Dr. Cemal Külünkoğlu Kur'an Eksenli Hayat

71 — Nuh Suresi

← Sure listesi

Nûh Sûresi, Mekke döneminde nazil olmuş, yirmi sekiz ayetten oluşan bir sûredir ve adını, kıssası merkezî biçimde ele alınan Hz. Nûh’tan alır. Sûrede, Hz. Nûh’un uzun yıllara yayılan tebliğ mücadelesi ve bu mücadelenin tarihsel sonucu olan tufan hadisesi, ibret verici bir bütünlük içinde sunulur.

Sûre, Hz. Nûh’un Allah tarafından peygamber olarak görevlendirildiğini ve kavmini şirkten uzaklaşmaya, yalnızca Allah’a kulluk etmeye, O’na karşı sorumluluk bilinciyle yaşamaya ve kendi peygamberliğini kabul etmeye çağırdığını aktarır. Bu davetin, belirli zamanlarla sınırlı olmadığı; gece ve gündüz, açık ve gizli olmak üzere her imkân değerlendirilerek sabırla sürdürüldüğü özellikle vurgulanır. Böylece tebliğin sürekliliği, yöntemi ve ahlaki temeli ortaya konur.

Buna karşılık sûrede, kavmin bu çağrıya bilinçli bir direnç gösterdiği anlatılır. İlahi mesajı reddetmekle kalmamış; onu duymamak ve etkisiz kılmak için kulaklarını kapatmaya, birbirlerini inatla desteklemeye ve putperest inançlarında ısrar etmeye yönelmişlerdir. Hz. Nûh’un temel amacı ise onların helâki değil, kurtuluşu olmuştur. Bu nedenle kavmine, Allah’tan bağışlanma dilemeyi teklif etmiş; bağışlanmanın hem dünyevî hem de uhrevî nimetlere vesile olacağını ifade etmiştir.

Sûre, bu anlatımı insanın yaratılışı ve tabiatta gözlemlenen düzen örnekleriyle destekleyerek, Allah’ın birliğine dair aklî ve kevnî deliller sunar. Ancak bütün bu çabalara rağmen kavmin ıslah olmayacağını anlayan Hz. Nûh, sonunda Rabbine yönelerek onları şikâyet etmiş; inkârda ısrar eden bu toplumun yeryüzünde kalıcı olmamasını talep etmiştir. Bunun üzerine ilahî hüküm tecelli etmiş ve Nûh kavmi tufan yoluyla helâk edilmiştir.

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

  1. 1

    Doğrusu biz Nuh’u, “Kendilerine can yakıcı bir azap gelmezden önce milletini uyarsın” diye kavmine (elçi olarak) gönderdik.

  2. 2

    O da “Ey halkım!” dedi, “Şüphesiz ben, size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.

  3. 3

    “Yalnız Allah’a kulluk edin, O’na karşı gelmekten sakının ve bana uyun ki,

  4. 4

    (Allah) Günahlarınızı affetsin ve sizi belirli bir vakte, yani ölüm anına kadar azap çektirmeksizin hayatta bıraksın. Çünkü Allah’ın takdir ettiği ecel (ölüm) gelince, asla ertelenmez. Keşke bunu bilseniz (de imam etseniz)!”

  5. 5

    Nihayet, (uzun zaman süren tebliğin ardından Nuh) şöyle münacatta bulundu: “Ey Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim.

  6. 6

    Fakat benim davetim, onları daha da uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramadı.”

  7. 7

    “Doğrusu ben senin onları bağışlaman için kendilerini her çağrışımda, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (beni görmemek için) örtülerini başlarına çektiler, (hakka karşı) direndiler, büyük bir kibir gösterdiler.”

  8. 8

    “Sonra onları daha açık bir şekilde imana davet ettim.”

  9. 9

    “Daha sonra onlara hem açıktan açığa tebliğ ettim hem de gizliden gizliye (bir bir, yüz yüze) kendileriyle konuştum.”

  10. 10

    Dedim ki: “Rabbinizden günahlarınızın bağışlanmasını dileyin. Çünkü O, çok bağışlayandır.”

  11. 11

    “(Öyle yapın ki, Allah) üzerinize gökten sağanak (yağmur) yağdırsın.

  12. 12

    Sizi mallar ve oğullarla güçlendirsin. Size (ürün yüklü) bağlar, bahçeler versin ve sizin için nehirler akıtsın.”

  13. 13

    “Size ne oluyor ki, Allah’a gereken saygıyı göstermiyorsunuz?

  14. 14

    Hâlbuki O, sizi türlü türlü evrelerden geçirerek yaratmıştır.”

  15. 15

    “Görmüyor musunuz, Allah yedi göğü uyumlu bir bütün olarak nasıl yarattı?”

  16. 16

    “Aralarında Ay’a aydınlık verdi ve Güneş’in ışık saçmasını sağladı.”

  17. 17

    “Allah, bitkilerde olduğu gibi sizi (Âdem’i) de yerden bitirdi (topraktan yarattı.)”

  18. 18

    “Sonra sizi (ölünce) yine oraya geri döndürecek ve en sonunda tarifsiz bir çıkarışla yeniden çıkaracaktır.”

  19. 19

    “Allah yeryüzünü sizin için bir döşek (yerleşim yeri) yaptı.”

  20. 20

    Üzerinde gezip dolaşmanız için yollar ve vadiler oluşturdu.

  21. 21

    Nuh devamla (Allah’a yönelerek); “Ya Rabbi!” dedi, “Hep bana başkaldırdılar. Malı ve evladı kendilerini hüsrana sürüklemekten başka işe yaramayan (servet ve güç sahibi kodaman)lara uydular.

  22. 22

    “Üstelik (bana) büyük büyük tuzaklar kurdular.

  23. 23

    Bir de (birbirlerine) şöyle dediler: “Sakın ilâhlarınızı (tapındığınız putları) bırakmayın! Hele (en büyükleri olan) Vedd’i, Suvâ’ı, Yeğûs’u, Ye’ûk’u, Nesr’i, asla bırakmayın!”

    Ayette adı geçen ve herhangi bir yaratıcı nitelik taşımayan bu putlar, Hz. Nûh’un kavminin tapındığı en yaygın sahte ilahlar arasında yer almaktaydı. Bunlar, mahiyet itibarıyla yalnızca taş, ağaç veya madenlerden yapılmış şekillerden ibaretti ne fayda sağlayabilecek ne de zarar verebilecek bir güce sahiptiler. Buna rağmen toplum tarafından kutsallaştırılmış, zamanla halkın inanç dünyasında derin ve sorgulanmaz bir konum edinmişlerdi.

    Vedd, Kudâa kabilesinin bir kolu olan Benî Kelb bin Vebûre’ye nispet edilen bir puttu. İri yapılı bir erkek figürü şeklinde tasvir edilmesi, onun güç ve otoriteyi temsil eden sembolik bir anlamla ilişkilendirildiğini göstermektedir.

    Suvâ‘ , Huzeyl kabilesinin ilahı olup kadın sûretinde yapılmıştı. Bu figürün, bereket, şefkat veya anaçlık gibi kavramlarla bağlantılı olarak algılandığı anlaşılmaktadır.

    Yeğûs, Tay kabilesi ile ona bağlı bazı kolların taptığı bir puttu ve dişi aslan biçiminde tasvir edilmişti. Aslan figürünün, cesaret ve kudretin simgesi olarak benimsenmiş olması muhtemeldir.

    Ye‘ûk, Yemen bölgesinde yaşayan Hemdan kabilesine bağlı Heyvân kolunun ilahıydı ve at sûretinde yapılmıştı. Bu tasvir, sürat, asalet ve savaşçılık gibi değerlerle ilişkilendirilmiş olabilir.

    Nesr ise Himyer bölgesinde yaşayan Âl-i Zü’l-Kulâ kabilesine ait olup akbaba biçiminde tasarlanmıştı. Yüksekten uçması ve göğe yakınlığı sebebiyle akbabanın kutsallıkla irtibatlandırıldığı anlaşılmaktadır.

    Bu putların ortak yönü, insan ya da hayvan biçimlerinde tasarlanmış olmaları ve her birinin, ilgili kabilelerin kültürel değerleri doğrultusunda yüceltilmiş semboller hâline getirilmesidir. Kur’an, bu tür nesnelere kutsallık atfedilerek tapılmasını; fıtrata, akla ve vahyin özüne bütünüyle aykırı bir sapma olarak değerlendirir. Nûh’un kavmi, atalarından devraldıkları bu sahte dinî gelenekleri sorgulamadan sürdürmüş; böylece hakikati bilinçli biçimde reddederek ilahî çağrıya sırt çevirmiştir.

  24. 24

    “Onlar gerçekten birçoklarını saptırdılar. (Rabbim!) Madem öyle yap- tılar, Sen de bu zalimleri hedeflerinden daha fazla saptır!”

  25. 25

    Bunlar, hataları (inkâr ve isyanları) yüzünden (tufan ile) suda boğuldular, sonra ateşe sokuldular (cehenneme girdiler) ve kendilerini Allah’a karşı koruyacak bir yardımcı bulamadılar.

  26. 26

    Nuh, duasını şöyle tamamladı: “Ey Rabbim! Kâfirlerden yeryüzünde orada mesken tutacak kimseyi bırakma!

  27. 27

    “Çünkü sen onları bırakırsan, sana kulluk edenleri hep saptırmaya çalışırlar ve yalnızca fesada ve inkâra sebep olurlar.

  28. 28

    “Rabbim! Beni, ana babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla! Zalimleri de tez elden helak et.”