asıl değer; niyette, ahlakta, duruşta ve Allah’a karşı hissedilen sorumluluk bilincindedir.
Bu nedenle mesaj nettir: Sahte bir ihtişamla yürüme, kendini başkalarından üstün görme, hayatı bir gösteriye dönüştürme. Zira kibir, insanı yücelten değil; içten içe çürüten bir hastalıktır. Allah, böbürlenenleri sevmez; içi boş bir gururun peşinden gidenleri de yüceltmez. Gerçek vakar, sessiz bir tevazu içinde; gösterişsiz ama tutarlı bir ahlaki duruşla yaşanan hayattadır.
-
19
“Yürüyüşünde mütevazı ol, sesini yükseltme! Unutma ki, seslerin en çirkini eşeğin anırmasıdır.”
Ayette kullanılan üslup, son derece incelikli, pedagojik ve anlam yüklüdür. Allah, doğrudan buyurgan ve aşağılayıcı bir ifade tercih etmez; “Sesinizi eşek gibi yükseltmeyin” gibi sert bir söylem yerine, önce genel bir ilke koyar: “Sesini yükseltme.” Ardından ise güçlü ama dolaylı bir benzetmeyle bu ilkenin gerekçesini sunar: “Seslerin en çirkini şüphesiz eşeğin sesidir.” Bu yöntem, muhatabı rencide etmeden eğitmeyi amaçlayan Kur’anî üslubun çarpıcı bir örneğidir.
Eşeklerin dağlık ve çorak arazilerde birbirleriyle uzak mesafelerden iletişim kurabilmeleri için oldukça yüksek perdeden ses çıkardıkları bilinmektedir. Bu güçlü anırma, sesin geniş alanlara ulaşmasını sağlar; ancak aynı zamanda sert ve rahatsız edici bir nitelik taşır. Bu bağlamda sesin bütün gücüyle kullanılması, hitabın letafetini azaltmakta ve iletişimi daha kaba ve rahatsız edici hâle getir mektedir.
Kur’an’da bu örnek üzerinden yapılan benzetme, ses tonunun ölçüsüz biçimde yükseltilmesinin uygun olmadığını vurgulayan pedagojik bir anlatım niteliği taşır. Sesini gereksiz biçimde yükselten kişi, iletişim kurmaktan çok muhatabını bastırmaya yönelir; bu durum ise sözün anlamını zayıflatır ve iletişimin sağlıklı akışını bozar.
Dolayısıyla bu anlatım yalnızca konuşma adabına ilişkin bir uyarı değildir. Aynı zamanda insanın kendi davranışını dışarıdan değerlendirmesine imkân veren bir tasvirdir. Sesini yükselterek üstünlük kurmaya çalışan kişinin hâli, sert ve rahatsız edici bir hayvan sesine benzetilerek eleştirilir. Böylece ölçüsüz yüksek ses, bir iletişim aracı olmaktan ziyade fıtrata, nezakete ve insani ilişkilere aykırı bir davranış biçimi olarak ortaya konur.
-
20
Göklerde ve yerde ne varsa hepsini Allah’ın sizin hizmetinize verdiğini, açık ve gizli (görebildiğiniz ve göremediğiniz) nimetlerini üzerinizde tamamladığını görmüyor musunuz? Yine de öyle insanlar vardır ki hiçbir bilgiye, yol gösterici bir rehbere veya aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında tartışıp durur.
-
21
Onlara: “Allah’ın indirdiğine uyun!” dense: “Hayır biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız” derler. Şeytan onları alevli ateşin azabına çağırmış olsa da mı (ona uyacaklar)?
-
22
Kim iyilik yaparak kendini Allah’a teslim ederse, şüphesiz en sağlam kulpa tutunmuştur. Bütün işlerin sonu ancak Allah’a varır.
-
23
Her kim de inkârda diretirse, onun inkârına üzülmen gerekmez. (Nasıl olsa) nihayetinde onlar bize dönecek. Biz de onlara yaptıklarını bir bir haber vereceğiz. Allah, (sadece yapılanları değil,) kalplerde saklı tutulan (niyet ve düşünceleri) de çok iyi bilendir.
-
24
Onlara kısa bir süre hayatın zevkini yaşatırız ama sonunda (yaptıkları yüzünden) onları şiddetli bir azaba sürükleriz.
-
25
Andolsun ki, onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye soracak olsan, hiç tartışmasız: “Allah” diyecekler. De ki: “(O halde bilin ki) bütün övgüler yalnız Allah’a mahsustur!” Fakat onların çoğu (bunun ne demek olduğunu) bilmezler.
-
26
Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’a aittir. Şüphesiz Allah zengindir (kimsenin övgüsüne muhtaç değildir ama) bütün övgüler yalnız O’na mahsustur!
“Şüphesiz Allah zengindir” ifadesi, Allah’ın mutlak anlamda hiçbir şeye muhtaç olmadığını; buna karşılık var olan her şeyin bütünüyle O’na muhtaç olduğunu açıkça bildirir. Allah’ın zenginliği, insana ait geçici ve sınırlı bir zenginlik değildir. O; varlığıyla, kudretiyle, ilmiyle ve rahmetiyle eksiksizdir. Yaratmak için bir araca, hükmetmek için bir desteğe, yüceliğini sürdürmek için kulların ibadetine ya da övgüsüne ihtiyaç duymaz. O’nun zenginliği, varlığın kaynağı olması ve varlığı her an ayakta tutması bakımından mutlak ve sınırsızdır.
İnsan ise, tam aksine, her an ve her yönüyle Allah’a muhtaç bir varlıktır. Sadece basit gibi görünen bir örnek bile bu bağımlılığı açıkça ortaya koyar: İnsan günde ortalama yetmiş bin kez nefes alıp verir. Bu, yalnızca solunumla ilgili bir ihtiyaçtır ve insan bunu bilinçli bir iradeyle değil, kendisine verilen ilahî bir düzen sayesinde gerçekleştirir. Nefes alma refleksi, kalbin atışı, kanın dolaşımı, hücrelerin yenilenmesi, görme, işitme, sindirim ve bağışıklık sistemi gibi sayısız hayati süreç insanın kontrolü dışında, Allah’ın koyduğu kusursuz düzenle devam eder.
Eğer sadece nefes almak bile Allah’ın kudreti ve rahmetiyle mümkün oluyorsa, hayatın geri kalanındaki sayısız ihtiyacın nasıl karşılandığını düşünmek insanın acziyetini daha da net biçimde ortaya koyar. Bu gerçek, insanı kibre değil tevazuya; nankörlüğe değil şükre yöneltmelidir. Çünkü insan, kendi imkânlarını büyüttükçe değil; Allah’ın zenginliğini ve kendi muhtaçlığını idrak ettikçe olgunlaşır.
İşte bu idrak, insanı özgürleştirir. Kendisini yeterli ve bağımsız sanma yanılsamasından kurtaran bu bilinç, kişiyi hem huzura hem de anlamlı bir kulluk bilincine taşır. Gerçek zenginlik, sahip olduklarını mutlak görmekte değil; her şeyin gerçek sahibinin Allah olduğunu fark edebilmekte yatar.
-
27
Yeryüzündeki bütün ağaçlar (birer) kalem, denizler de (mürekkep olsa), sonra (bunlara) yedi (kat daha) deniz (mürekkep olarak) eklense (bunlar yazmakla tükenir ama) Allah’ın (ilmini, kudretini, nimetlerini, merhametini, yazgılarını ifade eden) kelimeleri (yazmakla) tükenmez. Çünkü Allah mutlak galiptir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.
Bkz. 18/109
“Yedi kat deniz” ifadesi, burada matematiksel bir sayıya işaret etmekten ziyade, çokluğu, genişliği ve sınırsızlığı anlatan mecazî bir anlatımdır. Yani yeryüzündeki bütün denizler mürekkep hâline getirilse, ardından bir o kadar daha eklense bile, bu sınırsız gibi görünen mürekkep dahi Allah’ın kelimelerini yazmaya yetmezdi. Bu benzetme, insanın ölçüleriyle kavranamayacak olan ilahî büyüklüğü ve sonsuzluğu zihne yaklaştırmak için kullanılan güçlü bir tasvirdir.
Ayetlerde geçen “Allah’ın kelimeleri” ifadesi ise yalnızca yazılı sözleri ya da kutsal metinleri değil; Allah’ın “ol” emriyle var ettiği bütün varlıkları, bu varlıkların işleyişini sağlayan yasaları, kaderlerini belirleyen düzeni ve evrende cereyan eden tüm ilahî tasarrufları kapsar. Bir yaprağın düşüşünden galaksilerin hareketine, bir hücrenin bölünmesinden insan bilincinin oluşumuna kadar her şey, Allah’ın kelimelerinin birer tecellisidir. Çünkü O’nun kelamı, sadece söylenen değil; yaratılan, yaşatılan ve düzenlenen her şeydir.
Bu anlatım aynı zamanda Allah’ın yaratma kudretinin ve bilgisinin sonsuzluğunu vurgular. İnsan, bu büyüklük üzerinde düşündükçe kendi sınırlarını, bilgisinin darlığını ve gücünün geçiciliğini daha iyi fark eder. İşte bu fark ediş, insanı kibirden uzaklaştırır ve tevazuya yöneltir. Zira ne kelimeler ne diller ne kitaplar ne de semboller; Allah’ın ilmini ve kudretini bütünüyle kuşatamaz. Kur’an, bu benzetmeyle insana şunu hatırlatır: Anlamaya çalışmak bir kulluk biçimidir; ama kuşatmaya çalışmak bir yanılgıdır.
-
28
(Ey insanlar!) Sizin yaratılmanız ve öldükten sonra tekrar diriltilmeniz, ancak bir tek insanı yaratmak ve diriltmek gibidir. Şüphesiz Allah (her şeyi) hakkıyla işitendir, (her şeyi) hakkıyla görendir.
-
29
Bilmez misin gündüzü kısaltarak geceyi uzatan ve geceyi kısaltarak gündüzü uzatan Allah’tır. O, her biri belirlenmiş bir vade içinde (kendi ekseni etrafında) hareketini sürdüren Güneş’i ve Ay’ı (kendi yasalarına) tabi kılmıştır. Ve bilmez misiniz ki, Allah yaptığınız her şeyi en ince ayrıntısına kadar iyi biliyor!
Bkz. 22/61 ve dipnotu.
-
30
Gerçek budur. Yalnızca Allah, Mutlak hakikattir ve insanların O’nun dışında yalvarıp yakardığı her şey bütünüyle batıldır. Gerçekten Allah, çok yücedir, çok büyüktür!
-
31
(Allah’ın) âyetlerinden bazılarını size göstermesi (ve işlerinizi kolaylaştırması) için, Allah’ın lütfuyla denizde akıp giden gemileri görmüyor musun? Elbette bunda, sıkıntılara göğüs geren ve (Allah’a karşı) derin bir şükran duygusu taşıyan herkes için mesajlar vardır.
-
32
(Güvenli ortamlarda Allah’ı unutanlar, denizde gemilerle seyahat ederlerken) onları kara bulutlar gibi dalgalar kuşattığı zaman (o anda) bütün içtenlikleriyle yalnız Allah’a yalvarırlar. Fakat Allah onları karaya çıkarıp kurtardığı zaman, içlerinden bir kısmı yolun ortasında (inanmakla inkâr etmek arasında) bocalar. Zaten Bizim ayetlerimiz karşısında zulüm ve nankörlükte sınır tanımayanlardan başkası ayak diremez.
-
33
Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının! Hiçbir anne-babanın çocuğuna yarar sağlayamayacağı ve hiçbir çocuğun da anne-babasına fayda veremeyeceği günden sakının (ona göre hazırlık yapın)! Şüphesiz Allah’ın vadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın! O aldatıcı da Allah’la sizi aldatmasın!
Bu ifade, “kimsenin kimseye faydasının dokunamayacağı günden sakınma” çağrısının, salt korku duygusuna dayalı soyut bir ahiret inancıyla sınırlı olmadığını ortaya koyar. Asıl hedeflenen, o gün herkesin yalnızca kendi amelleriyle değerlendirileceği bilinciyle şimdiden bir hayat inşa etmektir. Yani insan, herhangi bir aracılığa, ayrıcalığa ya da başkasının kurtarıcılığına güvenmeden; sorumluluğu bütünüyle üstlenerek yaşamalıdır. Bu perspektifte kurtuluş, başkalarının desteğine değil, kişinin kendi bilinçli tercih ve eylemlerine bağlıdır.
Kur’an, bu yalnızlığı son derece çarpıcı tasvirlerle dile getirir: “O gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacaktır” (Abese 80/34–36); “Artık aralarındaki soy bağları fayda vermez ve birbirlerine soru da soramazlar” (Mü’minûn 23/101). Bu ayetler, mahşerin, dünyevî bağların ve statülerin tamamen hükümsüz kaldığı bir mutlak adalet sahnesi olduğunu vurgular. O gün, akrabalık, aidiyet, ün ya da otorite değil; yalnızca kişinin yaptığı ve yapmadığı şeyler konuşacaktır.
Bu bağlamda, dünyada sıkça dile getirilen şefaat söylemlerinin “torpil” ya da ayrıcalık mekanizmasına dönüştürülmesi, ayetlerin açık mesajıyla bağdaşmaz. Mahşerde her birey Allah’ın huzuruna tek başına çıkar; kimse kimse adına sorumluluk üstlenemez. İlahi hüküm, kişiye özel ayrıcalıklar tanımaz; adalet, her kes için aynı ölçüyle tecelli eder.
“O aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın” uyarısını yalnızca şeytanın bireysel vesveseleriyle sınırlamak, ifadenin kapsamını daraltmak olur. Zira günümüzde Allah adına konuşarak insanları yanıltan yapılar, klasik aldatma biçimlerinin çok ötesine geçmiştir. Din, kimi çevrelerin elinde bir arınma ve bilinçlenme yolu olmaktan çıkarılıp; otorite kurmanın, çıkar üretmenin ve sorgusuz itaati sağlamanın aracı hâline getirilebilmektedir.
Bu süreçte en tehlikeli olan, aldatmanın açık inkâr ya da günah şeklinde değil; dindarlık görüntüsü altında gerçekleşmesidir. Allah’ın adı, peygamberin otoritesi ve kutsal kavramlar, bireylerin eleştirel düşünme yetisini askıya almaya yarayan araçlara dönüştürülebilmektedir. Böylece insanlar, Allah’a duydukları saygı sebebiyle sorgulamaktan kaçınmakta; bu da onları en savunmasız noktadan kuşatan bir istismar alanı doğurmaktadır.
Dolayısıyla gerçek iman, her söyleneni kayıtsız şartsız kabul etmek değil; aklı, vicdanı ve vahyi birlikte işleterek hakikati aramaktır. Allah’a duyulan sevgi ve bağlılık, insanı başkalarına teslim eden bir bağımlılık değil; bilinci özgürleştiren, sorumluluğu bireyselleştiren bir güç olmalıdır. Aksi hâlde “Allah ile aldatılmak” , yalnızca bireysel bir yanılgı değil; toplumsal ölçekte derin bir tahribat hâline gelir.
-
34
Şüphesiz ki kıyametin kopuş saatiyle ilgili bilgi sadece Allah’ın katındadır. Yağmuru O yağdırır, rahîmlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Hiç kimse hangi yerde öleceğini bilmez. Allah elbette her şeyi hakkıyla bilendir, her şeyden hakkıyla haberdardır.
İslâmî literatürde bu beş bilinmez alan, “Mugayyebât-ı Hamse” (beş gaybî bilgi) olarak adlandırılır. Kur’an’da bu bilgiler şöyle ifade edilir: Kıyametin ne zaman kopacağını yalnızca Allah bilir; yağmuru O indirir, rahîmlerde olanı O bilir; hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilemez, hiçbir kimse nerede öleceğini bilemez. Allah, her şeyi hakkıyla bilen ve her şeyden haberdar olandır. Bu beşli tasnif, insan bilgisinin sınırlarını ve ilahî ilmin mutlaklığını ortaya koyan temel bir çerçeve sunar.
Burada dikkat çekici olan, Kur’an’ın bu hususları dile getirirken benimsediği üslup ve bağlamdır. Örneğin ayette “yağmurun ne zaman yağacağını siz bilemezsiniz” denilmez; bunun yerine “yağmuru Allah indirir” ifadesi kullanılır. Bu tercih, salt bilgi eksikliğine değil, kudret ve iradenin kaynağına vurgu yapar. Benzer şekilde “rahîmlerde olanı O bilir” ifadesi, yalnızca biyolojik bir veri—ör neğin cinsiyet—ile sınırlı değildir; rahîmdeki varlığın kaderi, mizacı, potansiyeli, yaşayıp yaşamayacağı ve hayat içindeki etkileri gibi nitel boyutları kapsar. Dolayısıyla burada söz konusu olan, nicel bir tespit değil, bütünüyle ilahî ilme ait nitel bir kuşatıcılıktır.
Teknolojik gelişmeler üzerinden bu ayetlerin geçerliliğini tartışmaya açmak, bağlamı daraltan bir yaklaşımdır. Zira ayette yer alan diğer üç bilgi alanı insan idrakinin açıkça ötesine işaret eder: Kıyametin vakti yalnızca Allah’ın ilmindedir; yarın ne kazanılacağı—maddi kazançlar ve başa gelecek hadiseler dâhil—bilinemez; ölümün zamanı ve yeri önceden tayin edilemez. Bu alanlar, insanın öngörü kapasitesini aşan mutlak gayb alanlarıdır.
Bu nedenle yağmurun meteorolojik modellerle tahmin edilmesi ya da ceninin cinsiyetinin tıbbî araçlarla belirlenmesi, ilahî kudreti veya gayb bilgisini kuşatmak anlamına gelmez. Bunlar, Allah’ın koyduğu düzen içinde insana açılan sınırlı bilgi imkânlarıdır. Kur’an ise bu düzenin sahibinin Allah olduğunu ve insan bilgisinin ancak izin verilen ölçüde ve çerçevede işlediğini hatırlatır.
Sonuç olarak, zaman ilerledikçe Kur’an’ın mesajı eskimez; bilakis insan idraki geliştikçe metnin derinliği daha berrak görünür. Kur’an’ı bilimle yarıştırmak yerine, bilimi Kur’an’ın sunduğu bütüncül bakışla anlamlandırmak gerekir. Çünkü Kur’an, değişmeyen hakikate hitap eder.
Kur’an-ı Kerim Meal ve Tefsiri
Dr. Cemal KÜLÜNKOĞLU
Yazı İşleri Müdür:
Hasan KARAOSMAN
Editör:
Duru ÇAVUŞOĞLU
Grafik ve Kapak Tasarım:
Refika Nur TUNCAY
ISBN: 978-625-6576-24-7
Yayıncı Sertifika No:48048
Basım Yeri/ Yılı: 2026 İstanbul
Burhan Yayınları Matbaa ve Oyuncak Paz. San. Tic. Ltd. Şti
TAKIM BARKODU CİLTBARKODU
EDİTÖR NOTU ........................................................................................................................................ 9 TAKDİM ..................................................................................................................................................... 11 FATİHA SÛRESİ (1. SÛRE) .......................................................................................................... 22 BAKARA SÛRESİ (2. SÛRE) ....................................................................................................... 29 ALİ İMRAN SÛRESİ (3. SÛRE) .............................................................................................. 199 NİSA SÛRESİ (4. SÛRE) ............................................................................................................... 300 MAİDE SÛRESİ (5. SÛRE) ......................................................................................................... 411 EN’ AM SÛRESİ (6. SÛRE) ........................................................................................................... 475 A’RAF SÛRESİ (7. SÛRE) ............................................................................................................ 534 ENFÂL SÛRESİ (8. SÛRE) ........................................................................................................... 627
TEVBE SÛRESİ (9. SÛRE) ............................................................................................................. 11 YÛNUS SÛRESİ (10. SÛRE) ......................................................................................................... 66 HUD SÛRESİ (11. SÛRE) ............................................................................................................ 107 YÛSUF SÛRESİ (12. SÛRE) ....................................................................................................... 150 RA ’D SÛRESİ (13. SÛRE) .............................................................................................................182 İBRAHİM SÛRESİ (14. SÛRE) ................................................................................................ 205 HİCR SÛRESİ (15. SÛRE) ........................................................................................................... 227 NÂHL SÛRESİ (16. SÛRE) .......................................................................................................... 245 İSRA SÛRESİ (17. SÛRE) ............................................................................................................. 288 KEHF SÛRESİ (18. SÛRE) .......................................................................................................... 324
MERYEM SÛRESİ (19. SÛRE) ................................................................................................. 355 TÂHÂ SÛRESİ (20. SÛRE) .......................................................................................................... 378 ENBİY A SÛRESİ (21. SÛRE) ..................................................................................................... 413 HAC SÛRESİ (22. SÛRE) ............................................................................................................. 432 MÜ’MİNUN SÛRESİ (23. SÛRE) .......................................................................................... 462 NUR SÛRESİ (24. SÛRE) ............................................................................................................. 492 FURKAN SÛRESİ (25. SÛRE) .................................................................................................. 518 ŞUARA SÛRESİ (26. SÛRE) ....................................................................................................... 540 NEML SÛRESİ (27. SÛRE) .......................................................................................................... 562 KASAS SÛRESİ (28. SÛRE) ........................................................................................................ 583 ANKEBÛTSÛRESİ (29. SÛRE) .............................................................................................. 610 RÛM SÛRESİ (30. SÛRE) ............................................................................................................. 634 LOKMAN SÛRESİ (31. SÛRE) ................................................................................................ 657
SECDE SÛRESİ (32. SÛRE) .......................................................................................................... 11 AHZAB SÛRESİ (33. SÛRE) ........................................................................................................ 21 SEBE SÛRESİ (34. SÛRE) .............................................................................................................. 50 FATIR SÛRESİ (35. SÛRE) ............................................................................................................ 65 YÂSÎN SÛRESİ (36. SÛRE) ............................................................................................................ 78 SAFFATSÛRESİ (37. SÛRE) ........................................................................................................ 96 SÂD SÛRESİ (38. SÛRE) .............................................................................................................. 115 ZÜMER SÛRESİ (39. SÛRE) ......................................................................................................126 MÜ’MİN SÛRESİ (40. SÛRE) ................................................................................................... 149 FUSSILETSÛRESİ (41. SÛRE) ................................................................................................ 175
ŞÛRA SÛRESİ (42. SÛRE) ........................................................................................................... 189 ZUHRUF SÛRESİ (43. SÛRE) .................................................................................................. 205 DUHAN SÛRESİ (44. SÛRE) .................................................................................................... 207 CÂSİYE SÛRESİ (45. SÛRE) ..................................................................................................... 226 AHKÂF SÛRESİ (46. SÛRE) ...................................................................................................... 246 MUHAMMED SÛRESİ (47. SÛRE) ...................................................................................... 261 FETİH SÛRESİ (48. SÛRE) ......................................................................................................... 276 HUCÛRATSÛRESİ (49. SÛRE) ............................................................................................. 291 KÂF SÛRESİ (50. SÛRE) .............................................................................................................. 300 ZÂRİYATSÛRESİ (51. SÛRE) ................................................................................................. 309 TÛR SÛRESİ (52. SÛRE) .............................................................................................................. 320 NECM SÛRESİ (53. SÛRE) ......................................................................................................... 328 KAMER SÛRESİ (54. SÛRE) ..................................................................................................... 339 RAHMÂN SÛRESİ (55. SÛRE) ............................................................................................... 350 VAKIA SÛRESİ(56. SÛRE) ........................................................................................................ 366 HADİD SÛRESİ (57. SÛRE) ..................................................................................................... 380 MÜCÂDELE SÛRESİ (58. SÛRE) ......................................................................................... 396 HAŞR SÛRESİ (59. SÛRE) ......................................................................................................... 404 MÜMTEHİNE SÛRESİ (60. SÛRE) ..................................................................................... 417 SAFF SÛRESİ (61. SÛRE) ............................................................................................................424 CUMA SÛRESİ (62. SÛRE) ........................................................................................................ 431 MÜNÂFİKÛN SÛRESİ (63. SÛRE) ...................................................................................... 437 TEGÂBÛN SÛRESİ (64. SÛRE) .............................................................................................. 443 TALAK SÛRESİ (65. SÛRE) ...................................................................................................... 451 TAHRİM SÛRESİ (66. SÛRE) ................................................................................................. 457
MÜLK SÛRESİ (67. SÛRE) ......................................................................................................... 467 KALEM SÛRESİ (68. SÛRE) ..................................................................................................... 476 HAKKA SÛRESİ (69. SÛRE) ..................................................................................................... 487 MEARİC SÛRESİ (70. SÛRE) ................................................................................................... 494 NÛH SÛRESİ (71. SÛRE) ............................................................................................................ 499 CİN SÛRESİ (72. SÛRE) ............................................................................................................... 503 MÜZEMMİL SÛRESİ (73. SÛRE) ......................................................................................... 514 MÜDDESSİR SÛRESİ (74. SÛRE) ........................................................................................ 519 KIYÂMETSÛRESİ (75. SÛRE) ............................................................................................... 527 İNSAN SÛRESİ (76. SÛRE) ........................................................................................................ 531 MÜRSELÂTSÛRESİ (77. SÛRE) ........................................................................................... 538 NEBE SÛRESİ (78. SÛRE) ........................................................................................................... 542 NÂZİÂTSÛRESİ (79. SÛRE) .................................................................................................... 548 ABESE SÛRESİ (80. SÛRE) ....................................................................................................... 553 TEKVİR SÛRESİ(81. SÛRE) ..................................................................................................... 559 İNFİTAR SÛRESİ (82. SÛRE) .................................................................................................. 563 MUTAFFİFÎN SÛRESİ (83. SÛRE) ...................................................................................... 566 İNŞİKAK SÛRESİ (84. SÛRE) .................................................................................................. 570 BURÛC SÛRESİ(85. SÛRE) ..................................................................................................... 573 TARIK SÛRESİ (86. SÛRE) ........................................................................................................ 576 A’LÂ SÛRESİ (87. SÛRE) ............................................................................................................. 579 ĞÂŞİYE SÛRESİ (88. SÛRE) ..................................................................................................... 583 FECR SÛRESİ (89. SÛRE) ........................................................................................................... 586 BELED SÛRESİ (90. SÛRE) ........................................................................................................ 591 ŞEMS SÛRESİ (91. SÛRE) ........................................................................................................... 596
LEYL SÛRESİ (92. SÛRE) ............................................................................................................ 599 DUHÂ SÛRESİ (93. SÛRE) ........................................................................................................ 602 İNŞİRAH SÛRESİ (94. SÛRE) ................................................................................................. 605 TÎN SÛRESİ (95. SÛRE) ............................................................................................................... 607 ALÂK SÛRESİ (96. SÛRE) ........................................................................................................ 612 KADİR SÛRESİ(97. SÛRE) ....................................................................................................... 616 BEYYİNE SÛRESİ (98. SÛRE) ................................................................................................. 620 ZİLZÂL SÛRESİ (99. SÛRE) ...................................................................................................... 622 ÂDİYÂTSÛRESİ (100. SÛRE) .................................................................................................. 624 KARİ’ A SÛRESİ (101. SÛRE) .................................................................................................... 626 TEKÂSÜR SÛRESİ (102. SÛRE) ............................................................................................. 628 ASR SÛRESİ (103. SÛRE) ............................................................................................................ 631 HÜMEZE SÛRESİ(104. SÛRE) .............................................................................................. 633 FİL SÛRESİ (105. SÛRE) .............................................................................................................. 635 KUREYŞ SÛRESİ(106. SÛRE) ................................................................................................. 637 MÂUN SÛRESİ (107. SÛRE) .................................................................................................... 640 KEVSER SÛRESİ (108. SÛRE) ................................................................................................. 643 KÂFİRUN SÛRESİ (109. SÛRE) ............................................................................................ 646 NASR SÛRESİ (110. SÛRE) ....................................................................................................... 648 TEBBETSÛRESİ(111. SÛRE) ................................................................................................ 649 İHLÂS SÛRESİ(112. SÛRE) ...................................................................................................... 651 FELAK SÛRESİ(113. SÛRE) .................................................................................................... 654 NAS SÛRESİ(114. SÛRE) ............................................................................................................ 658